SAVAŞ BARIŞ VE HUZUR

07/08/2020 04:52 804

Niçin, barış değil de savaş? Çünkü, doğanın temeli savaş. Varoluşun, hayatta kalmanın tek yolu savaş . Yani, savaş ve mücadele ve ölüm, hep iç içe. Güçlü olanlar, ayakta kalıyor. Diğerleri ise, yok oluyor. Savaş, dışımızda da, içimiz de de olan bir kavram. Savaş, ölüm demek, yıkım demek, felaket demek, ölümü kabul etmek, kendini feda etmek demek. Ölüm, oyun değil; ciddi, büyük ve önemli birşey. Yeni bir dünya düzeni, hayata yeniden bir bakış vesilesi. Savaşta kişiler, sonu ölüme gidecek bu oyunda figüran sanki. Hücüma kalkıldığında, ön safta olanların bir kısmı, öleceğini bilir ama, bunu göze alır. Çünkü, insanlar; ailesi, evi, çocuğu, şerefi, toprağı, ülkesi ve ulusu için, insanlık için, dünyası için ölür.

Önceleri savaş, erkekler içindi ve cephede geçerdi. Şimdi; kadınlar da, çocuklar da, yaşlılar da savaş kurbanı. Uçaklar, füzeler, cephe gerisini, her yeri vuruyor. Savaş, herşeyi alt üst eden bir dert. Bozgun ve çöküntüde; yağmacılar, soyguncular, vurguncular, ırz düşmanları, düşmanla işbirliği yapan hainler... Hastane koridorlarında, koğuşlarda ızdırap, iniltiler, Ölüler, yaralılar, uzuvlarını kaybedenler, sakat kalanlar.. İnsan enkazları, zavallı insan müsvetteleri. Oysa ki, insanlar kendi bedenlerine ne kadar da değer verirler. Savaşta o değer verdikleri bedeninden, nede çok şey kaybederler. Savaş, sanki bir haciz memurudur da, sizden istediği vücut parçanızı alıp götürür. Gözünüzü, kulağınızı, yüzünüzü, kolunuzu, bacağınızı... 1995 de bir ay kaldığım Etopya Başkenti Adisababada, iç savaştan kalan böyle çok acıklı insan manzaraları gördüm. Tabii ki, tüylerim ürpererek, savaşa neden olanlara lanetler yağdırarak....

Savaş, tam bir yıkım. Mal,‘ mülk yok olmuş, düşmanın eline geçmiş, sevdiklerini bulamıyorsun, iletişim yok, köyler, kasabalar, şehirler virane halinde. Ortalıkta kaçak askerler, canını kurtarmak için birkaç parça eşyasıyla yollara düşmüş, nereye gideceğini bilemiyen göçmen kafileleri, yatacak yer yok, su, yiyecek tükenmiş. Açlık, hastalık, kargaşa, yeis, gözyaşı...

Herşey karanlık, tasalı, sabırsız, ümitsiz insanlar.. Endişeler bitip tükenmiyor, şikayet anlam taşımıyor. Neyi beklediğini bilememek, birbirinin aynı, üzüntülerle dolu bitip tükenmiyen dakikalar. Insan hele yalnızsa, ızdıraba dayanmak zor. Yardım görülürse, aynı kader paylaşılırsa, dert ortağı varsa oluşan birlik ve beraberlik, insana dâyanma gücü verebilir ve ümit aşılar.

İnsan, birçok bağlardan oluşmuş bir düğüm. Bu düğümü ve bu bağları savaş koparıp, darmadağın ediyor. İnsanlar Önemsiz, değersiz, sanki bir asalak, eşyaları anlamsız. O kıymetli eşyalar ın önemi de, kutsallığı da, amları da kaybolup gitmiş. Barışta, gündelik hayatta göremediğimiz gerçekler, savaş gibi böyle zor anlarda, görülür hale gelir. Anılarımız, çocukluğumuz, aşklarımız, yaşadığımız yerler, hep aklımızdan geçer böyle hallerde.

