Otopark kavgası

17/04/2021 20:38 569

 

Arabaya doğru yaklaştım. Bir elimi ne olur ne olmaz diye silahıma götürdüm. Ona, parmaklarımın ucuyla bile dokunsam kendimi daha iyi hissediyordum. Adımlarım arabaya yaklaştıkça hızlanıyordu. Adam arabanın içinde başı önde hareketsiz oturuyordu. Bir an bayılmış olabileceğini düşündüm. Kapıyı zorladım ama kilitliydi. Adamın fazla zamanı kalmamış olabilirdi, filmli camı kırdım ve öylece kalakaldım. Cam filminden görünmüyordu ama gerçek tüm çıplaklığı ile gözümün önündeydi şimdi. Araba kan içindeydi. Adam başından vurulmuştu.

Etraf beş dakika içerisinde mahşer yerine döndü. Olay yeri şeritleri yaklaşık bir saat sürecek olan incelemede defalarca indirilip kaldırılmak üzere yay gibi çekilmişti. Olay bir apartmanın kapalı otoparkında gerçekleşmişti. Apartman sakinleri, tüm engellemelerimize karşın aşağıda toplanmıştı. Ölen adamın karısı olduğunu öğrendiğim kadın yeri göğü inletiyordu. Arada birine beddua ediyor, sen yaptın biliyorum, sen yaptın diye bağırıyordu. En güzel sorgu zamanı bence olayın henüz taze olduğu zamanlarda olandı. Yardımcım Sedat’la birlikte komşu kalabalığının içine daldık. Sessizce bunu kim yapmış olabilir, bir tahmininiz var mı gibi sorular sorduk. Gelen cevap adamın karısının bağırdığı isimle aynıydı; “9 numara Bülent Bey.”

Bülent Bey ile ölen şahıs İlker Bey iki gün önce, park yeri kavgası yüzünden birbirine girmiş. Apartman görevlisi ve sese inen komşular zor ayırmışlar ikisini. Hatta Bülent Bey, İlker Bey’i alenen öldürmekle tehdit etmiş. E işte durum ortadaymış. Bülent Bey dediğini yapmış, İlker Bey’i öldürmüş.

Bülent Özdoğan, kırk iki yaşında, evli ve iki çocuk babası bir mali müşavirdi. Sedat ile birlikte dokuz numaraya çıkıp kapıyı çaldık. Çok geçmeden korkak gözlerle kapıyı otuzlu yaşların sonlarında, kucağında kız çocuğu ile bir kadın açtı. Çok geçmeden yanına minik oğlan daha koşarak geldi.

  • İyi günler hanımefendi. Ben Başkomiser Emir, bu da ortağım Komiser Sedat. Rahatsız ediyoruz ama ortalık birbirine girmiş durumda olaydan haberiniz olmuştur sanırım.
  • Evet.
  • Anladım. Pek etkilenmediniz sanırım. Eşiniz Bülent Bey, evde mi?
  • Hayır.
  • Ne zaman çıktı?
  • Dün sabah çıktı, bir daha gelmedi.

Kadın cevap verirken adeta ruh gibi konuşuyordu, soğuk ve duygusuzdu. Maalesef iki çocuğu ile birlikte merkeze gelmek zorunda kalacaktı.

Merkezde verdiği ifadeye istinaden öğrendik ki; Bülent yani kocası, ölen komşusu ile kavga ettikten sonra eve girmiş, moraran gözü için buz istemiş, bu sırada kendisine sarılmak isteyen küçük kızını azarlamış, herkesin odadan çıkmasını istemiş, o gece salonda yatmış, sabah da kahvaltısını yapıp evden ayrılmış. Akşam, her zamanki geliş saatinden daha erken eve gelmiş, alkol almış, çocuklara ve kendisine yine ters davranmış ve yine salonda yatmış. Sabah ise evden kahvaltı dahi yapmadan çıkmış, çıkış o çıkışmış.

Biz, ruhu alınmış eşi sorgularken ki ben sorgusunda verdiği ifadenin doğruluğundan şüphe duyuyordum, ilgili ekipler de kavgacı Bülent Bey’in telefon sinyallerinden yerini tespit etmişlerdi bile.

İki ekip, belirlenen adrese doğru hızla yola çıkıp, yarım saat içerisinde tek katlı müstakil evin kapısını kırıp Bülent Bey’i daha ne olduğunu anlamadan paketleyip araca bindirmiştik bile. Yolda ağzını bıçak açmamıştı. Birkaç kez sen mi öldürdün diye sormamıza rağmen cevap vermedi. Fakat merkeze döndüğümüzde ortamdan mı bilmem, ağzından dökülüvermişti her şey.

