SÖYLEŞİ

25/08/2020 20:09 707

Bazı kışlar sert geçer. Şiddetli fırtınalar, aşırı kar yağışı, seller zarar verir… Yollar kapanır, köprüler yıkılır, araçlar-yolcular-hastalar yolda mahsur kalır. Hava-deniz ulaşımı aksar, okullar tatil edilir. Trafik kazaları, donmalar, aç kurtların, domuzların, ayıların saldırıları…

Sevindiren, üzen kar, bazen dünyamızın gelinliği, bazen de ölen dünyamızın kefeni. Kollarında uyuyanları, dondurarak hainlik eden kar… Doğu Anadolu’da saçaklardan billur hançerler gibi sarkan buzlar, kimi zaman can alıcı.

Kış bu! Çevrede altın tozundan kanatlarıyla uçan kelebekler olacak değil ya. Gözkapaklarındaki tuzlu parıltılarıyla denizden çıkanlar da yok artık. Ara ara çakıl taşlarını yalayan deniz dalgaları, tek tük balıkçı tekneleri, teknelerin tepelerinde dönüp dolaşan, bağırışan martılar.

Aç kalmış, yiyecek arayan kuşlar, bahçelere sığınmış çulluklar, sahillerde, sazlıklarda ördekler. Şapkalı, kasketli, bereli, eldivenli, paltolu, kat kat giyinen insanlar. Kimileri üşümüş, büzülmüş, ellerini ovuşturuyor. Hepsi geçim derdinde. Deniz kenarındaki kahveler, restaurantlar boş, kimileri de kapalı. Pazar yerleri tenha, alışveriş desen, durgun, yok gibi.

Uzun yıllar evvel böyle soğuk, fırtınalı kış günlerinde Edremit körfezinde Kaz Dağları eteğindeki turistik bir belde olan Küçük Kuyu’da idim. Zeytin mahsulü yok denecek kadar azdı. Üstelik zeytinler kurtlu, çıkarılan yağların asiti de çok yüksekti. Zeytin rekoltesi günlerinde görmeye alıştığımız o canlılıktan eser yoktu. Bir çok fabrikada kapalıydı. Sıkıntılı ve mutsuzdu üreticiler. Yazlıkçılar gitmiş, birçok ev ve otel de boştu. Etrafsa sessiz ve sakin.

Sevdiğimiz, sohbetlerinden hoşlandığımız, görgülü, kaliteli dostlarımızdan Loisa ve Turgut (merhum) çiftini ziyarete gitmiştik, çok soğuk-fırtınalı bir kış gecesinde.

Gecenin konusu sık sık potlar kıran komşuları oldu. Evin beyi yabancı kelime kullanmayı sever ama bir türlü beceremezmiş. Turisttik yerine turlistik, gardrop yerine gardolabı, aircondition yerine erkoşin, strafor yerine hidrofor, decoder yerine de dedantör dermiş. Üstelik yanlış diyene de kızar “Siz bilmiyorsunuz” diye haykırırmış.

Aynı zat, bir gün demiş ki, “Komşum, üç kilo tirbişon aldım.” “Ne yapacaksın?”, “Tabi ki turşu.” Oysa aldığı, küçük salatalıklar olan kornişonmuş.

Yakın bir komşuları da kadın doğum doktoruna, jinekolog diyeceğine jigolo dememiş mi?

Herkes ister beğenilmeyi, takdir edilmeyi. Ama kültürlü, bilgili görüneyim diye yanlışlıklar yaparsa gülünç duruma düşer. O nedenle bilmediğimiz işe karışmamalı, doğru olduğundan emin olmadığımız bir şeyi de kelimeler dahil söylememeli. İşin doğrusu bu.