Savaşın özellikle son günlerinde, bazı insanlar zaman zaman; savaş beyhude bir şey, niye savaşıyoruz demeye başlar. Öte yandan zafer sarhoşları da, ne oldum delisi olur. Zafer, yükseltir ama, bazan da soysuzlaştırır.



 

Çok özel ve zorunlu şartlar dışında; savaşın doğaya da, dünyaya da, insanlığa da, hiç bir yararı yok. Öyleyse kime yararı var? Silah tüccarına, vurguncuya, fırsatçıya ve karaborsacıya. Üstelik savaşta kazanılan zafere de, çiçekli yollardan gidilmiyor ki. Kanlar, yıkımlar, acılar ve gözyaşları var onda. Savaşın etkinliği ne kadar büyükse, o ölçüde de zafer büyük oluyor. Barış, her zaman savaştan üstün. Ne yazık ki, barışın tek yolu da, bazen savaş ve zafer den geçiyor.

Atatürk, savaşın ancak zorunlu hallerde yapılması gerektiğini bilen, sağ duyu sahibi, büyük bir liderdi. Bu nedenle, barışa çok önem verdi. Yurtta sulh Cihanda sulh sözü de, bunun bir kanıtı.

Puşkin e göre; kötü bir barış bile, iyi bir savaştan daha değerlidir. Barışta, oğullar babalarını, savaşta ise; babalar oğullarını gömerler diyen Bacon 3 hak vermemek mümkün değil. İnsanoğlu, her zaman ve her yerde barışı istiyor. Savaşta; imha, insan öldürme, tahrip söz konusu.. Yürekler katı,insaf yok, şefkat merhamet unutulmuş, hayata, kişiye saygı gösterilmemekte, yani tam bir canavarlık ve vahşet.

Uygarlık; inançlar, adetler ve bilgiler mirasıdır. Bu miras, birkaç günde olan bir miras değil. Asırlar süren bir birikim. İnsanları yoğuran, şekillendiren bir güç.Uygarlık, neden bu tatsız tabloları yaratıyo. Sanırım, uygarlık ve kültür, insanlarin gönlünde sevgi olarak yatmıyor da, ondan.

Huzur; Hak ve fazilet ölçülerine bağlanmakta ve buna göre hareket etmekle mümkün. Semavi dinlcrc göre; Allah, insanı kendi suretinde yaratmıştır. İnsan, Allah’ın varisi olduğu için, insanlar eşit demektir. Insana say. g1, Allah’a saygı, insana şefkat Allah’a kulluk etmek, ümitsizliğe düşmek Allah’ı reddetmek, fedakarlık Allah’a kendini, varlığını bağışlamak. Hakça eşitlik, kul olarak görevde eşitlik. İnsan, Allah’ın sureti olunca, herkes hen kesten sorumlu ve herkes, tüm insanların günahını taşıyor demek. Ama neden, bunlar bir türlü işlemiyor?

Dünya kamplara bölünmüş halde. İnsan hakları, sadece hıristiyan dünyası ve batı devletleri için geçerli. Diğer ülkelerin durumu ve onların hakları, batı dünyası için önemli değil. Varsa yoksa, kendileri ve çıkarları. Böyle olunca da, dünyamıza hiç bir zaman barış da gelmez, huzur da.

Aslında önemli olan; insanın, özgür insanın, nasıl düşündüğüdür. Özgürlük, önemli bir şey. İnsan özgür değilse onun davranışları, asla kendi davranışları olamaz. Kişi nasıl düşünüyorsa, öyledir demek. İyi düşünür ve de iyi uygularsak sorun yok. Kötü ve çirkin düşünce, kötü kalp demek. İnsan, kendi yarattığı acılıkla ve tatlılıkla yaşıyor. Bazı kötü insan, muhtaç durumlarda, iyi insan kılığına da giriyor. Yani, iyiyi ve kötüyü birlikte oynuyor. Zor, yıpratıcı, zarar verici bir rol. İki ucundan 'aynı anda yakılmış bir meşale gibi. En iyisi ; olduğumuz gibi görünmek ve göründüğümüz gibi olmak.

