“Rakı Festivali” üzerine

13/02/2020 14:49 143

Adanalı bir okurum bir süredir bana bastırıyor, İçişleri Bakanına yazdığı aşağıdaki mektubu yayınlayayım diye.

Rakı ve şalgamla yapılan festivalin iptali, kanına çok dokunmuş.

Kendileriyle şifahen konuştuğum pek çok hemşehrim de beğeni sununca yayınlamaya karar verdim.

***

Sayın Soylu.

Yaşım 51.

Doğma büyüme Adanalı’yım.

Tabir-i caizse; Allahına kadar!

Atalarımın, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa kumandasındaki güçlerin, Klikya’yı işğal ettiği (1832-1840) dönemde bu kutsal topraklara yerleştiğini anlatır tarih kitapları.

Evliya Çelebi 1671 yılına, bizim varlığımızdan söz eder.

Başka bir kaynak, bizim 11 yüzyılda Abbasilerin zulmünden kaçarak Klikya’ya yerleştiğimizi savunur.

Bir diğer kaynak; 13’cü yüzyıl sonlarında Memlük Sultanı Baybars’ın ordusunda yer almaları ve sonrasında, Ramazanoğulları Emirliği döneminde, kalabalıklar halinde Adana ve Tarsus’a yerleşmelerini anlatır.

Anladınız  değil mi, kim olduğumuzu?

Sayın Soylu.

Yaşım 51.

Doğma büyüme Adanalı’yım.

Tabir-i caizse; Allahına kadar!

Rahmetli dedem (nur içinde yatsın) rakısını yaş üzümden, incirden, hurmadan kendi yapar, sabah kuşluk vakti dükkanını açıp mangalını yakar, akşama kadar gelene geçene yediği eti, içtiği boğmayı, dost muhabbetiyle paylaşır, dükkanını öyle kapatırdı.

Çocuktum, rahmetli babam (nur içinde yatsın) sabah ezanıyla birlikte beni uyandırır, eski adıyla Kuşpazarı’na götürür, Adana’nın ben diyeyim 100, sen de 200 yıllık geleneği olan, ara sokaklardaki tablacılarda, yani sokakta kurulu “ocakbaşları”nda, kalabalıklarda sıraya girer, ciğerle, kebapla kahvaltı yaptırırdı.

Rahmetli babam “ehlikeyf” insandı.

Ben de soya çektim şükür.

O kuyruk yağının, kor kömüre düşen damlalarının, dayanılmaz, vazgeçilmez kokusunu yayan mangalın başında bi tek rakısını atarken, ben şalgama alışıyordum o günlerde, sabah sabah…

Sen bilmezsin, şalgam gelenekseldi, organikti, evde yapılır toprağa gömülürdü, demlensin diye.

Sizin Doğanay doğmamıştı henüz.

Sayın Soylu.

Yaşım 51.

Doğma büyüme Adanalı’yım.

Tabir-i caizse; Allahına kadar!

Bir bilgi daha vereyim size.

“Adana Havalimanı, hizmete girdiği 1937 yılından beri uçaklar Pazar sabahları, şehir içindeki yoğun duman nedeniyle göz gözü görmez, inişlerini otomatik pilotla yapar” dediydi kıdemli bir pilot arkadaşım.

Anladınız mı biraz?

Adana’nın, Adanalı’nın geleneklerini bilmeden, siyaseten ahkam kesmeyin bir daha lütfen.

Yanlış biliyorsunuz, hatta hiç bilmiyorsunuz.

Ben sizin kökeninizi bilmiyorum, o nedenle “bizim geleneklerimize böyle bir şey yok” demenizi makul karşılıyorum.

Ama bizlerin, Adana’nın tarihinde, gerçek Adanalı’ların geleneklerinde, özellikle Pazar sabahları kuşluk vakti, sokakta ciğer, kebap, yemek, rakı içmek demlenmek vardır.

Dışarıdan gelip, halen Adana’nın ekmeğini yiyen birkaç yobaz, gerici zihniyetin kışkırtmasıyla bu sene de gerek Adanalı’ya ve Türkiye’nin, Dünya’nın dört bir köşesinden gelen güzel misafirlerimize zehir ettiniz festivali.

Ama Adanalı’nın kanında inat var, vazgeçmez.

Bugün değil yarın, yarın olmadı bir sonraki gün yine yapar festivalini, karnavalını.

Beyhude çabanız…

Siz ve cemaatiniz bir gün unutulacak, kaybolacaksınız.

Ama Adana’lı yine sokakta, tablacıda ciğerini, kebabını yiyecek, rakısını içecek, dostça, kardeşçe eğlenecek.

Literatür’lerde “yüzyıllardır” olunca adı “gelenek” oluyordu eğil mi?

Gelenek ne ki sayın bakan, genlerimizde var bu.

Atsan atılmaz, satsan satılmaz…

Na’pacan?

Hadi gelin, yasaklamayın bu sene “rakı-şalgam” festivalimizi.

Keyfimize dokunmayın.

***

Ne diyeyim…

Sayın İçişleri Bakanının, takdirlerine sunmaktan başka.