SİYASET ve YANILGILAR…3

03/03/2021 23:31 335

 

Erzincan depremi işte buydu. Ama ne hikmetse, sayın Cumhurbaşkanımıza bunu böyle anlatmadılar demek ki…Halbuki, dünyanın her yerinde, devlet yönetiminde görev alan, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Emir, Sultan, Kral ve kabinede yer alan, bakanların danışmanları vardır. Danışman deyince benim aklıma şunlar geliyor; Konusunda uzman, işinin ehli, bilgili, kültürlü, deneyimli, görgülü, iç ve dışta ne olup bittiğini, iyi bilen, etüt eden, dünyayı güncel takip eden ve sorumlu olduğu makamı, bilgiyle, önerileriyle besleyen kişidir. Doğru davranan, dürüst olan, adaletli, hakkaniyetli, sağlam karakterli, cesur, vicdanlı, merhametli, doğruları söylemekten, anlatmaktan korkmayan, çekinmeyen, hoş görülü, sabırlı, metanetli, diklenmeyen ama dik duruşlu özelliklerle bezenmiş olmalı. Şimdi bu noktada insan ister istemez düşünüyor; sayın Cumhurbaşkanımızın asgari koşullarını ifade ettiğim bu tip danışmanları yok mu? Elbette var… Bu kadar akademik ünvanlı, bu kadar uzman sıfatlı danışmanları olduğundan kuşkum yok, açıkçası.. Ancak, zihniyet farkı mıdır? Yoksa, ben karışmam düşüncesi midir? Nedir? Nedir? Haliyle merak ediyorum…Bir nedeni olmalı… Aksi takdirde bu koskoca makama, sayın Cumhurbaşkanımıza, Erzincan deprem bilgisini kim verdi? Faik Öztrak’ın dedesi, İç işleri Bakanı olmadığı halde, deprem anlarında sanki bakanmış gibi, kim bilgilendirdi? BU ve buna benzer soruların mutlaka cevabı bulunmalı. O makam, T.C.’nin en kutsal, en yüce, en yüksek makamıdır. Sayın Cumhurbaşkanımızı eksik, ya da yanlış bi,lgilendirmeye kimsenin hakkı yoktur, olamaz da…

Cumhurbaşkanı'yla içişleri bakanıyla, savcısıyla mahkumlarıyla, eksi 30 derecede, hayatını ortaya koyan demiryolu işçileriyle, kimsesiz bebelere yuvasını açan Anadolu hayırseverliğiyle, sırtındakini çıkarıp veren, lokmasını bölüşen, İstanbul’uyla Diyarbakır’ıyla, Kuvayı Milliyetçileriyle Nazım Hikmet'iyle, mahkumlarla, tarihte ender görülen bir İnsanlık ‘DESTANIYDI’
Tarihimizin en derin trajedilerinden birini, saygıyla andığımız kurbanlarımızı, onurla hatırladığımız milletçe kenetlenmemizi, 81 yıl sonra işporta siyasete malzeme yapmak, hakikaten “yanlış” oluyor… Lütfen biraz daha hassas davranalım. Hele ki; birliğe, beraberliğe, yardımlaşmaya ve kenetlenmeye en çok ihtiyacımız olan şu günlerde…Dış düşmanlar bize yetiyor, yetiyor da artıyor bile… Bunun üstüne tuz biber ekmeyelim lütfen. Sayın Cumhurbaşkanımıza vereceğimiz bilgiler, hazırlayacağımız konuşmalar, tarihi bilgiler ihtiva edecekse, bunu her türlü siyasi kaygının ve politik popülizmin dışında tutarak yapalım…Bilgiye ulaşmanın bu kadar rahat, bu kadar hızlı olduğu bir dönemde, yanlış bilgiler sırıtıyor, anlamını yitiriyor ve aklı selim, sağduyulu, bilgili insanları üzüyor… Sayın Cumhurbaşkanımızı düşürdükleri duruma bak diye… Bu tavrın ne özrü olur, ne mazereti olur, ne de savunması… Her görevli gibi, danışmanlarda, ‘BİR DEFA DA İŞİNİ DOĞRU YAPMALIDIR.’

Efendim şöyle oldu, efendim böyle oldu gibi düşünceler ifade etmeye, evirmeye, çevirmeye hiç gerek yok…Eğer işinizi doğru dürüst yapmazsanız, işte böyle açığa düşersiniz…

SON SÖZ: ‘’GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ, HAKİKATLER, DAİMA ÇIPLAK GEZER.’’

**(Erzincan Savcısı İzzet Akçal, Rize Çayeli doğumluydu, çocukken ailece taşınmışlar, İstanbul'da büyümüştü. Milli mücadeleye katıldı, Mim Mim Grubu'nda görev aldı, Anadolu'ya silah ve cephane kaçırılmasında çalıştı. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra Ankara Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Erzincan Savcılığı'ndan sonra Üsküdar Savcılığı'na tayin edildi. Bursa Savcılığı, Diyarbakır Sulh Hukuk Hakimliği yaptı. 1950'de siyasete atıldı, Demokrat Parti'den Rize milletvekili seçildi, devlet bakanı oldu. 1960 ihtilali'nde tutuklandı, Yassıada'da yargılandı, müebbet hapse mahkum edildi, Kayseri Cezaevi'nde beş yıla yakın hapis yattı, bırakıldı, siyasi haklarının iadesi üzerine bu defa Adalet Partisi'nden milletvekili seçildi, milletvekiliyken 12 Eylül 1980 darbesi oldu, parlamento kapatılınca siyasi hayatına nokta koydu, 1987'de rahmetli oldu. İzzet Akçal, geçen hafta vefat eden başbakan Mesut Yılmaz'ın amcasıydı. Aile fertleri soyadı alırken, kardeşlerden biri Akçal, biri Yılmaz soyadını tercih etmişti, bu yüzden amca-yeğenin soyadları farklıydı.)

SON SÖZ: ‘’İHANETİN NEDENİ OLMAZ, ER YA DA GEÇ, BEDELİ OLUR.’’