Yaşamak, umut demek. Uğrunda savaşılacak bir amaç varsa, talihli sayılırız. Yaşamımızı, iyimser ya da kötümser oluşumuz da, etkiler. En doğrusu, gerçekçi olabilmek. İyimserlik ve kötümserliğe ait güzel bir fıkra: “ Bir Alman ve Fransız psikolog konuşuyorlarmış. Alman: Fransada iyimserlerle

kötümserler ne haldedir diye sormuş? Fransız: İyimserler çalışıyor, kötümserler grev ilan ediyor. Ya Almanyada durum nasıl diye sorunca? Alman: Ne yapacaklar; İyimserler İngilizce öğreniyor, kötümserler de Rusça.”

Mücadele eden, savaşan, hep haklı olduğuna inanır. Kaybederse onu inciten şey, haklı olduğunu kabul ettiremiyişidir.Savaşı ve kazanmayı insan oğlu, hep kahramanlık olarak algılamıştır. Basit nedenlerden savaş çıkatmayı, nedense ilkellik kabul edememişiz.Silah zoruyla elde edilen zafer, mutlak zafer mi, gerçek barışı getirir mi, fazla üstünde durmamışız. Yenecek, savaşacak gücümüz yoksa barış sever olmayı ayıp saymamalı. Kendini harcatmadan, rakiple, düşmanla iyi geçinmenin diplomatik yollarını bulmalı. Bunun içinde insanlık tarihini, özellikle kendi tarihimizi, iyice bilip değerlendirmeliyiz.” Acı da olsa, hakikatı görmekten bir an geri kalmamak lazımdır . Kendimizi ve birbirimizi aldatmak için, lüzum ve mecburiyet yoktur” diyor Atatürk. Birinci dünya savaşına vatanperver ama atak ve tecrübesiz olan, o zamanki harbiye nazırı Enver Paşa nın bir olup bittisiyle girdiğimizi bilmekte ve hatırlamakta büyük yarar var. Türk bayrağı çekilmiş ve Türk bahriyesi kıyafetleri giymiş Alman savaş gemilerinin Sivastopolu bombalaması ile harbe girdi Osmanlılar. Ama, bu savaş Osmanlı İmparatorluğunun da sonu oldu. Tarihimizi doğru bilip, doğru değerlendirmek, geleceğimiz için çok önemli. İsmet İnönü: Biz, ençok bilgiye muhtacız. Siyasette ve idarede en zararlı şey, milletler ve toplumlar için en zor felaket, yarım bilgili adamların yetki sahibi olmalarıdır. “ Enver Paşa nın kişiliği ve davranışı, bu sözün ne kadar doğru olduğunu ortaya koyuyor. Hitler ve Musollini gibi iki fanatik, iki cahil, iki megolaman, iki hayal adam1 dünyayı ateşe verip yüzmilyona yakın insanın ölümüne sebep olmadı mi?Böylelerini, ne kendi'ulusları, ne de insanlık affedebilirKurtları affeden, kuzulara kötülük yapar diyen Hollanda Atasözünü akıldan çıkarılmamalı. Yogoslav canisi Miloseviç için sanki söylenmiş bir söz bu. “ Her affettiğin zaman, sen yükselirsin, affettiğin düşer diyen Peru Atasözü, bu gibi hallerde geçerli olamaz.

Kosovaya tam anlamıyla barış gelsin, yaralar sarılsın, mülteciler evle; rine dönsün, ekonomik hayat düzene girsin ve bu mazlum insanlar huzur ve güvenle yaşamlarına devam etsin. Soykırımcı Yogoslavları korumaya çalışan Ruslar, Yunanlılar, Müslüman soykırımına seyirci kalan arap dünyası da, bu acı olaydan insani ve vicdani derslerini inşallah alırlar. Bakalım, zaman daha neleri gösterecek.

Dileriz ki herkes için, dünyamız için, barış ve huzurlu anlar ve dönemler uzun olsun.