SİYASET ve YANILGILAR…2

02/03/2021 06:06 341

 

Yardım getiren trenler, dönüşe geçerken, kimsesiz çocuklar, dul kadınlar ve yaşlılarla dolduruluyordu, İstanbul'a kadar yol üzerindeki şehirlere, hayırsever insanların evlerine bırakılıyordu. O gece… Erzincan hapishanesi de yıkılmıştı.
Ne duvar kalmıştı, ne demir parmaklık, ne de kilitli kapı. Yüzlerce mahkum açıktaydı.
Kimi cinayetten, kimi hırsızlıktan, kimi kaçakçılıktan, kimi eşkıyalıktan yatıyordu.
Ama, hiçbiri kaçmamıştı! Battaniyelere sarılmış, bekliyorlardı.
Erzincan Savcısı İzzet Akçal, hapishaneye geldi.**
Tarihi bir konuşma yaptı…
“Sizleri kurtarma çalışmalarında görev almak üzere serbest bırakacağım, aranızda civar köylerden olanlar varsa, iki günlüğüne köylerine gidip, ailelerini görebilirler, bir tek koşulum var, firar etmeyeceksiniz, memleketin herkese ihtiyacı var, canla başla çalışacaksınız, her akşam buraya döneceksiniz, her akşam teslim olacaksınız, kuracağımız barakalarda kalacaksınız” dedi!
Hollywood bu memlekette olsaydı, 500 defa filmi çekilirdi. Böylesine muhteşem bir sahneydi.

Mahkumlar, bu insanlık sınavından firesiz çıktılar.
Her sabah gün doğarken en kazlara koştular, can kurtardılar, hava kararınca hapishane barakalarına gelip, teslim oldular. Her akşam sayım yapılıyordu, bir mahkum bile eksik çıkmıyordu.
Erzincan hapishanesi örnek oldu… Çevre şehir ve ilçelerdeki hapishaneler de aynı koşulla boşaltıldı. Askerlerle mahkumlar, omuz omuza hayat kurtardılar.
Her akşam askerler kışlaya, mahkumlar hapishane barakalarına döndü.
Diyorum ya, Hollywood burada olsa, 500 defa filmi çekilirdi.
Cumhurbaşkanı İnönü, depremden bir hafta sonra Ankara'dan yine trene bindi, çalışmaları denetlemek için Erzincan'a doğru yola çıktı.
Şehre yakın istasyonlardan birinde durdular, o sırada kargaşa çıktı, treni koruyan askerlerle kalabalık bir grup arasında itiş kakış yaşanıyordu.
Cumhurbaşkanı pencereden olayları gördü, merak etti.
Meğer, çevre ilçelerden gelen mahkumlarmış…!!!

“Aralarından biri gelsin, ne istediklerini anlatsın” dedi.
Bir mahkum, diğerlerinin sözcüsü olarak, Cumhurbaşkanının yanına getirildi.
“Savcı beye söz verdik, Erzincan'a gidip insan kurtaracağız, bizi trene almıyorlar” dedi.
Cumhurbaşkanı'nın gözleri doldu.
O gözler, Yemen'de, Çanakkale'de, Filistin'de, Kurtuluş Savaşı'nda neler görmüştü ama, böylesini görmemişti, çok duygulandı. Yaverine döndü, “hepsini alın” dedi.
Mahkumlar, Cumhurbaşkanı'yla aynı vagonda, Erzincan'a gittiler.
Erzincan Savcısı'nın ve mahkumların bu insanlık dersi, TBMM'de özel gündem oldu, hükümet ödüllendirmeye karar verdi.
En başta söylediğim gibi, Celal Bayar görevi bırakmış, içişleri bakanı Refik Saydam başbakan olmuştu. Özel af yasası hazırlattı. Meclis'te aynen kabul edildi.
26 Nisan 1940'ta Resmi Gazetede yayımlandı.
“27 Aralık 1939 tarihinde vuku bulan zelzelede felakete uğrayanların kurtarılmasında fevkalade hizmetleri görülen mahkumları cezalarının affı hakkında Kanundu.
“Listede isimleri yazılı 241 mahkumun, mahkumiyet müddetlerinin beşte dördü ve hukuku amme ve tazminat kabilinden olan para cezaları affedilmiştir” denildi. Bırakıldılar.
Nazım Hikmet, 1939'da Erzincan depremi olduğunda mahkumdu.
Bursa Cezaevi'nde yatıyordu.
“Kesemden verecek şeyim yok, yüreğimden verdim” diyerek “Kara Haber” isimli şiirini yazdı.
Erzincan'da bir kuş var, kanadında gümüş yok, gitti yarim gelmedi, gayrı bunda bir iş yok…

/ O dağlar dağlar dağlar dağlar, aldı ellerine kanlı başını, karın ortasında Erzincan ağlar.

/ O ağlamasın da kimler ağlasın, kar yağar lapa lapa, tipidir gelir geçer, yan yana sırt üstü yatan ölüler, akşam uyur tandıramaz, ateşini yandıramaz /

/Gün ağarır şafak söker, kimsecikler gitmez suya, ezilmiş başlarıyla ölüler, vardılar uyanılmaz uykuya…

/ Ses edip geceye beyaz taşından, kışlanın saati çaldı ikiyi, ne çabuk lahzada bitti yaşamak, kimisi altı aylık, kimisi sakalı ak, kimi on üç, on dört yaşında, kimi yola gidecek, kimisi mektup bekler, yan yana sırt üstü yatan ölüler…

/ Yayıkta yağ vardı, dövülemedi, ak peynir torbaya koyulamadı, hasret gitti ölüler, dünyaya doyulamadı…

/ Uyanıp kaçamadılar, kuş olup uçamadılar, açıldı kuyular kimse inemez, Erzincan beygiri rahvandır amma ölüler ata binemez, yan yana sırt üstü yatan ölüler…

/ Kesemden verecek şeyim yok, yüreğimden verdim.’’
Yarın devam edeceğiz…