MÜSLÜMAN KARDEŞLER İDEOLOJİSİ ve YÖNETİMLERİN ÇIKMAZI 6

08/02/2021 03:35 432

 

Tanık olarak Amin Maalouf:

“Haçlı seferleri, Batı Avrupa için aynı anda hem ekonomik hem de kültürel gerçek bir devrimin başlatıcısı olmuştur, bu kutsal savaşlar, Doğu’da uzun bir gerileme ve karanlık dönemine doğru açılmışlardır. Her bir yandan saldırıya uğrayan Müslüman dünyası kendi üzerine kapanmıştır. Dayanıksız hale gelmiş, savunmaya çekilmiş; hoşgörüsüz, kısır olmuştur; bunların hepsi, kendini ona nazaran marjinalleşmiş olarak hissettiği, dünya evriminin sürmesi ölçüsünde ağırlaşmaktadırlar. Gelişme, artık ötekidir. Modernizm, ötekidir. Acaba bu modernizmi reddederek, dinsel ve kültürel kimliğini olumlaması mı gerekirdi? Yoksa bunun tersine, kimliğini kaybetme tehlikesini göze alarak modernizm yoluna kararlı bir şekilde girmesi mi gerekirdi? Ne İran, ne Türkiye, ne de Arap âlemi bu ikilemi çözmeyi başarabilmiştir ve bu gün, işte bu nedenden ötürü hâlâ zorunlu Batılılaşma ile fazlasıyla yabancı düşmanı aşırı fundemantalizm safhaları arasında, çoğu zaman ani olan geçişlere tanık olmaya devam edilmektedir.”

“Barbar olarak tanıdığı, yerdiği ama o zamandan bu yana dünyaya egemen olmayı başaran bu Frenklerden, hem büyülenen hem de korkan Arap dünyası, Haçlı seferlerini gerilerde kalmış bir geçmişin basit bir dönemi olarak kabul etmeyi başaramamaktadır.”

Arapların bu geçmişi, bizim geçmişimiz değildir! Anadolu’daki Türk halkı hiçbir zaman Batı karşısında aşağılık duygusuna kapılmamış, Araplar gibi Hıristiyan düşmanı olmamıştır. Osmanlı, ele geçirdiği topraklarda yaşayan Hıristiyan halkın dil ve dinlerini değiştirmeyi Araplar gibi zorlamamıştır.

İnternetten aktardığım tanıma “derin bilgi” sıfatlaması dışında katılıyorum. Osmanlı’nın ulema sınıfı, devletin denetiminde devlet memuru olduğu için aydın ve entelektüel sayılamaz. Böyle bir sınıftan, Anadolu halkını savunması beklenemez. Bu sınıfın Araplaşmasının, dahası bu dilin devletin resmi dili olmasını istemenin nedeni, İslam dinidir. Kısacası, Osmanlı uleması, sarayın çıkarlarını savunan sözde bilginler sınıfıdır; bu kimliğiyle bütün yenilik girişimlerini karşısında (istemezükçü) olmuştur.

AKP’ye gelince, okulları dinselleştirerek kendisi için ulema sınıfı yaratmaya çalışmaktadır.

Anadolu’nun gerçek halkı olan Türkmenler ve Yörükler ile bu toprağın İslam dinini kabul ederek Türkleşen ahalisi, yüzlerce yıl Araplaşmaya karşı direnerek asla Araplaşmadı. Yarım yamalak ezberlik Arapça öğrenerek Araplaşan ulema kendi halkına ihanet etti.

Anadolu halkına sadece ulema değil, sadece devşirmelerin alındığı Enderun okulu ve yeniçeri ocağı da ihanet etti.

Yeniçerinin ne olduğunu bilinir, ama Enderun’un ne olduğu pek bilinmez. Enderun’dan sadrazamlar, kaptan paşalar, yeniçeri ağaları, eyalet valileri, sancak beyleri, daha başka hizmetler için elemanlar, ayrıca şairler, edipler, ressamlar, mimarlar, müzikçiler, tarihçiler yetişmiştir; dahası fen ve matematik bilginleri (!) ve öğretmenleri yetiştiği de iddia edilir. Öğrencilerin (iç oğlan) tamamı devşirme, yani “kul” idi. Halkla hiçbir ilişkileri yoktu.

Ulema sınıfı, bir “okul sınıfı” değildi, kendi çıkarları olan bir toplumsal sınıftı. Onun da kendine göre çıkarları vardı. Bu çıkarlar yüzünden, Osmanlı döneminde düşünülen ve girişilen her türlü yenileşmeye karşı çıkarak, devletin ve toplumun geri kalmasına yol açtı. Zaman zaman yeniçeri askeriyle işbirliği halinde isyan çıkararak, padişahları tahttan indirip vezirlerin kellesini aldı. Teokratik Osmanlı saltanatında bile muzır bir sınıftı. Bu sınıf büyük oranda Kurtuluş Savaşı’na muhalefet etti. Bu özelliğini Cumhuriyet döneminde de sürdürdü ve bütün devrimlere karşı çıktı.

Cumhuriyet devrimlerine Anadolu halkı karşı çıkmamıştır. Dil devrimine karşı çıkmadı, çünkü bu devrim, onun konuştuğu Yunus Emre diline geri dönüştü. Halk, Osmanlıca konuşmuyordu.

Harf devrimine gelince o halk, Osmanlıcayı bilmediği gibi, Arap harflerini de bilmiyordu. Öğrenebileceği okul da yoktu zaten. Bu nedenle harf ve dil devrimleri yüzünden, halkın cahil kaldığı iddiası da mürteci ulema sınıfının yalanlarından biriydi.

Nereden bakılırsa bakılsın, AKP ve Saray, Osmanlı gibi halka karşı geleneğin buyruğunda ezeli Arap hayranlığını sürdürürken, Müslüman Kardeşler’i de keşfetmiş, Mısırlı Ahmet El Benna ve Seyyid Kutub’un kafasıyla düşünmeye başlamıştır. Bu kafayla muhalefet yapılır ama asla iktidar olunamaz. Ve unutmayalım ki El Kaide ve IŞİD, bir Müslüman Kardeşler ürünüdür, ki bu da AKP’yi şaibeli bir duruma düşürmüştür…

Yarın devam edeceğiz…