  • Dün akşam neredeydin Bülent Özdoğan, anlat!
  • Beni bulduğunuz evde tek başıma oturuyordum.
  • Neden gittin oraya?
  • Kaçtım.
  • Neyden?
  • Yakalanmaktan korktum. Sedat’ı öldürdüm çünkü. Korkutmak istemiştim sadece. İleri geri konuştu. Delikanlıysan sık dedi. Karın senden daha cesur dedi. Gözüm döndü. Kafasına sıktım.
  • Silah nerede?
  • Attım.
  • Nereye attın?
  • Baraj gölüne.

İtiraf etmişti. Bize yapacak pek bir şey kalmamıştı. İfadesini imzaladı, mahkemeye çıktı ve tutuklandı. Cezaevine gönderildi, dosya kapandı ama bu iş benim içime sinmemişti.

Gönderildiği cezaevinden tanıdığım bir gardiyandan Bülent’in gelenine gidenine, haline tavrına göz kulak olmasını rica ettim. Aradan iki ay geçmişti, ben de ümidimi kesmiş, başka vakalara kanalize olmuştum ki gardiyan arkadaşımdan gelen bir mesaj koridorun ortasında “Hadi be!” diye bağırmama sebep oldu.

Bülent, içeride müebbet yatan bir mahkûm tarafından öldürülmüştü. Yalnız öldürülmeden önce karısına bir mektup göndermişti. İşte o mektubun kopyası şu an benim elimde duruyordu.

Mektup adeta itiraf niteliğindeydi. Sedat’ı öldürmediğini açıkça yazmıştı. Karısından özür diliyordu. Suçu üstlenmek zorundaydı. Çünkü o aslında Sedat’ın katili değil, suç ortağıydı. İkisi kumar batağına düşmüş, tehlikeli insanlardan borçlar almış, fahiş faizleri ödeyememiş, birbirlerine verdikleri sözleri tutamamış ve defalarca birbirlerine girmişlerdi. Otoparktaki son kavgaları da park yüzünden değil, Sedat ile borç aldıkları kişilere ödemeleri gereken Sedat’ınpayına düşen tutarı ödememesindendi. Aldıkları paraların geri ödeme taksitlerini sırayla yapıyorlardı ama Sedat ödeyemiyordu. Bülent de sürekli karısının altınlarını bozuyordu. Canına tak etmişti. Mektupta o altınlar için de özür diliyordu. Bülent içeride öldürüleceğini anlamıştı ve ruhen kendini aklamak için, çocukları babalarını katil olarak bilmesin diye her şeyi tek tek yazmıştı. Bana kalan, mektupta yazan, borç aldıkları kişiyi merkeze alıp sorgulamak olacaktı. Minik bir araştırma sonrasında ise ne tesadüfse, Bülent’i öldüren kişinin eşinin hesabına bir hafta önce yatırılan yüklü miktardaki para, yine aynı kişiden gönderilmişti.

Adamı yakalamamız zor olmadı. Bir sürü sabıkası ve adli kontrollü serbestliği vardı. Blöf yapıp Bülent’in öldürme anını videoya çektiğini söyledim sorguda. Ağzından çıkan küfür adeta bir kabullenişti. Fakat ben olayı ondan dinlemek istiyordum. Dinledim de.

Borçlarını ödemedikleri için defalarca uyarmış fakat bu iki kumarbazın kendisini dolandırdıklarına inanmış. İkisini de öldürmeye karar vermiş. Otoparkta pusuya yatmış. Önce Bülent gelip arabasını park etmiş. Arabadan iner inmez ağzını kapatıp silahı kafasına dayamış. Kuytu bir köşede o şekilde Sedat’ı beklemişler. Çok değil on dakika sonra da Sedat gelmiş. Henüz arabasından inemeden bu ikisi arabaya damdan düşer gibi girivermiş. Arabanın içinde bağırıp çağırmışlar. İkisi birbirini suçlamış. Adam sinirden kudurmuş, küfür kıyamet konuşan Sedat’ı başından vurmuş. Bülent’e de borcunu, Sedat’ı öldürdüğünü üstlenmesi şartıyla sileceğini aksi takdirde tüm ailesini öldüreceğini söylemiş. Bülent’i neden öldürtürdün diye sordum. “Bu dünyada bana borcunu ödemeyip de yaşayan bir kişi bile olursa diğerlerinden nasıl toplarım paramı “dedi.

Peki en başından beri benim içime sinmeyen neydi? Sedat’ın kapısı kilitliydi. Hiç kimse, iki gün önce öldüresiye kavga ettiği birine oturduğu yerden kapısını açıp daha sonra kapıyı içeriden kilitlemezdi. Sedat tam inecekken açtığı kilitler sayesinde diğer ikisi araca binmişti ve katil kapıları kilitletmişti. Sedat, bir daha kendi tarafındaki kilidi açıp aşağıya hiç inememişti.