TÜRKİYE SOLUNUN ZORLU SINAVI

01/12/2021 15:20 262

 

Türkiye hızla bir karanlığa sürüklenir ve toplum giderek daha çok yoksullaşır, yaşam daha bir çekilmez hale gelirken, kuşkusuz tek adam iktidarına karşı muhalefet yeni politikalar oluşturmak için çabalıyor.

Millet İttifakı adı verilen 6 siyasi parti, doğrusunu söylemek gerekirse şimdiye kadar pek alışık olmadığımız biçimde özenli bir çalışma yürütüyorlar.

Ülkemizin içinde bulunduğu sosyal, ekonomik ve siyasal sorunlar her gün gerek meclis kürsüsünden gerekse farklı medya platformları üzerinden dile getiriliyor.

Ancak halka verecek tek bir sözü, anlatacak hiçbir hikayesi kalmayan iktidar kendine hareket alanı açabilmek için sürekli bir gerginlik politikası uyguluyor, çözümü kaos ve çatışma ortamında arıyor.

Üstelik de tüm bunları yaparken “artık tek ses, tek yürek!” de olamıyorlar.

Kimileri panik havası içerisinde şimdiden çözülmeye, itiraflara başladı bile.

İşte tam bu noktada bu tek adam yönetimini iktidardan uzaklaştırmak için toplumsal muhalefete çok büyük görev düşüyor.

Millet ittifakının ana omurgasını oluşturan CHP ve Genel Başkan Kılıçdaroğlu, eskiye göre çok daha somut, halka dokunan, anlaşılır, toplumda karşılık bulan eylem ve söylemlerle aslında iyi bir sınav veriyor.

CHP yi merkez sol bir parti olarak düşünürsek, geri kalan partilerin tamamı sağ ideolojik tabana sahip partiler.

Bu partilerle yaklaşan bir erken ya da baskın seçimde başarılı sonuç alınabilir belki ama Türkiye’nin demokratik dönüşümünü sağlayabilmek çok zor.

Çünkü her birinin kendine göre kırmızı çizgileri, farklı referansları ve beklentileri var.

CHP de dahil hepsinin tek amacı iktidara gelmek.

İktidar olmayı tek hedef olarak önceleyen bir ittifakın demokratik, sosyal bir hukuk devletinin olmazsa olmazı dönüşümleri gerçekleştirmeleri pek mümkün görünmüyor.

Kuşkusuz yoksul ve de yoksun halkın ekonomik yaşamında kısmi iyileştirmeler sağlanabilir, TBMM’ ne saygınlık kazandırılabilir, hukuk sistemi yeniden oluşturulabilir, yargı siyasetin gölgesinden kurtulabilir, vatandaşın devlete ve yargıya güveni yeniden tesis edilebilir.

Ancak gerçek anlamda demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla yerleştirilebilmesi için hiç zaman geçirilmeden bir demokrasi ittifakının oluşturulması zorunludur.

Aksi halde bugün hepimize çok sıcak ve sempatik gelen “helalleşme” ilerde bir uzlaşmaya dönüşebilir.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu konudaki yaklaşımını ben oldukça samimi ve zorunlu uygulanması gereken bir hamle olarak görüyorum.

Ama mevcut Millet İttifakı içerisinde yer alan partilerin ideolojik bagajlarında çok farklı enstrümanların olduğu da bir gerçek.

Hele de yarın iktidar olduklarında kimilerinin mevcut iktidarda olduğu gibi bir güç zehirlenmesine uğramayacaklarının da garantisi yok.

Türkiye’nin kurtuluşu çok daha geniş bir toplumsal güç birliğinden geçiyor.

Unutmayalım ki, Millet İttifakı içerisinde yaklaşık 6 milyon oy almış, toplumun her kesiminde örgütlü, mecliste temsil edilen bir HDP’yi hala kabullenemeyen parti ya da görüşler var.

Mecliste temsil edilmeseler de özgül ağırlıklarıyla toplumda karşılık bulan siyasi parti ve grupları demokratik sistemin dışında tutmaya çalışan ve hatta terörle iltisaklı gören kimilerinin varlığını da unutmamak gerekiyor.

O zaman mecliste olsun olmasın tüm siyasal grup ve partilerin desteğini alacak bir demokrasi bloğunun oluşması görevi yine solculara düşüyor.

Geçmişte yapılan kısır tartışmaları, kişisel hırs ve egoları bir kenara koyup devrimci, demokrat, sosyalist, komünist tüm yurtseverlerin iktidar olmak için değil, Türkiye’yi değiştirmek, dönüştürmek, özgürleştirmek için bir araya gelmeleri gerekiyor.

HDP’nin üçüncü yol önerisi de dahil tüm alternatiflerin önyargısız değerlendirileceği bir ittifak politikasını hayata geçirmek zorunluluk haline gelmiştir.

Kimilerinin iddia ettiği gibi bu tür arayışlar” iktidarın değirmenine su taşımak” değil, bu baskıcı tek adam yönetiminin tüm yollarını kapamak anlamına gelir.

Aynı hedefe yönelik farklı yol ve kanallardan mücadeleden korkmaya, çekinmeye gerek yok.

Ancak Türkiye soluna da çok önemli görevler düşüyor.

12 Eylül öncesi oluşturulmaya çalışılan güç birliği görüşmelerinde sonuç bildirgesinde tek bir sözcüğe takılıp ”savaşım mı diyelim, yoksa mücadele mi?” türünden anlamsız kısır tartışmalara girmeden, bu işi örgütlerin güç yarışına dönüştürmeden asgari müştereklerde bir araya gelmenin yol ve yöntemlerini bulmak zorundayız.

Sol düşüncelerin, devrimcilerin, sosyalistlerin yer almadığı bir iktidarın sisteme muhalefet etmesi, düzeni değiştirmesi mümkün değildir.

Mecliste 4 kişiyle verdiği mücadeleyle ses getiren, toplumda büyük sempati kazanan TİP başta olmak üzere tüm sol-sosyalist grup ve partileri zorlu bir sınav bekliyor.

Hiçbir kişisel ya da siyasi kapris, komplekse kapılmadan özgür, demokratik Türkiye mücadelesinde yer almak zorundasınız.

Her türlü önyargıları bir kenara koyup, her şeyin en iyisine, en güzeline layık halkımızı bu tek adam yönetiminden, bu saray iktidarından kurtarmak için görev başına!