ORTALIK TOZ DUMAN

04/03/2020 17:21 1536

Bölgemizde yaşanan sıcak gelişmeleri sağlıklı değerlendirmek gerçekten çok zorlaştı.

Bir yanda bilgi kirliliği, sosyal medyada şehir efsaneleri, şehitler üzerinden yapılan milliyetçiliği de aşan ırkçı söylemler, durumdan vazife çıkartmaya kalkan işgüzarlar ve de üstüne üstlük her şeyin üstünde olması gereken milletin vekillerinin toplandığı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kapalı oturum.

Neyi kimden gizliyorsunuz göreceğiz. Yarına kalmaz mecliste kapalı! Oturumda konuşulanların hepsi çarşaf çarşaf sosyal medyada yayınlanmaya başlar.

Sanki kukla oyunu var, perdenin arkasında birileri ipler elinde, işine geldiği gibi oynuyor.

Ülkesini seven, barıştan yana tüm yurtseverleri; güvenlik-şehadet gibi gerekçelerle savaş politikalarını desteklemeye zorlayan bir iktidar, bunu gerçekleştiremese de en azından bu kitleyi suskun bırakmayı başarıyor.

Barış diyen, savaşa hayır diyenin anında hain ilan edilebildiği bir mecraya doğru hızla sürükleniyoruz. Bu riski göze alamayan, geleceğinden endişeli insanlar vicdani sorumluluklarının gereğini bile yerine getiremiyorlar.

Kuşkusuz kendi topraklarımızı savunmak, ülkemizin bütünlüğüne yönelik bir tehlike karşısında ortak tavır almak, dik duruş sergilemek tüm yurttaşlara düşen önemli ve vazgeçilmez bir görev.

Ancak, meclisi yok sayarak, toplumsal hassasiyetleri göz ardı ederek, masa başı güçlü diplomasi yerine duygusal hamasetlerle sonuç almaya kalkmak, ister istemez halkta huzursuzluk ve endişe yaratıyor.

Dost-düşman değerlendirmelerinin ötesinde yalnızca devletlerin çıkarları üzerine kurulu uluslararası ilişkileri ikili birader ilişkileri düzeyinde sürdürmeye kalkarsanız aldanmakta, aldatılmakta her zaman mümkün.

Bu ülkenin bekasını düşünenlerin artık aldanma, aldatılma lüksü yoktur.

O yüzden de şeffaf, hesap sorulabilir, hesap verilebilir düzeyde devlet politikaları uygulanması gerekiyor.

Aksi halde sosyal medya üzerinden yapılan spekülasyonlar, gereksiz polemikler yüzünden devletin itibarı sarsıldığı gibi masa diplomasisinde de elinizi zayıflatıyorsunuz.

Başkasının petriotlarıyla, başkalarının uçaklarını düşürmek bir yere kadar.

Kendi savunma sanayini oluşturmaya kimsenin itirazı yok. Ama doğru yer ve doğru zamanda doğru hedeflere yönelebilirse ancak etkili olabilecek kıt olanaklarla dünyaya meydan okumanın da bir anlamı olmasa gerek.

Kaldı ki “savaşın galibi olmaz” gerçeğinden hareketle en iyi savaşın masa başında barışa yönelik diyaoglarla kazanılabileceğini görmek, bilmek için de kahin olmaya gerek yok.

Kimi zaman iç kamuoyuna yönelik kimi açıklamalar kabul edilebilir.

Ama bunu yaparken kullandığınız dil de incitici, kışkırtıcı ve kimi kesimleri yok sayan biçimde olmamalıdır.

Ne körü körüne batıcılık, ne de ucu açık, nereye kadar gideceği belli olmayan bir Asya’cılık, ne de dost müttefikler üzerinden bir dış politika Türkiye’ye yarar sağlamaz.

En yalın ve anlaşılır biçimde Mustafa Kemal’in söylemiyle “yurtta sulh, cihanda sulh” bizim en temel ilkemiz ve yolumuz olması gerekirken, olmadık yeni misyonlara yönelmek kimseye yarar sağlamaz.

Tüm bunlara karşın Ulusal Kurtuluş mücadelesinde en zor zamanlarımızda yardım elini uzatan Sovyetler Birliği ve Rus halkını yok sayan ve hatta onur kırıcı benzetmelerle hakaret edenlerin değerlendirmelerine itibar edenler bir kez daha düşünsünler.

ABD’nin Türkiye ye yardım adı altında yaptığı her politikanın ardında nasıl bizi ekonomik ve siyasi olarak kendine bağımlı hale getirmeye çalıştığını bir kez daha değerlendirsinler.

Bizim ne “ebedi dostlara, ne ezeli düşmanlara”ihtiyacımız yoktur.

Zaten de uluslararası ilişkilerde bu kavramlara yer olmadığı gibi artık her şey karşılıklı çıkar ilişkileri üzerine kurulmaktadır.

Suriye üzerinden gelecek terörist tehdit ve tehlikeler karşı önlem almak, mücadele etmek, gerekirse askeri operasyonlar düzenlemek elbette mümkün.

Ama kendi ülkesinde demokrasiyi tüm kurum ve kurallarıyla işletemeyen bir ülkenin bir başka ülkeye demokrasi getirmeye kalkması ne kadar gerçekçi olabilir?

Daha da üzücü olan kendi halkına zulmeden bir diktatör yüzünden ülkesini, toprağını terk etmek zorunda kalan masum insanların, bir başkasının yanlış politikaları yüzünden insanlık dışı uygulamalarla karşı karşıya kalmasıdır. Bir tarafta sanki onlara çok iyi imkanlar sunulmuş gibi gösterilerek Türkiye de belli kesimlerin düşmanlığını kazanan mülteciler, şimdi de AB ile hesaplaşma uğruna sonu belirsiz bir maceranın içine atılıyorlar.

Bir zamanlar göçmen mezarlığına dönüşen ege denizinde yeniden umut yolcuğuna çıkanlar şimdi de Yunanlıların ve Bulgarların saldırısıyla karşı karşıya kalıyorlar.

Olanlar yine masum çocuklara, kadınlara oluyor. Oysa barış içinde, huzurlu bir ortamda yaşamayı en çok da onlar hak ediyorlar.

Çocuklara ve kadınlara, onların barış umuduna..kıymayın efendiler…….