Toprak

09/10/2021 22:34 157

 

Gözaltına aldığımız Aslı Seymen’in eski kocasının sorgusu sürerken, kendimizi başka bir olay yerine giderken bulduk. Normalde bir vaka üzerine çalışırken başka vaka gelirse ona başka ekipler gönderilirdi ama bu iki vaka arasında ilişki olabileceğini düşünen emniyet amiri Vahap Bey, benim ve ekibimin dosyayı alması için talimat vermişti. Sefa arabayı sürerken, Seda da olay yerinden gelen ilk bilgileri aktarıyordu. Maktul Yeliz Akar, otuz beş yaşında, avukat, evli ve bir çocuk annesiydi. Öldürülen Aslı Seymen ile ilk görünürde bir ortak nokta yoktu. İlaveten Yeliz Akarın cesedi yakılmamıştı. Gömülü vaziyette, köpeğini gezdiren bir vatandaşın dikkati sayesinde bulunmuştu.

Olay yerine vardığımızda, olay yeri ekibi çalışmasını bitirmek üzereydi. Sözlü olarak verdikleri ilk rapora göre Yeliz Akar, başına sert bir cisimle vurularak etkisiz hale getirilip, toprağa gömülmüştü. Gömülürken canlı mıydı cansız mıydı onu daha detaylı incelemeler sonrası öğrenebilecektik. Gömüldüğü yere çok yakın mesafedeki belediyeye ait bankta çantası bulunmuştu. Henüz olay yeniydi ve ceset henüz soğumamıştı. Cesede bakarken, içimden; “henüz toprak bile kabul etmemiş” diye düşündüm. Haberi alıp olay yerine gelen eşi sinir krizleri geçiriyordu.

Bu sırada Seda, bir köşede yaptığı ilk araştırmasını tamamlamış, yüzü bembeyaz şekilde yanıma doğru yürümeye başlamıştı. Seda hep böyle yapardı, ortalığı kan da götürse, olay yerinde nümayiş de çıksa, gözlemlerinin ardından bir köşeye çekilir, araştırmasına başlardı.

  • Başkomiserim, sıkıntı büyük, Yeliz Akar ile Aslı Seymen aynı üniversiteden aynı dönemde mezun olmuş. Sosyal medyalarını kontrol ettim hemen. Hâlâ görüşen çok samimi iki arkadaşlarmış.
  • Eyvah eyvah!

Merkeze döndüğümüzde emniyet amirimizin de katıldığı acil durum toplantısı yaptık. Ailelerle ve arkadaşlarıyla yapılacak sorgulara öncelik verilecekti. Hali hazırda tuttuğumuz Ömür Yılmaz’ın sorgusunu bitirmeye karar verdim.

Sorgu odasına getirildiğinde adamın beş saatte beş yaş yaşlandığını fark ettim. Bir çöküş yaşıyordu, bu pişmanlığın getirisi de olabilirdi. Kısaca yaşanan gelişmeleri anlatıp bildiklerini anlatmasını söyledim.

Saç dipleri ile kaşları arasında genişleyip daralan alnı, gerçek bir şaşkınlık yaşadığını gösteriyordu. İkinci cinayeti kendisi işlemiş olamazdı çünkü o sırada göz altındaydı. Kekeleyerek konuşmaya başladı.

  • Aslı ve Yeliz üniversiteden arkadaşlar. Yani arkadaşlardı. İngilizce hazırlığı birlikte okumuş ve sonrasında farklı bölümde de olsalar hiç ayrılmamışlardı. Hatta üçlü bir grupları vardı hep birlikte gezdikleri.
  • Üç arkadaşlar mıydı yani? Üçü de görüşmeye devam ediyorlar mıydı?
  • Evet, hatta bizim boşanma davamızın avukatlığını Yeliz yapmıştı. Yanlış anlamayın, Yeliz’i severim. O neticede hem arkadaşlık hem de mesleğinin gereği görevini yapmıştı.
  • Üçlü bir grupları var dediniz, diğeri kimdi?
  • Tülin Şen.
  • Şimdilik bu kadar. Çıkabilirsin.
  • Ne olacağım ben, tutuklayacak mısınız? Ben çıkmak istiyorum, ben öldürmedim Aslı’yı!
  • Ona savcı karar verecek. Mahkemeye çıkabilirsin, biraz daha misafirimiz olacaksın. Bunu iş birliği olarak düşün.

