OSMANLI'NIN ÇÖKÜŞÜ VE GÜNÜMÜZ

15/11/2019 11:21 2000


1912 yılında yazılmış bir kitabı  çevirdim ve yayınlandı. Kitabın adı "Tarih-i Tedenniyat-ı Osmanî" idi. Yazarı, o dönemin sosyologlarından Celal Nuru İLERİ'dir. Kitabın adını "Osmanlı'nın Çöküşü" olarak değiştirdim. Kitap, bugün, D&R'dan edinilebilir. 
Yılını tekrar yazıyorum: 1912!
Bu kitabın Millî Can Çekişme başlıklı bölümünden bazı kısımları yazarak size sunmayı uygun görüyorum:
"Öncekilerin tarihini iyice okudum. Geçmiş asırlarda hayli dolaştım. Böyle bir millî hezimete, böyle bir ırk çöküşüne şimdiye kadar tesadüf etmedim desem doğru. Milliyetiyle iftihar eden kimse yok. Milliyetini kurtarmak kaydında olan kimseye tesadüf edilmiyor. ZAVALLI TÜRKLÜK! BÜTÜN EVLADIN NANKÖR! BÜTÜN HİZMETKÂRLARIN NİMETİNİ TANIMIYOR. "
"Ruh sonsuzluğu milletler için de var mıdır? Ölen bir millet tekrar dirilebilir mi? Çöküşten sonra dirilişin tarihî örneği, bilinen geçmişi var mı? Evet! Fakat bu, hassasiyeti itibariyle öyle derin bir tarihî mesele, öyle derin bir ruh davasıdır ki, bu konuda konuşmak, hayli cesaret, büyük bir cüret gerektirir."
"Evet, mahvolmuş, dünya haritasından silinmiş, geçmiş milletler sırasına girmiş bazı kavimler var ki, siyasî ve ırkî nedenler sonucu olarak şu son zamanlarda yine meydana çıktılar."
"Biz Türkler, bundan sonra hükümetten, hakimiyetten yoksun, acaba millî hukukumuzu kullanabilecek miyiz? Yoksa milletimiz, devletimizle bitmiş midir? Hükümet elden gittikten sonra, çaresiz, millet de yok olacak mıdır? Yoksa, Osmanlı Saltanatı, Asur, Babil, Fergana, Roma, Kartaca gibi bir daha doğmamak üzere mi yok oluyor?"
"Devlet, ancak, milletin kurtuluşuyla kurtuluşa erebilir. Millet kurtulmaz, bağımsız milletler sıralamasına girmezse, onun oluşturduğu veya yaşamasına bekçi olduğu hükümet heyetinden hayır yoktur."
"Ne zaman ki, topraklarımızda milleti yetiştirmek hevesi uyanacaktır, işte ancak o zaman, devletin yaşaması ümitleri uyanabilir."
"Şurasını söylemekten çekinmeyelim ki, millet ve devleti kurtarmak, zannedildiği kadar kolay bir iş değildir. Hele yalnız siyasete kapılıp kurtuluşumuzun çarelerini diplomatik düzende ararsak, işte o zaman aldanır ve batarız."
"Büyük ve küçük devletler, daha başka bir bakışla sonumuzu bekliyorlar. Onlardan bu alışkanlığı atmak, bu iştihayı kaldırmak için pek büyük bir MİLLÎ HAREKETE ihtiyacımız vardır. Küçük devletler de büyük devletler gibi geleceğimize karışıyorlar."
"Bunlardan dolayı, boş, beyhude düsturlarla, geçmişe dayanan hükümet şekilleriyle meşgul olmayalım."
"Millî gayret nasıl uyanır? Bir millî vicdan nasıl düzenlenir ve oluşturulur? Bir milletin yeniden dirilişi için ne gibi fikirlerin, duyguların yayılması lâzımdır? Uyumuş bir millet nasıl uyanır? Bir milleti sonsuz ümitsizliğe girdirmemek için ne gibi çareler vardır?"
"Her nerede devlet çöküyorsa, orada, yerine gelenler son derecede öfke ve şiddetle, vahşilere yakışır bir vahşetle milleti de katliama uğratıyorlar. Şehirleri, köyleri yakıyorlar. Türklüğü süpürüyorlar, mahvediyorlar, çil yavrusu gibi dağıtıyorlar. Kısacası, düşüncemiz daima geleceğe dönük olmalıdır. Gelecek her daim dimağımızda yer tutmalıdır. Yoksa gelecek asra varmaz Türk Milleti tarihin en zavallı, en biçare, en sefil ve hasta bir kavmi olarak Bulgarların, haşin Rusların, sahtekâr İngilizlerin, hain Yunanlıların, iblis Fransızların, korkunç Cermenlerin emirleri altında bir göçebe kafilesi oluşturur."
GÜNÜMÜZE BİR DE BURADA YAZILANLARDAN, YANİ 1912'DEN BAKALIM!