ORMAN YANGINLARI ve SEL FELAKETİ 4

26/08/2021 00:40 268

 

Çevrenin ve Bilimin Sorunu Felsefi Tartışma ile Aşılabilir.

Felsefe doğası gereği irdeler, analiz eder, soru sorar, cevap arar. Felsefe hiç bir zaman çok önce belirlenmiş ve değişmez olduğu belirtilen görüşleri savunmaz. ’Felsefe devingendir ve doğal çelişkinin içinden çıkan bilgiye bakar.

Çevre ve iklim değişimleri konusunda felsefenin söyleyeceği çok şey bulunmaktadır. İnsanın doğa ile olan ilişkisi bugün hala tartışmaya açık olmakla birlikte, insanın geçmişte yarattıklarının ciddi anlamda sorgulanması gerekmektedir.

İnsan sorgulayan bir canlı olarak kendisini, çevresini ve nerden gelip nereye gittiğini arayan yapısı ile kafası sürekli binlerce soru ve tartışmayla meşguldür. Bu bağlamda çoğu zaman bunca sorunun altında yaşam zor gelebilir. Diğer taraftan sorgulamadan yaşamı olduğu gibi kabullenmek çok daha kolaydır. Çevre ve iklim değişimi sorunları, bireysel ve toplumsal bazda doğadan yana anlayışlar ile ele alınmalıdır. Bu duruma yönelik olarak 1854 yılında ABD başkanı Franklin Pierce’a mektup yazan Squamish kabilesinin reisi kırmızı derili Reis Seattle sorunu ve çözümü olan doğru yaklaşımı tek cümlede özetlemiştir: “Doğa insana ait değil, insan doğaya aittir”. Prof. Dr. Ulu Nutku ise bu durumu; “İnsan doğadan malzeme edinir, fakat bunu yapmakla öyle böbürlenir ki, kendisini doğanın efendisi sayar” şeklinde ifade etmiştir. İnsan doğaya hâkim olduğu algısıyla doğanın yapısını bozmuş ve bozmaya devam etmektedir. Bunun sonucunda, bugün çok daha şiddetli çevresel sorunlar ile karşı karşıya gelinmektedir.

Genel olarak yaşanan felaketlerin altında doğa felsefesinin anlaşılmamış olmamız bütün çıplaklığı ile görülüyor. Biz insanlar doğanın efendisi değil, doğanın bir parçasıyız. Bilim ve felsefe bu sorunun da felsefe ile çözülebileceğini biliyor ve tartışmaya devam ediyor. Felsefe bu konuda yol göstericimiz, içimizdeki ses olacaktır. Eflatun, erdem ve mutluluğun felsefi bilgiyle gerçekleşeceğine işaret etmiştir. Bütün yaşadığımız sosyal ve çevresel sorunlar ve bu konulardaki bilimsel uğraşıların ancak özgür ortamda tartışılarak aşılabileceği unutulmamalıdır. Varoluşumuzun temel sorularını irdeleyen felsefe aynı zamanda kişiye kazandırdığı kritik düşünme ile bireyin özgürleşmesini de sağlamaktadır. Bu bağlamda doğanın yasalarını analiz etmek için araştırmak ve öğrenmek ayrı, doğanın yaslarını öğrendikten sonra, koşullara uygu yaşam ortamları geliştirmek ayrı. Doğru teşhis edilmeyen, her yönü ile bütünlüklü anlaşılamayan hiçbir soruna sağlıklı çözüm üretilemez.

Buna her olayda vurgu yapıyoruz. İlla ki bir olay mı olması lazım.! Hani aklın yolu birdi? Hani  Hz. Peygamber, ‘’İlim Çin’de bile olsa, gidiniz alınız demişti.’’ Hani , ‘’İşi ehline veriniz demişti.’’ Biz Müslüman bir ülke değil miyiz? Dinimiz İslâm, Peygamberimiz, Hz. Muhammed değil mi? Buna hem, evet ben Müslümanın deyip te, hem de hayır diyecek biri var mı? O halde, neden Peygamber efendimizin sözlerine, sünnetine uymuyoruz? Neden, bilimle kol kola çalışma yapmıyoruz?  İlime , bilime önem vermiyoruz.? Neden, İşi ehline vermiyoruz? Neden liyakate, bilgiye, deneyime, donanıma, tahsile önem vermiyoruz? Neden? Neden?

Bilim ilerlemenin, gelişmenin, düzenin, disiplinin en kolay yolu değil mi? Çağımız, bilgi çağı olarak bilimin öne çıktığı bir çağ değil midir? Bilim, teknik ilerlemenin anahtarı değil midir?

Bilim sayesinde eğitim  gelişmez mi? Kısacası, gelişmiş ülkelere baktığımızda, hep bu rasyoları görmüyor muyuz? Sanırım bu satırları okuyan her kes, evet, evet diyordur… Peki ama biz neden geri kalmış bir ülkeyiz? Neden batılılar ya da gelişmiş ülkeler gibi değiliz?  Geçenlerde,  Japonya’da ve Güney Kore’de 0-6 yaş grubu ve 06 yaş sonrası çocukların, nasıl eğitildiğine, ülkelerinin geleceğinde yer alacak bu çocukların nasıl eğitildiğine, nasıl  yarınlara hazırlandığına dair, bir video serisi izledim. Atalarımız boşuna dememiş; ‘’ Ağaç yaşken eğilir’’ diye. Japonlar ve Güney Koreliler, çocuklarına önce iyi insan olmayı, dürüst, doğru, ahlaklı, vatanını seven, sorumluluk sahibi olmayı öğretiyorlar. Daha küçücük yaşta, o çocuğa kişilik, karakter, ahlak gibi kavramlar öğretiliyor. Kendi kendilerine yetebilmeyi öğretiyorlar. Sorumluluk almayı, paylaşmayı, ilime, bilime önem vermeyi öğretiyorlar. Liyakat nedir? Yetişmiş iş gücü nedir? Vatana nasıl hizmet edilir, hiçbir şeyi kişisel yapmayın, önce vatanınızı ve toplumunuzu düşününü öğretiyorlar…Demek ki sadece Batı yakalamamış gelişmeyi. Doğu da yakalamış. Japonya, Güney Kore, Singapur, şimdilerde ÇİN, Tayland gibi ülkelerde, gelişmiş ülkeler safında yer alıyorlar artık.

Sanırım mesele anlaşıldı. Kişiliğini aşmış, özgüveni olan, ilimle bilimle barışık, ahlaklı, karakter sahibi, işi daima ehline veren, liyakati olmazsa olmaz gören, kendini değil, öncelikle ülkesini ve Milletini düşünen,  dürüst, insani erdemlere sahip  insanlar, bu ülkenin gelecekte garantisi olabilir.

SON SÖZ:’’ DEVEYİ YAR DAN  DÜŞÜREN, BİR TUTAM OTTUR.’’