Osmanlı'nın Gizemli Dünyası; HAREM!-2

25/07/2022 20:49 700

 

Daha çok balkan ülkelerinden veya Gürcü, Çerkez ya da Rus kökenli olan cariyeler, saraya alındıklarında Kızlar Ağası tarafından hazırlanan özel bir sınavdan geçirilir, güzellik, kabiliyet ve zekâlarına göre ayrılırlardı. İsimleri bu sınav sonrasında Kızlar Ağası tarafından verilir, bundan sonra o isimle çağrılırlardı. Cariyeler, savaşlarda elde edildiği gibi sultana hediye edilen veya bizzat ailesinin saraya teslim ettiği genç kızlardan oluşurdu. Bazı üst düzey aileler de hem iyi bir eğitim almaları, hem de saray içinde yükselebilmesi için kızlarını Harem’e vermek isterlerdi. Osmanlı’da padişahların evlilikleri hep Harem içinden olur, buradan yetişen kızlardan en zeki ve güzel olanları padişahla evlenirken, diğerleri de yüksek düzeyli devlet adamlarıyla evlendirilirdi. Bu yüzden de devlet ileri gelenlerinin çoğu, kızlarını Harem’e vermek için birbirleriyle yarışırlardı. Harem’e alınan cariyeler, çoğu zaman Hıristiyan kökenli oldukları için öncelikle İslam Dini ve Kur’an-ı Kerim öğretilirdi. Harem’e giren herkes sıkı bir eğitimden geçer ve yeteneklerine göre eğitilirdi. Saray âdetleri, derli toplu konuşma, müzik, dans, edebiyat gibi akla gelebilecek her şeyi bu eğitim sürecinde öğrenirlerdi. Çünkü işin ucunda padişahın huzuruna çıkmak vardı ve cariyelerin padişahın huzurunda sohbet etmeyi bilecek kadar da bilgili olmaları gerekirdi.

***

PROF. İLBER ORTAYLI HAREM KIZLARI İÇİN BAKIN NELER DEMİŞ

Ünlü tarihçi Prof. İlber Ortaylı Harem hayatıyla ilgili şöyle demektedir; “Saray adabına dikkat edilmesi gerekirdi! Bu yüzden cariyeler pek çok eğitim alırlardı. İçlerinde hattat olanlar, hatta Hürrem Sultan gibi şair olanlar da vardı. Bunlar zeki kız çocuklarıydı. Harem, ahmak bir insanın yaşabileceği ve yükselebileceği bir yer değildi.”         

CARİYELER EĞER HAREM’DEN AYRILMAK İSTERLERSE…

Harem’deki cariyeler padişaha mutlak bir ittihatla bağlı olmak zorunda olsa da, hiç biri buraya kapatılmış ve ömrünün sonuna kadar burada yaşamak zorunda olan insanlar değildi. Cariyelerden biri her hangi bir nedenle saraydan ayrılmak istediği zaman padişaha bir dilekçe yazıp, dörde katlar ve bu dilekçede ayrılma sebebini anlatırlardı. Cariye daha sonra bu dilekçeyi padişahın görebileceği bir yere koyardı. Padişah bu isteği gözden geçirir ve buna göre cariyenin Harem’den ayrılmasına izin verirdi.

‘KADINLAR SALTANATI’ DÖNEMİ BAŞLADI…

Harem düzeni uzun yıllar boyunca bu şekilde bozulmadan devam etti. Fakat XVI. yüzyıla gelindiğinde Harem’deki kadınlar yönetimde ön plana çıkmaya başladı. Bunlardan ilki Kanunu Sultan Süleyman’ın eşi Hürrem Sultan’dı. Ukrayna kökenli olan Hürrem Sultan; zekâsı, cesareti ve entrikalarıyla tarihte ön plana çıkmış ve Osmanlı Devleti içerisinde ‘Kadınlar Saltanatı’ denilen dönemi başlatmıştı. Hürrem Sultan’ın kızı Mihrimah Sultan ve II. Selim zamanında Nurbanu Sultan gibi pek çok kadın da Osmanlı siyasetine el atmış, devlet yönetiminde paşalardan ve ağalardan çok daha etkili olmuşlardı. Bu dönemde devletin bekası yerine kişisel çıkarlar ve iktidar hırsı ön plana çıkmış ve Harem Teşkilatı yavaş yavaş Osmanlı Devleti’nin içini kemiren bir yapıya dönüşmüştü. Burada bulunan sultanların gerek Divan’daki vezirler, gerekse Yeniçeriler üzerindeki gücü nedeniyle Harem, sadrazamların ve hatta padişahların değiştirilmesine kadar pek çok kritik kararda rol oynamaya başlamıştı.

GENÇ OSMAN’IN ÖMRÜ YETMEDİ!

Harem’de dönen entrikaların farkına varan ve Harem’i kaldırma girişiminde bulunan ise Padişah Genç Osman oldu. Harem’i kaldırarak bundan sonraki Osmanlı Padişahlarının Türk ailelerinden kızlarla evlenmesi gibi pek çok yenilikte bulunmak isteyen Genç Osman, 1622 yılında Yeniçeriler tarafından katledilince bu işlem de yarım kaldı. Hatta bu olaydan sonra adeta devlet içerisinde devlet olan Kösem Sultan dönemi başladı. Saltanat Naifliği adı altında 20 yıla yakın bir süre Osmanlı Devleti Kösem Sultan tarafından yönetildi.

***

SULTAN VAHDETTİN HAREM’İ KALDIRDI…

Padişah tarafından bile dokunulamaz bir yapıya dönüşen Harem, II. Mahmud döneminde yeniden düzenlendi ve II. Mahmud’un aldığı kararla; Artık saraya sadece Müslüman olan Çerkez ve Gürcü cariyeler seçilmeye başlandı. Bu gelişmeden sonra durulmaya başlayan Harem Teşkilatı, son Osmanlı Padişahı Sultan Vahdettin’e kadar varlığını sürdürdü.

Sultan Vahdettin, çağın artık değişmesiyle beraber Harem’i dağıtma kararı aldı ve uyguladı. Harem’de kızları olan aileler kızlarını Harem’den alırken, ailesi olmayan kızlarsa kendilerine yetebilecek bir miktar para verilerek saraydan ayrıldılar. Böylece Osmanlı Devleti’nde yüzyıllarca süren Harem dönemi tamamen kapanmış oldu.    

                                   

KAYNAK: https://www.instagram.com/cavitpancar/