Sorgu odasından elimde olası bir kurban ismiyle çıktığımı düşünüyordum. Tülin Şen! Bu kadını nerede ve ne yapıyorsa acil olarak koruma altına almamız gerekiyordu. Belki de hiç alakası yoktu olaylarla ama işimi şansa bırakmak istemedim. Aklımdan bin tane senaryo geçiyordu. Üniversitede okurken bunlarla problem yaşayan biri olabilirdi katil, ya da şu anki yaşadıkları sosyal hayattan. Ya da sadece ölen iki arkadaşla ilgiliydi konu. Seda, Tülin Şahin’in ev adresini çıkartmıştı. Yolda giderken kendisini arayıp, telaşlandırmadan ölen arkadaşları ile ilgili bilgi almak amaçlı ziyaret edeceğimizi söyleyecek bu arada da güvende olup olmadığını öğrenecektik fakat telefonunu açmıyordu. Üç kez aramamıza rağmen telefon açılmıyordu. İyice telaşlanıp yetişebilecek miyiz acaba diye korkmaya başlamıştım. Sefa da gazı körükledikçe körüklüyordu. Kısa sürede evine ulaşmış, üçüncü kattaki dairesine koşar adım çıkmıştık. Sefa kapıyı yumrukluyor, ben de zile basıyordum sürekli. “Kıracağız Sefa, başka yolu yok.” dediğim anda karşı kapı aralandı ve korkak gözlerle baktı bize. Elimizdeki telsizlerden polis olduğumuzu anladığını düşündüm.

  • Tülin yok, boşuna çalmayın öyle, hem ne oluyor Allah aşkına?
  • Nerede Tülin Hanım biliyor musunuz?
  • Bugün Almanya’ya gidecekti, havaalanına gidiyor şu an yolda.
  • Ne ile gitti?
  • Yoldan taksi çevirdi.
  • Plakasını aldınız mı?
  • Yukarıdan el salladım ama plakasını almadım. Ne oluyor?

Meraklı komşuyu öylece bırakıp geldiğimiz hızda aşağıya indik. Mobese kameralarından plakayı bulabilirdik. Yoldan çevirdiğine göre şu an hâlâ tehlike arz ediyordu. Katil, bunu planlamış olabilirdi. Çünkü bu planlı bir seyahate benziyordu. Merkeze dönüp, ilgili yerdeki mobese kameralarına takılan görüntüleri izlemeye başlayacaktık ki o sırada Sefa’nın telefonu çaldı. “Abi, Tülin Şen arıyor.” dedi donuk gözlerle. Tam “açsana oğlum ne bekliyorsun” diyecektim ki Sefa telefonu açtı; “Evet hanımefendi sizi aradık. Neredesiniz şu an? Size ne mi? Hanımefendi ben Komiser Sefa, hayati tehlikeniz söz konusu, kalabalık bir ortama gidin ve oradan ayrılmayın, her nerede iseniz hemen oraya geliyoruz!”

  • Başkomiserim, havaalanında inmiş şimdi taksiden. Ses kısıktaymış ve takside uyuyakalmış. Cesarete bak!
  • Tamam haydi çıkıyoruz.

İçimiz biraz da olsa rahatlamıştı. En azından biz gidene kadar güvenli bir yerde olduğundan emindik. Her şey yolunda giderse, dediğimizi dinleyip olduğu yerden ayrılmazsa ve o uçağa binmezse.

Yirmi dakika sonra havaalanının önünde arabayı bırakıp, kapıya kimliklerimizi gösterip koşar adım içeri daldık. Sefa’nın dediği gibi, kapıya dönük oturmuş bizi bekliyordu. Bizi görünce ayağa kalkıp bize doğru yürümeye başladı.

  • Neler oluyor? Ben bir şey yapmadım. Neden yurtdışına çıkışımı engellemek istiyorsunuz?
  • Tülin Hanım, öncelikle sakin olun, üzülerek söylemek zorundayım ki iki yakın arkadaşınız Yeliz Hanım ve Aslı Hanım öldürüldü. Sizin de tehlikede olduğunuzu düşündük.

Olduğu yerde, dizlerinin önüne çöküvermişti. Elindeki çanta bir yana, kafası bir yana düşüyordu ki Sena çevik davranıp başını tuttu. Bir anda herkes başımıza toplaşıvermişti, havaalanı acil müdahale ekibi dakikalar içerisinde gelmiş, bayılan kadını ayıltmaya çalışıyor, ben ve Sena ise kalabalığı dağıtmaya çalışıyorduk.

Uzaktan, elinde telefon ile gelen Sefa’nın ortadan kayboluşunu ise sararmış yüzüyle bana doğru yürüdüğünü görünce fark etmiştim.

  • Nereye kayboldun sen?
  • Başkomiserim, telefon geldi. Bir cinayet ihbarı daha! Çarşı tarafındaki bir bayan kuaförü, dükkanındaki lavaboda boğularak öldürülmüş.

Haberi duyar duymaz boğulduğumu hissettim. Çaresizlik, ne yapacağımı bilmezlik, tam bitti derken alakasız bir ölüm daha bana bunu hissettirmişti. Neyin içindeydik biz böyle? Belki de kâbus daha yeni başlıyordu…