SU YOLU

23/01/2020 22:04 610

Dünya da savaşların nedenleri, üç aşağı, beş yukarı bellidir. Ekonomik nedenlerden, coğrafi konuma kadar pek çok neden arasında, biri var ki, bizi yakinen ilgilendiriyor.. Montrö anlaşması… Diğer adı ile söyleyecek olursak; Su Yolu anlaşması…

Son günlerin flaş gündem maddeleri, hiç şüphesiz ki, Kanal İstanbul ve Libya’ya asker gönderme olayıdır. Her iki hususta, uzun tartışmalara vesile olmaktadır. Kanal İstanbul ve Libya’ya asker gönderme tartışmalarının bize hatırlattığı bir gerçek var:

O da, Türkiye’nin kuruluş sürecinde elde ettiği, diplomatik başarılara dayalı anlaşmalar…

Aslına bakarsanız ,bir savaşın bütünüyle kazanılmış olabilmesi için, savaşı sadece cephe de kazanmak yetmiyor günümüz de…İşin bir de diplomasi yönü var. Çünkü diplomasi, savaşın masadaki devamıdır, sonuca bağlanmasıdır. Eğer, iyi bir diplomasi yönetiminiz yoksa, cephede kazandığınız savaşı, masada kaybedebilirsiniz…!!! İktidarların bu durumu ve kendi tarihi geçmişini çok iyi bilmesi gerekir… İşin ciddiyetini kavrayamaz ve geçmiş dönem diye hafife alırsanız, başınız büyük oranda derde girer…

Tabii ki bu durumun tersi de mümkündür. Tüm dünyanın ve dünya tarihçilerinin  kabul ettiği gerçek odur ki; Kurtuluş Savaşı, hem cephede kazanılmış, hem de masada savaş verilerek kazanılmıştır. Bu çerçevede o anlaşmaların tümü 21. yüzyılda da hayatta kalmaya devam etmiştir.

Sayın, Erdoğan, Libya ile anlaşmayı Sevr’in tersyüz edilmesi diye anlatıyor.

Oysa ölü doğan Sevr, imzalandıktan üç yıl sonra Lozan’la tersyüz edildi.

AKP çevreleri Kanal İstanbul için Montrö kelepçesinin açılması diyor!

Oysa Montrö dünyanın en güçlü anlaşmalarından biridir. Montrö kelepçe ise Karadeniz’e göz diken emperyalist ülkelere kelepçedir!

Sevr’de Boğazlar işgal kuvvetlerinin işgaline bırakılmıştı, Lozan işgalden kurtardı. Montrö Türkiye’ye devrini sağladı.

**Fatih Sultan Mehmet 1453’te İstanbul’u aldıktan sonra, 1484’ten itibaren Boğazlar “tek taraflı tasarrufla” sadece Osmanlı kullanımına geçti. Zira tüm Karadeniz kıyıları, Osmanlı toprağı idi. 18. yüzyılda Rusların Karadeniz’e inmesiyle durum değişti. 1774’te Ruslar “geçiş hakkı” elde etti. Bunu İngilizler izledi. Osmanlı-Rus, Osmanlı-İngiliz anlaşmalarının önemli bir ayağını Boğazlar oluşturur. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Almanya, İtalya, Fransa, Avusturya da aynı hakları elde ettiler.

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi ile Boğazlar işgal edildi ve fiilen İngiliz yönetimine girdi.

Bu aşamadan sonrası, günümüz için çok önemlidir. 9 Eylül 1922’de Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasının ardından İngilizler şöyle düşünür:

“Tamam, Mustafa Kemal savaşı kazandı, İzmir’e geldi. Bu ona yeter. Ordusu zaten yorgun. Boğazların yönetimi bizde kalsın.”

Bu mesajı alan Atatürk, 9 Eylül’den birkaç gün sonra emir verir:

“Bir süvari bölüğü Boğazlara doğru yola çıksın...”

Sonunda İngilizler, Mustafa Kemal’e boyun eğer. 9 Eylül 1922’den 13 ay sonra 6 Ekim 1923’te İstanbul’u terk eder.

İstanbul’u Fatih Sultan Mehmet fethetti, Mustafa Kemal iki kez işgalden kurtardı.

**Lozan’da, Boğazlarda tam egemenliğin alınamaması Mustafa Kemal’in bu durumu kabul ettiği anlamına gelmez. Anlaşma temelde Türkiye’nin hâkimiyetini kabul etmektedir. Atatürk 10 Nisan 1936’da taraflara bir nota gönderip sözleşmenin gözden geçirilmesini ister. Lozan’da Türkiye’nin karşısında olan Yunanistan, yeni kurulan Balkan Paktı’nın da sonucu olarak Türkiye’nin yanındadır. Salt bu bile, diplomasinin ne olduğunu göstermeye yeter.

20 Temmuz 1936’da imzalanan Montrö Sözleşmesi, Türkiye’nin egemenlik haklarını  teslim eder. Montrö, sıcak bir savaşın ardından değil, barış ortamında imzalanmış ilk su yolu anlaşmasıdır. Kısacası; bir diplomasi zaferidir.

Dünyadaki yedi büyük su yolunda suyun iki tarafı, ayrı ülkelere aittir. Oysa sadece Montrö anlaşması, İstanbul ve Çanakkale Boğazı’nın iki yakasının  aynı ülkeye ait olduğunu tescil etmiştir. Hani Milli, şairimiz diyor ya;

“Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı.!

Düşün, altında binlerce kefensiz yatanı,

Sen şehit oğlusun, incitme yazıktır atanı…’’

İktidar mensuplarının, ülkeyi yönetenlerin bu gerçeği iyi bilmesi ve bir diplomasi zaferi olan, Montrö’yü küçümsememesini, hafife  almamasını  anımsatmak isteriz:

Lozan’da, Montrö’ de bir kağıt parçası değildir. Kıymet bilelim lütfen…

SON SÖZ:’’ GEÇMİŞİNE SAYGISI OLMAYANIN, KENDİSİNE DE SAYGISI OLMAZ.!’’