Suçum kadın olmak

30/07/2020 00:24 156
  • Mustafa, ne güzel bir yer burası, yeşil ve mavinin gizli buluşma yeri sanki.
  • Evet aşkım, gölün bu tarafı kimse gelmeye cesaret edemediği için keşfedilmemiş bir cennet gibi. Orman neredeyse göl ile iç içe. En çok ördek de burada olur. İnsanların gereksiz ilgisinden kaçan yabani ördekler.
  • Bayıldım, bayıldım. Şu ağaca çıksam orada fotoğrafımı çekebilir misin?
  • Oradan düşmediğin sürece olur tabii.
  • Tamam dur çıkıyorum, biraz daha bekle, biraz daha yukarı çıkacağım, buradan her şey daha da güzel gözüküyor, aşkım o da ne? Aşağıda, suyun içinde birisi var, bir kol, aman tanrım bir kadın var orada boğulmuş, ölmüş!

“Başkomiserim, kızmayın bana ama suyun içinde bulduğumuz cesetler beni çok sarsıyor. Hani her türlü vahşet tamam ama bu şekilde çürümeyi ve grileşmiş gözleri görmekten nefret ediyorum.” dediğim anda öyle bir bakış attı ki neredeyse göle atlayıp karşı kıyıdan çıkacaktım. Ne delici bakışları var bu kadının böyle. Resmen bakışları ile ateş ediyor. Sırf o bakışlar sayesinde eminim onlarca leşi vardır. Önceleri başkomiserimin kadın olacağını öğrenince biraz hayıflanmıştım. Hele ki bölüm cinayet masası olunca haksız değildim. Yanıldığımı kısa sürede anladım. Kadın benim bakmaya korktuğum cesetin başında, olay yeri inceleme ekibi ile birlikte çalışıyor şaka gibi.

Ölen yine bir kadındı, adı Yeliz Altekin’di ve otuz sekiz yaşındaydı. Ailesi ve arkadaşları ile yaptığımız görüşmeler sonrası edindiğimiz bilgiye göre düşmanı yoktu, sakin bir hayat sürüyordu, özel bir şirkette çalışıyordu, yüksek mühendisti ve erkek arkadaşı yoktu. Olay kısa sürede duyuldu ve sosyal medyada arkadaşları #yelizaltekininkatilibulunsun adı altında bir kampanya başlattı. Üzerimizdeki baskı korkunçtu. Ülkedeki kadın cinayetlerinin sayısı gün geçtikçe artıyordu. Buna istinaden halkın sabrı kalmamıştı. Özellikle kadınlar kendi aralarında örgütlenmeye başlamışlardı.

Üzerimizde bu kadar baskı varken otopsi raporu, Başkomiserim Pınar’ın masasına jet hızıyla gelmişti. Rapor, maalesef kurbanın tecavüze uğradığını yazıyordu. El bileklerindeki deformasyon, ellerinden bağlanıp kaçırıldığını, tecavüz sırasında ise başına sert bir cisimle vurularak öldürüldüğünü, sonrasında ise göle atıldığını gösteriyordu. Katil kurbana canlı ve ölü olarak birçok kez tecavüz etmişti.

Pınar Komiserim böyle vakalarda çok sinirli oluyordu. Bir kadın öldürülmüştü yine. Maalesef toplum böyle durumlarda da ikiye bölünüyordu. “O saatte orada ne işi varmış?”, “O kadar kısa giyinmeseymiş”, “Kuyruk sallamasaymış”! İnsanlar ölümü maalesef adalet tecili gibi görüyorlardı. Halbuki orada yitip giden bir can, bir hayat, bir ömür, bir kalp, bir aile ve gelecek vardı. İnsanların kalpleri öylesine kararmıştı ki neredeyse hatta gerçekten aralarında herhangi bir ölümün ardından “İyi olmuş” diyenler bile çıkıyordu. Bir de “İdam istiyoruz” çığırtkanlığı yapanlar vardı. İdamla mı eğitilecekti bu toplum. Ceza idam olunca katiller öldürdüklerini daha derine gömerlerdi! Her şeyin başı olan eğitim kimsenin aklına gelmiyordu. Anneler, çocuklarını sevgiyle büyütmek zorundaydılar. Bu çivisi çıkmış dünyayı gerçekten sadece güzellik kurtarabilirdi ve bir insanı sevmekle başlayabilirdi her şey!

Herkes yeniden sorgulandı, kameralara bakıldı ama hiçbir şey bulamıyorduk. Başkomiserimin şüphelendiklerinden DNA örnekleri alındı, cesetin üstünden çıkan menilerle eşleştirildi ama sonuç sıfırdı. Sanki katil kuş olup uçmuştu.

Profil tanımlama uzmanımıza göre katil kurbanın tanıdığı biriydi, karşılaştıklarında aralarındaki güven bağı yüzünden bir araya gelmekten çekinmedi kadın. Ne olduysa olay ikisi birlikteyken oldu. Ya bir sinir patlaması ya bir anlaşmazlık. Her ne olduysa bir an önce bulmak zorundaydık çünkü biraz daha zaman kaybedersek vaka elimizden alınacaktı. Bu da Pınar başkomiserim için çok büyük hayal kırıklığı demekti. “O katili kendi ellerimle göndereceğim o hücreye” diye ofisi inletmişti dün.

