Piramit cinayeti

20/02/2021 01:33 743

Kahvesini içerken yanına aldığı gazeteye yeniden gözü kaydı. Mısır’da öldürülen iş adamının fotoğrafının yanına, cenazede bitik durumda görünen eşinin de fotoğrafı basılmıştı. Kalabalık cenaze, adamın ya çok sevildiğini ya da çok önemli biri olduğunu gösteriyordu. Belki de çok zengin biriydi. Fakat onun konu ile ilgilenmesinin sebebi sadece merak değildi. Faili meçhul bu cinayetin soruşturulmasındaki Türk yetkili kendisiydi. Uçağı yarım saat sonra kalkıyordu. Mit sorumlusu Ender Çağlayan Kahire’ye gidiyordu.

Uçak, piste iner inmez daldığı huzursuz uykudan uyandı. Kendisini almaya gelen ekip, Cihazü'lMuhaberatu'lAmma’dan yani Mısır İstihbarat Teşkilatı’ndandı. İki ülke istihbaratlarınca soruşturması yönetilen bu cinayet, öldürülen kişinin firmasının, iki ülkenin savunma sanayisine ortak iş yapıyor oluşuydu. Kahire’deki KeopsPiramiti’nin oyuklarında kanlar içerisinde, kesilen boğazının üstünde sinekler ve böcekler üşüşmüş halde, turist bir kadın tarafından bulunmuştu. Ön otopsi raporuna göre misina ipi gibi bir iple boğularak öldürülmüş, ip boğazını da kesmiş, elindeki yaralar ise katil ise boğuştuğu sırada açılmış. Olay yerinde bulunan diğer kan izlerinden elde edilen DNA’lar, ülke veri tabanında bulunamamış, bu sebeple katil ile ilgili hiçbir bulguya ulaşılamamış. Raporu okurken, henüz diye düşündü Ender Çağlayan, henüz ulaşılamadı.

Öldürülen iş adamı, Mısır’daki firma yetkilisi ile olağan toplantılarından birini yapmak için gelmiş, dönmesi gereken zamanda maalesef geri dönememiş. Zaten dönüş tarihi de toplantı gününden iki gün sonraymış. Ender Çağlayan, iş adamının ülkeye giriş çıkışları ile toplantı tarihlerini kıyaslayınca, adamın son zamanlarda yaptığı seyahatlerde hep bu şekilde bilet aldığını gördü. Toplantı sonrası, kalan günlerinde ne yaptığını, kimlerle görüştüğünü, nerelere gittiğini bulması gerekiyordu. Mısırlı yetkililer bu detayı maalesef fark edememişti. Onlar daha çok ürettikleri teknoloji sebebi ile teröristlerce öldürüldüğünü düşünüyorlardı. Fakat bu detay işi değiştirmişti. Soruşturmanın gidişatı değiştirilip, iş adamının ne yaptığı incelenmeye başlandı. Ülkede çok geniş olmayan kamera ağlarına takılan görüntülerin bir araya getirilmesi tam dört gün sürmüştü. Ülkedeki sıcak iklim, insanlara da rehavet çökmesine sebep olmuş ve bu tüm yaşamlarına sirayet etmişti. Ender Çağlayan, tam dört gün sonra gelen görüntüleri izlediğinde manasız bakışlarla duvara bakarken buldu kendini;” Henüz bir haftadır buradayım ama ben de boş boş oturup zaman geçirmeye başladım” dedi kendi kendine. İzlediği görüntülerde maalesef hiçbir şey bulamamıştı. Öldürülen iş adamı, boş vakitlerini tarihi yerleri gezerek doldurmuş, bol bol kütüphane gezmiş, kitap okumuş, hatta aldığı bazı kitapları kaldığı otele götürüp orada okumaya devam etmiş.

Kamera görüntülerini beklediği süre boyunca otopsi raporu da tamamlanmıştı. Bir hafta önce okuduğu ön rapordan pek bir farkı yoktu. Cinayet aletinin misina olduğu kesinleşmişti. Ender Çağlayan, son rapor ve kamera görüntüleri eklenen dosyayı alıp ertesi gün Türkiye’ye geri döndü.

Türkiye’de birkaç gün boyunca ölen iş adamının çevresini ve firma faaliyetlerini araştırdı. İllegal hiçbir şey yoktu. Gidip eşiyle konuşmaya karar verdi. Okuduğu ifadelerde dikkat çeken bir şey yoktu ama yine de bir kez daha kendisi görüşüp, evi görmek istedi.

Talihsiz iş adamının evi Kanlıca’da idi. Zevkli biri tarafından dekore edildiği belliydi. Hatırı sayılır bir manzarası ve hatırı sayılır güzellikte bir karısı vardı.

“Buyurun Ender Bey, eşimin çalışma odasında görüşelim.” dedi. Çalışma odasına girince tam karşıdaki ahşap masa ve önündeki iki küçük berjer karşıladı onları. Masanın ardındaki pencere denize bakıyordu. Duvarlar boydan boya kitaplarla doldurulmuş raflarla çevrilmişti.

  • Çok mu okurdu eşiniz?
  • Evet kitapları çok severdi. Evde olduğu süre boyunca hep burada saatlerce kitap okurdu.
  • Melis Hanım, farklı birimlerde arkadaşlarımız daha önce sizinle defalarca konuştu. Ancak biliyorsunuz ki ben polis ya da savcı değilim.
  • Evet nereden geldiğinizi biliyorum.
  • Eşinizin ölümü uluslararası bir krize sebep oldu. Fakat ben sebebin çok basit bir şeyden kaynaklandığını düşünüyorum.
  • Nasıl basit anlayamadım?
  • Yani ne yaptığı işle ilgili ne de Mısır ile. Size şunu sormak istiyorum. Son zamanlarda hayatınızda bir değişiklik oldu mu?
  • Siz ne demek istiyorsunuz bana?

