"Peki siz kimsiniz?"(1)

20/06/2022 02:05 616

 

Başkumandan, düşmandan kurtardığı İzmir’de geçireceği ilk geceyi yaşıyordu.

Zengin bir sofra hazırlandığı halde, ufak tefekle karnını doyurdu ve geç saatlere kadar çalıştı.

Ertesi sabah erkenden uyandı.

Hafif bir kahvaltıdan sonra vilayet konağına gitti.

Vali, İngiliz konsolosuyla konuşuyordu.

Paşa gelince ayağa kalktı ve konsolos ile Mustafa Kemal Paşayı tanıştırdı.

Konsolos iyi Türkçe biliyordu.

Paşa valiye sordu.

“Konu nedir?”

Vali anlattı;

“Sayın konsolos, İngiliz tebası vatandaşlarla, Rum ve Ermeni azınlığın güven altında olup olmadığından endişe ediyorlar. Ancak ben kendilerine herkesin güven altında olduğunu bildirdim”

Mustafa Kemal Paşa, konsolosun Türkçe bildiğini biliyordu.

Buna rağmen kendisine valiyi muhatap aldı;

“Ee, peki daha ne istiyormuş?”

Bu soruya konsolos Türkçe cevap verdi.

“Tebamız için hükümetinizden yazılı teminat istiyorum”

Mustafa Kemal Paşa “Ne yani, Yunanlılar zamanında siz tebanızı daha emniyette mi görüyordunuz?”dedi.

Konsolos kasılarak “Evet” diye karşılık verdi;

“Yunanlılar buradayken tebamızı daha emniyette görüyorduk.”

“O halde buyurun tebanız ile birlikte Yunanistan’a gidin efendim”

Konsolos“Yani majestelerinin hükümetine savaş mı açıyorsunuz?”deyince Paşa kızdı;

“Siz kiminle neyi konuştuğunuzu biliyor musunuz? Ben Millet Meclisinin Başkanı ve Türk Orduları Başkomutanıyım. Savaş açmaya da barış yapmaya da tam yetkiliyim…Peki siz kimsiniz? Hükümetiniz adına savaşi ve barış görüşmelerini yapmaya yetkili misiniz?.. Böyle bir yetkiniz varsa görüşelim. Yoksa (eliyle kapıyı göstererek) buyurunuz dışarıya”

Konsolos, Mustafa Kemal Paşa’nın son sözü üzerine sapsarı kesildi ve tek kelime söylemeden kapıdan çıktı, gitti.

Ardından Vali’ye döndü;

“Bunlara yüz vermeyin vali bey..Bir donanma önünde pısacak, bir blöf karşısında yelkenleri suya indirecek bir devletçik sanıyorlar bizi…Küstahlık derecesine, barut kokan bir odada adamın sorduğu şeye bakın…Savaş halinde değiliz sanki. Bana ‘savaş mı açıyorsunuz’ diye soruyor.

Birkaç saat sonra, İngiliz donanma komutanı hükümet konağının kapısından girerek, Mustafa Kemal Paşa’nın odasına yöneldi.

Nazik fakat öfkeli bir hali vardı.

Ruşen Eşref; kendisine ne istediğini sordu;

“Mustafa Kemal Paşa ile görüşmek istiyorum”

Birlikte odaya girdiler.

Amiral “Çok güç koşullar altında bir savaş kazandınız, sizi asker olarak içtenlikle kutlarım. Çanakkale’deki başarınızın rastlantıya bağlı olmadığını kanıtladınız. Ben şahsen böyle büyük bir askerle tanıştığım için memnunum” diyerek ona övgüler yağdırmaya başladı.

Paşa bıkkın bir sesle;

“Bunları geçin amiral, çok işimiz var. Asıl konuya gelin” dedi.

Amiral bu tavır karşısında bocalayarak konuya girdi.

“İzmir’de tebamız ve sizin azınlıklarınız Ermeniler, Rumlar var. Yeni askeri yönetim altında bu insanların statüsü nedir. Güvende midirler?”

Paşa “Hiç kuşkunuz olmasın Amiral. Tebanız ve azınlıklar hükümetimizin koruması altındadır. Suç işlemeyenler, kendilerini güvende sayabilirler” dedi.

“Peki suç işleyenler?”

“Suç işleyenler sayın Amiral; muhtemelen ülkenizde olduğu gibi adaletin huzuruna çıkarılır. Suçlu olanlar cezalarını çeker”

(Devam Edecek)