Telefon kayıtlarından bulunan son görüşme, Yeliz’in annesini arayıp, akşam iş çıkışı bir arkadaşlarının doğum gününü kutlayacaklarını söylediği görüşmeydi. Görüşeceği arkadaşları ise Yeliz’in buluşma yerine hiç gelmediğini söylemişti. Her ne olduysa o arada oldu! Arabasında bulunan parmak izlerini sistemden aratınca da hiçbir kayıt çıkmıyordu.

      Ertesi gün “Bulduk!” diye bağırarak içeri girdi Pınar Başkomiserim. “O lanet herifi bulduk!”

  • Nasıl olur? Kimmiş nasıl bulduk başkomiserim?
  • Olay yeri inceleme ekibinden, Yeliz’in arabasını yeniden incelemesini rica etmiştim. Öldürüldüğü gün öğle arasında bir alışveriş merkezine gittiğini biliyoruz değil mi?
  • Evet. Hatta uzun süre gezip yer bulamayınca oto yıkamacıya teslim etmişti aracını görüntülerde.
  • Hah işte o oto yıkamacıya gittim görüşmeye. O gün farklı bir durum hissettiniz mi diye sormak için. Adam önce hayır dedi, bizim sürekli müşterimizdi Yeliz Hanım, duyunca biz de çok üzüldük dedi. Hatta sürekli arabasını yıkayan Halil o kadar kötü oldu ki yıllık izin alıp evine gitti, bir haftadır gelmiyor dedi. Şüphelendim. Personel dosyasından fotoğrafını alıp bizim ekipten Cenk’ attım. Ben daha yolda buraya gelirken aradı, bu Halil Yeliz çıktıktan hemen sonra rahatsızlandım deyip işten çıkmış. Alışveriş merkezinden çıkışı kameralarda var. Sonra gidip Yeliz’in iş yerinin civarında beklemeye başlamış, işte Cenk o görüntülerde de Halil’i görünce hemen arayıp haber verdi. Haydi toparlanın adamın evine baskın yapmaya gidiyoruz.
  • Hızlıca iki ekip olarak merkezden ayrıldık. Halil, Avcılar’da oturuyordu, emniyet şeridinden son hız gidiyorduk, sirenlerin sesinde Yeliz’in çığlığını hayal ettim bir an, sinirim iyice bozulmuştu. Yolda giderken Halil’in sosyal medya hesaplarını kontrol ettim, aman tanrım neler yazmıştı öyle! “Gün olacak sen de beni seveceksin”, “Beni görmüyorsun ama adımı senin kalbine kazıyacağım” gibi şeyler yazmıştı, tüylerimi diken diken eden son paylaşımı ise Yeliz ölmeden bir gün önce yazdığı “Az kaldı” paylaşımıydı. Asır gibi geçen tam otuz beş dakika sonra Halil’in oturduğu apartmanın önündeydik. Bir ekip aşağıda kaldı, bir ekip ise koşarak birinci kattaki evin kapısını çalmaya başladı. Ben kapıyı çalan ekipteydim. Kapı açılmıyordu. İçeriden yüksek sesle müzik geliyordu ama kapıyı açan yoktu. Mecbur kıracaktık. Kırdık da! Halil, içeride içtiği maddenin etkisinden sızmış haldeydi. Evin duvarlarında ise Yeliz’in fotoğrafları doluydu, masanın üzerinde ise bir sürü fiş vardı. “Psikopat” dedi başkomiserim. “Adam kadının arabasını temizlerken bulduğu tüm fişleri toplamış, aklınca böyle takip etmiş!”
  • Peki ne harekete geçirmiş bunu?
  • Bu fiş, buruşturmuş ve masanın diğer köşesine atmış!
  • Ne fişi o?
  • Bir erkek mağazasından yapılan alışveriş fişi. Bunu kıskanmış, sevgilisine alıyor sanmış belki de. Oysaki biliyoruz ki akşam görüşeceği arkadaşlarından birinin doğum günü için aldığı ama veremediği hediyelerdi.

Halil’i tutuklayıp merkeze götürdük. Ayılması ve her şeyi itiraf etmesi uzun sürmedi. Tahmin ettiğimiz gibi âşık olduğunu ve Yeliz’in ona duyduğu aşkı hiç fark etmediğini söyledi. Aşkı ise aylar içerisinde öfkeye dönüşmüş, ilk yanlış anlama ile de öfkesi onu bir canavara çevirmiş, iş çıkışı rastlantı süsü verip Yeliz’in karşısına çıkmış, biraz sohbet edip kendisini E-5’e otobüs durağına bıraktırmak için arabasına almasını sağlamış. Sonrası ise malum. Yanındaki bıçakla onu rehin alıp istediği yere sürdürmüş ve maalesef orada da tecavüz edip öldürmüş.

Katil, canavarca hisle ve eziyet çektirerek öldürme suçundan çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

Olayların üstüne günler geçti, kendime defalarca bu kadının suçu neydi diye sordum! Tek bir suçu vardı; Kadın olmak! Sonra aklıma şu çok bilinen cümle geldi;

“Kadın karnına koca bir dünya sığdırdı, siz dünyanıza bir kadını sığdıramadınız”

“Pınar Gültekin’in anısına…”