Kadın sinirlenerek ayağa fırladı. Ender Çağlayan kadının dudaklarında saniyelik bir titreme gördü. Ya gerçekten onu yanlış anlayıp çok sinirlenmişti ya da korkmuştu.

  • Lütfen yanlış anlamayın, alınganlık yapıyorsunuz. Eşinizi günlerdir araştırıyorum. Rutin, yıllardır değişiklik göstermeyen standartlarına düşkün bir hayatı var. Belli ki standartlarından bir sapma yaşamış ve bir şeyler ters gitmiş. İşte ben bunu bulmaya çalışıyorum.
  • Sizi anladım, ama öyle bir şey yok. Biz çok mutluyduk. Çok…

Kadın kendisinin suçlandığının ima edildiğini düşünmüştü. Ender Çağlayan, birkaç dakika daha sohbete devam edip izin istedi. Kadın onu yolcu etmek için kapıyı açtığında kapıda bekleyen başka bir adamla karşılaştılar. Kadın adamı görünce hiç şaşırmadı; “Hoş geldin Vedat, gel içeri” diyerek içeri davet etti. Ender Çağlayan’ın merak dolu bakışlarını görünce de açıklama gereği duyup; “Vedat Bey eşimin arkadaşı, birlikte yazdıkları kitapla ilgili kalan dosyaları almaya geldi. Yarım kalan kitabı tek başına tamamlayacak” dedi.

Ender Çağlayan memnun oldum demek yerine başını salladı, iyi günler deyip oradan ayrıldı. Oradan ayrıldıktan sonra bir hafta boyunca araştırmalarına ofisinden devam etti. Vedat Bey ve acılı eşin arkasına da takip edilmeleri için birilerini görevlendirdi.

Geçen bir hafta sonrasında İstanbul Emniyetinden Müdürlüğü’nden ekipler, Vedat Camgöz’ü gözaltına almak üzere sabaha karşı kapısını çaldı. Vedat Bey uyuyordu. Pijamalarını değiştirip gelen görevlilere zorluk çıkarmadan emniyete gitti. Yapılan sorgunun ardından Vedat Camgöz, arkadaşını öldürdüğünü itiraf etti. Tüm sorguyu aynalı camların ardından izleyen emniyet müdürü ve Ender Çağlayan konunun sonuçlandırılmasından memnundu. Yapılan araştırma ve takip sonucu Vedat Camgöz’ün, arkadaşı ile aynı tarihlerde Mısır’da olduğu anlaşılmıştı. Türkiye’den değil de İngiltere üzerinden Mısır’a geçtiği için gözden kaçmıştı. Çünkü o tarihler arasında Türkiye’den Mısır’a gidiş geliş yapan yolcu listeleri kontrol edilmişti. Vedat Camgöz, öldürülen iş adamı ile, eşinin de söylediği gibi gerçekten bir kitap üzerine çalışıyordu. İkisinin ortak yazarlığında yazılan bu kitap piramitlerle ilgili olacaktı fakat Vedat Bey araştırmaları sırasında çok büyük bir hazinenin yerini bulduğunu düşünmüştü. Bunu da arkadaşı ile paylaşmıştı ve hazineyi bulmak için beraber hareket edeceklerine dair birbirlerine söz vermişlerdi. Söylediğine göre de arkadaşı buna uymayıp, toplantı bahanesi ile Mısır’a gidip hazineye tek başına sahip olmak istemişti. Bunu öğrenen ve o sırada İngiltere’de olan Vedat Bey de Mısır’a arkadaşına hesap sormaya gitmişti. Hazinenin büyüklüğü o kadar gözünü karartmıştı ki aksi bir durumla karşılaşabileceğini düşünüp yanına misina ipi ve bıçak almıştı. İki arkadaşın karşılaştığı andan itibaren tansiyon yükselmiş, ölen iş adamı durumu inkâr etmiş, ama Vedat Bey inanmamıştı. Kendine hâkim olamayıp arkadaşını oracıkta öldürecek kadar da gözü dönmüştü. Öldürdükten sonra bir oyuğa taşıdığı arkadaşını orada bırakıp, ilk uçakla İngiltere’ye geri dönmüştü. Türkiye’ye döndüğünde de utanmadan cenazeye katılmış, eşine destek olmuş, daha kırkı bile çıkmadan kitabı tamamlamak adına arkadaşında kalan dosyaları almak için evine gitmişti. Sözde ölen arkadaşının adını kitapta yaşatacaktı.

Emniyet müdürü, Ender Çağlayan’a dönüp sordu;

  • O olduğunu tek görüşte nasıl anladınız?
  • Çok basit. Kapıda karşılaştığımızda ellerindeki binici eldiveni dikkatimi çekti. Evet at biniyordu, bunu öğrendik ama son bir aydır binicilik kulübüne uğramadığını teyit ettik. Tüm bu soruşturmaların içinde siz de vardınız zaten. Ölüm sebebinin de misina ile boğulma olduğunu biliyorduk. Ellerinde açılan yaraları gizlemek için eldiven giyiyordu. Zaten az önce gördüğümüz gibi sorgu sırasında da bu izler nasıl oldu diye sorulunca itiraf geldi. Yani azizim, Sezen Aksu dediği gibi;“Eller günahkâr, diller günahkâr, bir çağ yangını bu bütün dünya günahkâr.”

Ender Çağlayan gülümseyerek odadan çıktı, arabasına bindi ve oradan uzaklaştı.

(Bu öyküdeki tüm karakterler ve olayların gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi yoktur. Tamamen hayal ürünüdür)