Türkiye kaçıncı sırada?

29/04/2022 00:17 739

Yukarıdaki grafik, Türkiye’deki kişi başına düşen milli gelirin 1980 ile 2022 yıllarındaki değişimini, dünyadaki diğer ülkelerle kıyaslayarak göstermektedir. 1980 yılı ilk hareket noktası olarak seçilmiştir. Yaklaşık kırk iki yıllık sonuç, gelinen noktanın hüsran olduğuna işaret etmektedir. 1980 yılında elli üçüncü olan Türkiye, 2022 yılında seksen yedinci sıraya gerilemiştir. Bir siyasetçimiz artan domates fiyatlarını yorumlarken “eskiden fakirdik, ancak turşu yerdik, şimdi zenginleştik, domates yediğimiz için fiyatlar artıyor” dese de, rakamlar, 1980 yılına göre insanlarımızın diğer ülke vatandaşlarına göre % 50 fakirleştiğini söylemektedir. İşin daha da üzücü kısmı, dünyada devlet diye dikkate alınan ülkelerin sayısının kabaca yüz adet olduğu gerçeğidir. Bu olumsuz gelişmeye, Gayri Safi Milli Hasılada,  diğer ülkelere kıyasla yaşanan gerileme neden olmuştur. Ülkemiz dünyadaki en büyük ekonomiye sahip 23. Ülke konumuna düşmüştür. Türkiye, Kamuoyunda bilinilirliği yüksek olan G-20 toplantılarına katılamama riski ile karşı karşıyadır.

Bilindiği üzere 1980 yılından sonra ülkemiz, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran “kurucu iradenin”, “yerli ve milli üretim”  politikasını terk etmeye başlamıştır. Üretme ithal et, kazanma borç al yaşa düşüncesi medya desteğiyle toplumun tümüne iyi bir şeymiş gibi kabul ettirilmiştir. Yerli ve milli üretim yapan Kamu İktisadi Kuruluşları(K.İ.T.), “zarar ediyor”, “teknolojileri eski, yenilemek için çok para gerekir”, “iktidar yandaşlarına peşkeş çekiliyor”, “çağa uymuyor” gibi gerekçelerle özelleştirilmiştir. Tepkileri azaltmak için ilk özelleştirmeler yerli sermayeye verilmiş, toplumsal tepki olmayınca, ülkemizin hayati derecede önemli üretim tesisleri yabancılara satılmıştır. SEKA, Petrol Ofisi, TEKEL, Şeker Fabrikaları, SÜMERBANK, TELEKOM, S.E.K. ve limanlar bunlardan ilk akla gelenlerdir. Bu uygulamanın sonucunda, ülkemizdeki üretim tesisleri kısa sürede kapanmış, çarşı, pazar ve marketler yabancı mallarla dolmuştur. Yazdıklarımdan şüphesi olan okuyucularımın, evlerindeki eşyaların üretim yerlerine bakmaları, söylediklerimi kanıtlamaya yeterli olacaktır.    

Az sayıda ve cılız olan muhalefetin sesi, satılan işletmeler daha da modernize edilecek, ilave yatırımlar yapılacak, bol döviz gelecek vaatleriyle, halkın dikkatinden kaçırılmıştır. 1983 yılından günümüze kadar, yazımın yukarıdaki bölümlerinde özetlenen “özelleştirmeyi” savunan partiler, ülkemizde kesintisiz “iktidar” olmuşlardır. Dolayısıyla bu gün gelinen tablonun sorumluları onlardır.

Çözüm, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kurucu iradenin, ekonomi modelinin özü olan “yerli ve milli” üretim modelini ülkemizde yeniden tesis etmekten geçmektedir. İster yerli özel sektör eliyle, isterse devlet işletmeleriyle, ama mutlaka üretmek suretiyle, zengin, gelişmiş ve mutlu bir Türkiye yeniden kurulmalıdır. Dinsel ve milliyetçilik temelli söylemler fakirleştiğimiz gerçeğini örtememektedir.

Saygılarımla,