TÜRKİYE’NİN ENFLASYONLA MÜCADELESİ

21/01/2022 21:14 769

Ülkemiz 1970 yılından itibaren enflasyon gerçeği ile karşı karşıya kalmıştır. Mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki artışlar bazı yıllarda azalmış,1990-2000 yıllarında aşırı yükselmiş, ancak hiçbir dönemde hayatımızdaki etkisini kaybetmemiştir. 2000 yılında yaşanan büyük ekonomik krizin ardından uygulamaya konulan İ.M.F. destekli programla, 2011 yılına kadar azalan bir seyir izleyen enflasyon, 2018 yılından itibaren tekrar kendisini hissettirmeye başlamıştır. 2021 yıllarında döviz kurlarındaki hızlı artışlar, enflasyonun kontrolden çıkmasına neden olmuştur. TÜİK verilerine göre 2021 yılında TÜFE % 36,08 gibi son on dokuz yılın en yüksek oranına ulaşmıştır. İşin daha da ürkütücü yanı, bu oranın gerçeği yansıtmadığını ileri süren ENAG ise 2021 TÜFE oranının % 82.81 olduğunu ilan etmiştir.  Orta ve alt gelir gruplarının “hissettiği enflasyonun”, TÜİK tarafından açıklanan % 36,08’in çok daha üzerinde olduğu büyük bir çoğunluk tarafından dile getirilmektedir.

İçerisinde bulunduğumuz 2022 yılındaki enflasyon ile ilgili beklentilere gelince…. Hazine ve Maliye Bakanı ocak/2022 ayında enflasyonun pik yapacağını, daha sonra inişe geçeceğini, 2023 yılında ise tek haneleri göreceğimizi söylemiştir. Buna karşın, Goldman Sach Türkiye’de enflasyonun 2022 yılında % 40 seviyelerinde seyredeceğini beklediklerini açıkladı. İktidara muhalif olan kesimlerin 2022 yılında da enflasyonun yüksek olacağını düşündüklerini belirtmek istiyorum. Yüksek enflasyonun en çok da orta ve alt gelir gruplarını olumsuz etkilediği her kesin bildiği bir gerçektir.

Son elli yılda tüm iktidarların enflasyon ile mücadele edeceklerini söylemelerine rağmen, bu konudaki başarısızlıkları ortadadır. Peki başarısızlığın ana nedenleri nelerdir? Birincisi, Türkiye ihtiyacı olan mal ve hizmetleri yeteri kadar ÜRETEMEMEKTEDİR. Bunun ispatı nedir diye sorulursa, yıllar itibariyle verdiğimiz Dış Ticaret açıklarıdır. Bu kadar dış ticaret açığı veren ülkede uzun süre enflasyonun düşük seyretmesi mümkün değildir. Bunun için yerli ve milli üretimin ülkemizin ihtiyacını karşılayacak düzeye çıkarılması yapılması gerekenlerin başında gelmektedir. İthalat yolu ile enflasyonun düşük tutulması, döviz kurlarının sürekli yükselmesi nedeniyle seçenek olmaktan çıkmıştır.

Son yıllarda yükselen döviz kurları, Türkiye ekonomisinin ithalata bağlı üretim yapısına dönüşmesi nedeniyle,  maliyet artışlarına neden olduğundan enflasyonun ana sebebi haline gelmeye başlamıştır. Döviz kurlarını yükseltecek söylem, tavır ve davranışlardan kaçınılması hayati derecede önemli hale gelmiştir. Yabancı yatırımcıların ülkemizi terk etmelerinin önüne geçilmesi, yerli tasarruf sahiplerinin dövize yönelmesinin engellenmesi ekonomi politikalarının ilk adımı olmalıdır. Milli paramız olan Türk Lirasının, ticari işlemlerde kullanılmasının, değer ölçüsü ve tasarruf aracı olmasının sağlanması, enflasyon ile mücadelede en büyük yardımcımız olacaktır.

Saygılarımla,