Osmanlı'nın Gizemli Dünyası; HAREM!-1

23/07/2022 05:04 585

Dünyanın her köşesinden özenle seçilerek getirilmiş genç ve güzel kadınlar. Her an padişahı eğlendirmeye ve hoş tutmaya hazır, padişahın kalbini kazanmak için yarışan birbirinden alımlı ve hünerli cariyeler. Çırılçıplak cariyelerle birlikte süt banyosu yapan padişahlar. Avrupalı seyyah ve ressamların, aslında hiç görmedikleri Harem hakkında hayal güçlerini kullanarak yazdıkları ve resmettikleri işte böyle baştan çıkarıcı şeylerdi. Avrupa, hatta Türk halkı bile Harem’i sadece Avrupalı yazarların fantezilerinden, batı kökenli ressamların kendi hayalleriyle süsledikleri resimlerden öğrendi. Doğunun geleneksel gizemiyle ilişkilendirilen Harem, bu yüzden zihinlerde hep büyülü, egzotik ve erotik bir ortam olarak canlandı. Yüzyıllardır koruduğu gizemiyle Harem, bugün bile halen romanlara, filmlere ve dizilere konu olmaya devam etmekte.

***

HAREM, GERÇEKTE NASIL BİR YERDİ?

Aslında Harem’e Hadımağası dışında hiçbir erkek giremezdi. Yabancılardan ise ne bir erkek, ne de bir kadın Harem’e alınmazdı. Bu yüzden hiçbir batılı yazar ve ressam, Harem’i hiç görmedi. Yani bu konuda yazılıp çizilen her şey, tamamen bir hayal ürünüydü. Avrupalılar tarafından Harem hayatının bu şekilde aktarılmasının amacı; onların doğunun gizemine karşı duyduğu müthiş merakının yanında, o dönemde dünyayı gücü ve kudretiyle tir tir titreten Osmanlı İmparatorluğu’nun padişahlarını zevk ve sefa düşkünü olarak göstermek ve böylece küçük düşürme arzusuydu. Peki, Harem gerçekte nasıl bir yerdi ve haremde hayat nasıl geçiyordu?

 “CARİYELER KÖLE DEĞİL, HELE CİNSEL KÖLE HİÇ DEĞİLLER”

Aslında bunun da cevabını yine bir Avrupalıdan, 1960’lı yıllarda Harem’in restorasyonunda görevli Fransız tarihçisi olan Robert Anhegger’in yazdıklarından öğreniyoruz; “Harem’in, Avrupalıların yüzyıllarca yazıp çizdiği ile hiç bir alakası olmadığını fark ettim. Harem; padişahın dilediği kadınla yatması için düzenlenmiş bir kurum değil. Mimarisi gereği padişahın cariyeleri görebilmesi ve aralarından birini seçebilmesi mümkün gözükmüyor. Kapılar, daireler, geçişler buna göre planlanmamış. Cariyeler 25 kişilik koğuşlarda kalıyor. Üst katta yatan kalfaların sıkı denetimi söz konusu. Harem bir üniversite gibi düşünülmüş, cariyeler ise öğrenci. Burada yaşayanların bir dakikası bile boş geçirilmiyor. Sürekli bir eğitim söz konusu. Cariyeler köle değil, hele cinsel köle hiç değiller. Bence doğru değim; cariyenin padişahın evlatlığı olduğudur.”     

***

HAREM, BİR EĞİTİM KURUMUYDU…

Harem ya da resmi adıyla Haremi Hümayun, Osmanlı Sarayı’nda padişahın, ailesinin ve hizmetlilerinin yaşadığı, gündelik hayatın geçtiği yer anlamına gelmektedir. Dışarıya tamamen kapalı olan ve mahremiyetin titizlikle korunduğu bu bölümde, padişah ve ailesine hizmetle görevli sınıf ise, Cariye Sınıfı’ydı. Sultan II. Murad’a kadar Osmanlı Padişahları, ya kendi çevrelerinden kızlarla ya da diplomatik nedenlerle diğer beyliklerin ve krallıkların kızlarıyla evlenmekteydi. Bu yüzden Osmanlının ilk dönemlerinde bir Harem Teşkilatı yoktu. Harem ve Enderun Mektebi, İstanbul’un Fethi’nden sonra, Fatih Sultan Mehmed tarafından kurulmuştur. Böylece erkekler Enderun’da, kızlarsa Harem’de eğitilmeye başlandı. Osmanlı Devlet Teşkilatı’na yönetici yetiştiren Enderun Mektebi gibi Harem de sanılanın aksine bir zevk ve eğlence yeri değil, bir eğitim kurumuydu. (Devam Edecek..)

KAYNAK: https://www.instagram.com/cavitpancar/