SAĞLIK KUTSALDIR..

06/02/2020 22:24 566
 
   

 

 

 

İnsanlık tarihinde ilk hekimliğin, eski Yunan da ortaya çıktığı yazılır. Hekim Hippokrates, M.Ö. 460  yılında, Kos adasında (Ege Denizi) doğmuştur. M.Ö.377’de Larissa’da (Yunanistan) ölmüştür… Modern hekimliğin öncüsü olarak bilinir.  Günümüz de hekimlerin yapmış olduğu,’’Hippokrates Yemini’’ o yıllardan gelen, bir gelenektir. Dünyanın çoğu yerinde, genç doktorlar mesleğe başlamadan önce bu yemini ederler. Bu yemin, görev başında bir doktorun, namus kurallarına sıkı sıkıya uyacağına dair, verdiği bir sözdür. Hippokrates, yaşamı boyunca, günümüze dek ulaşan bu yemin maddelerine tam olarak uymuştur.  Yine bir başka hekim; Galenos… Bergama (Türkiye) doğmuştur.  Ege ve Anadolu da gelişen hekimlik mesleği, Anadolu’yu, Selçuklularının istila etmesinden daha evvel faaliyette bulunmakta idi.  Yine o dönemde yaşayan insanların, birçok konuda olduğu gibi sağlık konusunda da çalıştığına inanabiliriz. Hitit tabletlerinde çivi yazısı ile genelde tabiplikle ilgili belgeden ziyade ticaret ile ilgili mektuplar günümüze kadar gelmiştir. Ancak bazı geleneklerimizde görmekteyiz. Hangi ot kaynatılıp içildiğinde, hangi ağrıya iyi geldiğinin, kulaktan dolma söylemlerle günümüze kadar geldiğini biliyoruz. Mide bulantısına nane limon kaynatılmasının iyi gelmesi gibi.. Limon suyu ile bir kaşık kahvenin yutulmasının mide bulantısına iyi geldiği duyumları bugüne kadar ulaşmıştır. Hatta ılık suya bal karıştırılıp içilmesinin kabızlığa iyi gelmesi gibi. Soğuk suya bal karıştırılıp içilmesinin ishali durdurduğu bilinmektedir. Bu bilgiler günümüze her hangi bir yazı ile ulaşmamıştır. Ama vardır. Orta Asya’da Çinliler ’in tabiplikle ilgili yaptıkları çalışmaların kayıtlı olduğunu bilmemekle birlikte, Selçuklulardan  evvel Gazneliler zamanında  Orta Asya’da GAZNE’de kurulan tıp medresesinin kalıntıları günümüze kadar ulaşmamıştır. Selçuklu Devleti’nde 1063 senelerinde Selçuklu Hastanesi ve Tıp Medresesi’nin Nişabur kentinde kurulduğunu  bilinmektedir. Selçuklu istilası ile birlikte hekimliğin Anadolu’ya taşındığı bir gerçektir. 1055’ten itibaren Selçuklular tarafından Bağdat, Şiraz, Berdesir, Kaşan, Ebher, Zencan, Harran, ve Mardin’de Bimâristanın kurulduğunu da bilmekteyiz. Ancak bu tedavi hastaneleri günümüze kadar ulaşmamıştır. Selçukluların kurdukları Şifahanelerden günümüze kadar ulaşan eserler Şam’daki Nureddin Hastanesi 1154, Kayseri’deki Gevher Nesibe Daruş-şifası 1206, Gıyaseddin Keyhusrev Tıp Medresesi 1206’da inşa edilmiştir. Sivas’taki Keykavus Daruşşifası 1217, Divriği’deki Turan Melik Hastanesi 1228, Tokat’taki Gök Medrese yani Pervane Bey Darüşşifası 1275 ve Çankırı’da Atabey Ferruh Hastanesi 1235’te kurulup günümüze kadar gelen yapılardır. Selçukluların, şifahanelerini Anadolu’nun her yanına, mümkün olduğu kadar yaymaya çalıştığını görmekteyiz. Bilhassa Gevher Nesibe Sultanın ince hastalığa yakalanması, Anadolu’ya 50 sene içinde yaygın sağlık hizmet verilmesini, kısıtlı imkânlarla yaymaya çalışmaları takdire şayandır. Yapılan Şifahaneler tabip yetişmesine vesile olduğundan ilerleyen tarihlerde daha fazla Şifahaneler kurulmuş olduğu görülmektedir. Konya’daki Tıp medreselerinin, diğer şehirlerden daha fazla olması doğaldır. Ancak,  Anadolu’daki her şehirde bir şifahane bulunması çok önemlidir. Şifahane içinde sadece bir sağlık konusu değil, birçok sağlık konusunun işlendiğini görmekteyiz. Hatta Selçuklu döneminde Anadolu’da akıl hastalarının tedavi edildiği hastaneler bir çok şehirde yapılmıştır. Erzurum yakınlarında bulunan Deli Baba köyündeki tekke, akıl hastalarına tedavi uygulayan kurumlardan biri olarak hizmet vermiştir. İspanyol seyyah Klavijo‘nun seyahatnamesinde konu şöyle tarif edilir: ‘’Deli Baba köyünde, akıl hastalarının tedavisiyle meşgul olan dervişler yaşıyor ve buraya getirilen hastalar, onların telkinleriyle ve meşguliyet tedavileriyle şifa buluyorlardı’’ denilmekte. Kimi yerde bu tekkelerde bilhassa ney ile icra edilen müzik, tedavideki bir başka yöntem olarak kullanılmıştır. Selçuklu hükümdarları sefere çıktıklarında seyyar hastanelerini kimi yerde 20 deve yükü, kimi yerde 100 deve yükü Bimâristanı beraberlerinde götürdükleri kayıtlardadır. Bimâristan aslında Tımarhane veya hastane olarak algılanır. Selçuklular ’da 4 değişik Bimâristan bulunmaktaydı. Kervansaray Bimâristanları Anadolu’da 4 bir tarafa yayılan ticaret kervanlarının akşamları yerleştikleri mekanlar olarak bilinen kervansaraylarda, tüccarlara hizmet vermesi için geliştirilen Bimâristanlar’dır. Hem yolcular, hem de kervan hayvanları bu hizmetten yararlanırdı. Bir de Saray Bimâristanları hizmet verirdi. Bunlar saray Bimâristanı’nın güney yanında camisi bulunan, medresesi olan, Hankah yani dergah, hamam ve Ribat’tan oluşan yani kervansaraydan oluşan bir kompleksi barındırır. Selçuklu döneminde bunlar genelde büyük şehirlerin yakınında oluşturulurdu. Halk sağlığı için oluşturulan hastane niteliğinde çalışan Bimâristanlar bulunurdu ki, bu birimlerin medresesi de vardı. Bakınız, tıp bugüne gelirken bir çok evre geçirmiştir. Tarih içinde Selçuklu döneminde Anadolu, sağlık açısından belki en verimli çağı yaşamıştır. Sağlık hizmetinin Anadolu’nun en ücra köyüne kadar götürülmüş olduğunu görmekteyiz. Günümüz Türkiye’sinde ise, varsa yoksa İstanbul’a yatırım yapılırken, ister istemez Anadolu’da hizmet ve yatırım beklemektedir. O nedenle Anadolu’nun ihmal edilmemesi dileğimizdir.

SON SÖZ:’’ HİZMET EDEN, HİZMET GÖRÜR:’’