"Peki siz kimsiniz?" (2)

23/06/2022 04:43 120

 

Atatürk’ün, İşgal altındaki İzmir’de;  İngiliz elçisi ve donanma komutanının havalarını nasıl söndürdüğünün hikayesini anlatarak, demiştik ki;

“Amiral “Çok güç koşullar altında bir savaş kazandınız, sizi asker olarak içtenlikle kutlarım. Çanakkale’deki başarınızın rastlantıya bağlı olmadığını kanıtladınız. Ben şahsen böyle büyük bir askerle tanıştığım için memnunum” diyerek ona övgüler yağdırmaya başladı,

Paşa bıkkın bir sesle;

“Bunları geçin amiral, çok işimiz var. Asıl konuya gelin” dedi.

Amiral bu tavır karşısında bocalayarak konuya girdi.

“İzmir’de tebamız ve sizin azınlıklarınız Ermeniler, Rumlar var. Yeni askeri yönetim altında bu insanların statüsü nedir. Güvende midirler?”

Paşa “Hiç kuşkunuz olmasın Amiral. Tebanız ve azınlıklar hükümetimizin koruması altındadır. Suç işlemeyenler, kendilerini güvende sayabilirler” dedi.

“Peki suç işleyenler?”

“Suç işleyenler sayın Amiral; muhtemelen ülkenizde olduğu gibi adaletin huzuruna çıkarılır. Suçlu olanlar cezalarını çeker” demiştik.

“Fakat paşa hazretleri, fevkalade günler geçirdik. Yunan ordusundan cesaret alan Rumlar, şımarıklık yapmış olabilir. Bugün bu insanlar, yerli halkın düşmanlığıyla yüz yüzedir..Ermenileri biliyorsunuz; büyük bir toplumu göçe zorlandı ve önemli bölümü hayatlarını kaybetti. Bu ruh haliyle, Yunan Ordusu ile iş birliği yapmış bazı Türkler, zor günler geçirmiş olabilirler. Bunlar fevkalade günlerin olaylarıdır. Bağışlanması, hoş görülmesi gerekir. Eğer bu kişiler halkın husumetine bırakılırsa, bütün Dünya aleyhinize kıyamet koparır”

Bu son cümleye kadar Amiral’i sakince dinleyen Mustafa Kemal Paşa “Dünya’nın koparacağı gürültü ile” tehdit edilince Amiral’in sözünü kesti.

“Üstünlük pozunuzu, derhal bir yana koyunuz. Tehdit etmekten de vazgeçiniz. Ben İngiltere ve müttefiklerinin kıyamet koparıp koparmayacağını düşünmem bile. Bunlar memleketin dahili işleri ve de sizin bu işlere karışmanıza müsaade etmem. Majestelerinin devleti bizim azınlıklarla uğraşmaktan vazgeçsin. Kim ki bize saygı göstermez, bizden de saygı beklemeye hakkı olmaz”

Bu sözler üzerine Amiralin yüzü bembeyaz oldu.

“İngiliz Hükümeti’nin tebasını her yerde koruma hakkı, Devletler Hukuku teminatı altındadır.

Avrupa Devletleriyle birlikte arkaladığımız Rum ve Ermenilerin güven içinde bulundurulmasını sadece rica ettik. Yoksa biz bu güvenliği sağlayacak güçteyiz” deyine Paşa;

“Arkaladığınız Yunan ordusunun, denizde yüzen cesetlerini herhalde görmüş olmalısınız. Ordumuz asayişi sağlamıştır. Şu andan itibaren İzmir Limanı’nı donanmanıza kapatıyorum. İsterseniz tebanızı gemilerinize doldurabilirsiniz. Donanmanızın en kısa zamanda limanı terk etmesini istiyorum” dedi.

Bu sert sözler karşısında amiral ne yapacağını şaşırdı.

“İngiltere’ye savaş mı açıyorsunuz?”

Mustafa Kemal Paşa;

“Savaş açmak mı? Siz yoksa Sevr Antlaşmasının halen yürürlükte olduğunu mu sanıyorsunuz? Biz onu çoktan yırtıp attık. Karşımda serbestçe oturuşunuzu, sizi konuk saymama borçlusunuz. Fakat nezaketimizi kötüye kullanmanıza müsaade etmem. Şu anda hukuken barış anlaşması yapmamış iki devletiz. Savaş Hukuku halen yürürlüktedir. Gemilerinizi derhal karasularımızdan çekmenizi size tekrar ve son defa ihtar ediyorum” dedi.

Bir balmumu heykeline döndü Amiral.

Sert adımlarla girdiği paşanın odasında oturduğu sandalyede küçüldükçe küçüldü ve sonunda kekeleyerek;

“Afedersiniz”diyebildi.

Yerlere kadar eğilerek dışarı çıktı.

İngiliz ve Fransızlar kendi uyruklarını gemilere bindirdiler.

Birkaç saat sonra da, sessizce çekip gittiler.

Atatürk’ün yakın dostu Salih Bozok’un hatıralarından alınan bu anekdot, Mustafa Kemal’in, olaylar karşısında gösterdiği dirayet’in en güzel örneklerinden biridir.