ORMAN YANGINLARI ve SEL FELAKETİ  3

25/08/2021 20:24 217

 

Biyoçeşitlilik Kayboluyor, Toplum Sağlığı Tehlike Altında…

2 Ekim 2020 tarihli Cumhuriyet gazetesinin arka sayfasında “Bitkiler Yok Oluşla Karşı Karşıya” başlıklı haberde İngiltere’deki Kraliyet Botanik Bahçesi (RBG, KEW) tarafından yayınlanan rapora dayandırılarak, bitki türlerinin yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğu belirtiliyor. Haberde, 42 ülkeden 210 bilim insanın katıldığı toplantıda, kayıpların başlıca nedenleri olarak, tarım arazileri oluşturmak için yabani yaşam alanlarının tahrip edilmesi, doğal bitkilerin aşırı hasat edilmesi, inşaat sektörünün gelişimi sonucunda toprakların betonlaştırılması, istilacı türlerin yayılması ve çevre kirliliği gibi faktörler ile iklim değişimlerinin yarattığı etkiler gösterilmektedir.

Sürekli mono kültür tarım nedeniyle, bazı bitkilerde zaman içinde cüceleşme (inbreading (akrabalı yetiştirme)) olduğu tespit edilmiştir. Bunların başında Çukurova’da yetişen mısır bitkisi gelmektedir.

Son yıllarda kimyasallara karşı bazı mikroorganizmaların ve bitkilerin dayanıklılığının arttığı belirtilirken, herbisitlere dayanıklılık sağlayan 183 bitki türü tespit edilmiştir. Bugün itibarı ile mera alanlarımız tarım topraklarına dönüşmesi nedeniyle %40 oranında azalmıştır.

Toplumda bir azınlık oluşturan ancak gücü elinde tutan varlıklı kişi ve ailelere, toplumun çoğunluğunu oluşturan yoksul kişi ve ailelerin sahip olduğundan onlarca-yüzlerce kat daha fazla eğitim, kültür, sağlık, gıda eğlence, dinlence ve başkaca olanaklarının sunulduğu bir ortamın insan onuru tarafından arzulanır bir ortam olmaması gibi, dünya ekosisteminin çoğunluğunu oluşturan bitki örtüsü, hayvan ve doğada bulunan diğer canlılara, dünyada azınlıkta ancak baskın tür olan insanlardan daha az yaşam alanı bırakılması da,

insan onuru tarafından arzulanır bir ortam değildir.

Yaşananların Doğa ve İnsanlık Adına Sorgulanması Gerekiyor.

Suların kirlenmesinin felaket niteliğindeki etkilerinin en önemli örneği, Aral Gölü’nün kurumasıdır. Kazakistan ve Özbekistan sınırı arasında bulunan Asya kıtasının ikinci, dünyanın dördüncü büyük gölü olan Aral gölü yanlış sulama, aşırı sulama nedeniyle eski yüzölçümünün %90'ını kaybetmiş durumdadır. Yanlış yönetimden dolayı kuruma noktasına gelmiş olan Aral gölünün yeniden canlılığı kazandırılmaya çalışılıyor. Amu Derya ve Siri Derya nehirlerinin sularının Özbekistan’da pamuk ekim alanlarına yönlendirilmesi ile Aral’a taze su akımı durma noktasına gelmiş, diğer yandan kısa sürede meydana gelen tarım topraklarında tuzlulaşma ile mevcut tarım alanlarında tarım yapılamaz duruma gelinmiştir. Buna ek olarak, yanlış yönetim sonucu gölün kuruması ile göl içindeki su ekosistemi ve ondan geçinen milyonlarca insan da olumsuz şekilde etkilenmiştir. Ayrıca, Türkmenistan’da da toprakların tuzlulaşması ile milyonlarca çiftçi üretim yapamaz hale gelmiştir. Bu ve benzeri çok sayıda insanın yanlış kurgulamaları sonucu oluşmuş faaliyetler sonucu oluşmuş felaketler yaşandı ve yaşanmaktadır.

Yaşar Kemal’in 2007 yılında adının verildiği park üzerine 'doğa' için yazdığı mesajda “Bütün yüreğimle inanıyorum ki doğayı yok etmek suçların en büyüğüdür” ifadesi yer almaktadır.

TEMA vakfının bir zamanlar bir sloganı olan “üstünüze vazife olmayan işlere burnunuzu sokun” ifadesi, son yılarda ne olduysa görülmez ve kullanılmaz olmuştur. Yeryüzünü herkesin koruması ve kollaması için bir bekçi, bir komiser, bir müfettiş gibi davranması gereklidir. Bir bekçi gibi etrafındaki çevresel sorunları tespit edecek şekilde dikkatli olması; korunup korunmadığını izlemek için bir komiser gibi davranması; yapılan yanlışları ve aksaklıkları belirleyip enine boyuna incelemesi ve varsa sorunları ilgili yerlere iletmesi yönünden bir müfettiş gibi davranması gerekmektedir. Bu dünyada, bu doğada yaşıyor isek doğanın ve doğanın sürdürülebilirliğinin korunmasından hepimiz sorumluyuz demektir. Çünkü her ne kadar fark etmesek de doğa hepimize yaşam alanı sağlamaktadır.

Yarın devam edeceğiz…