MÜSLÜMAN KARDEŞLER İDEOLOJİSİ ve YÖNETİMLERİN ÇIKMAZI 5

05/02/2021 06:42 626

 

‘Eğer Moğollar, XIII. yüzyılda Bağdat kitaplığını yakmamış olsalardı, biz Araplar, bilim ve fende öylesine ilerlemiş olacaktık ki, şimdiye kadar çoktan atom bombasını bulmuş olacaktık. Bağdat’ın yağma ve talan edilmesi bizi yüzyıllar gerisine götürmüştür.’ (S.9)

Bu iddialarda Moğollar ve Türkler özdeşleştirilir. Hidrojen bombasının ve gezegenler arası uyduların sırrının Kuran’ın Fusilât suresinin 53. ayeti ile al-Rahman suresinin 33. ayetinde bulunduğunu söyleyen, Müslüman Kardeşler hareketinin kurucusu Hasan al Banna, eğer Türkler gelip de, Arap ülkelerini istila etmemiş olsalardı Arapların, Ruslardan ve Amerikalılardan önce uzaya insan göndermiş olacaklarını ileri sürer. (S.9)” Oysa Türkleri kılıç zoruyla Müslüman yapan bizzat Arapların kendisidir.

Türk Aydınlanması ve Laiklik (SİA Yayınları) adlı kitapta yer alan “Başkan ya da Müminlerin Emiri” (s. 69) adlı yazıdan yaptığım alıntıya devam ediyorum:

“Zihinsel olarak Araplaşmış Türkiye İslâmcıları, Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkmışlar, Hilafet Ordusu’nun sancağı altında iç savaş yapmışlardır. Cumhuriyetin kurulmasından sonra, gizlice CHP içinde, açıkça Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (1924) ile Serbest Cumhuriyet Fırkası’nda (1930), ardından Demokrat Parti’de (1945) yer almışlar, sonunda hepsi kapatılan kendi partilerini kurmuşlardır: Necmettin Erbakan tarafından kurulan Milli Nizam, Milli Selamet, Refah, Fazilet ve Saadet partileri ile bu partilerden gelen yenilikçilerin (!) kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi.

Bu partilerin İslâmcı olmaları bir ölçüye kadar kabul edilebilir ama hepsinin Cumhuriyet karşısındaki tutum ve tavırları, Arap milliyetçiliğinin saplantılarını yansıtmaktadır.

Demokratik cumhuriyetlerde, siyasi partilerin amacı, seçimle iktidara gelip ülkeyi kendi programlarına göre idare etmektir. Ancak Türkiye’nin İslâmcı partilerinin hedefi Cumhuriyeti ele geçirmek ve Cumhuriyet öncesine geri dönmek olmuştur.

“Laik Cumhuriyet, devlet ve toplumu, İslâmcı bir devletin asla başaramayacağı düzeye çıkarınca, İslâmcıların iştahının iyice kabardığı görülüyor. ‘Din ve İman’ı kullanarak iktidarı ele geçirdikleri, Masa’nın yetki ve otoritesini kullanarak Kasa’dan harcayarak , Cumhuriyet devrimlerini tersine çevirmek istiyorlar. Bu nedenle okulları imam hatipleştiriyorlar, okullarda Arapça ve Arap harflerini zorunlu hale getiriyorlar, kadınları eve kapatmak, gündelik hayatı Araplaştırmak istiyorlar. Amaçları, askeri okulları ve Harbiyeleri imam hatiplilere açmak. Gerçek kimlik ve niteliklerini korudukları sürece amaçlarına ulaşamayacaklarını anladıkları için, 31 Temmuz 2016 tarihli bir kanun hükmünde kararname (KHK) ile askeri ortaöğretim okullarını (Kuleli Askeri Lisesi ve Astsubay Okulları) ve harp okullarını kapattılar, yerlerine Silahlı Kuvvetler Üniversitesi kurdular. Bu KHK darbesinin amacı, TSK’yi Cumhuriyetçi köklerinden koparıp, göbek bağını İslamcı ideolojiye bağlamak ve böylece Cumhuriyeti savunmasız bırakmaktı. Bu operasyonu ‘Askeri vesayete son vermek’ sloganıyla meşrulaştırmak istiyorlardı. Askerin Cumhuriyeti korumak görevini, ‘Vesayet’ sıfatıyla yozlaştırmak istiyorlardı.

Bu programın son menzili R.T. Erdoğan’ın Türkiye Cumhuriyeti’ne başkan olması idi. Daha doğrusu Müminlerin Emiri olması. R.T. Erdoğan önce Ortadoğu’da, sonra bütün dünyada Müminlerin Emiri olmak istiyor. Ancak tarihten habersiz olduğu için Arap milliyetçiliği karşısında bozguna uğrayacağını henüz bilmiyor.

Bunların hepsi oldu!

MHP milletvekili Yaşar Yıldırım’ın “Bazı kurumların eleştirilmesinde hiç fayda yoktur. Bu kadar Haçlı üzerimize gelirken, bu Haçlılar ile mücadelede en önemli kurum olan Diyanet’in eleştirilmesi Haçlılara yardımdır, Haçlılara destektir. Diyanet’in elbette ki vardır eksiği gediği. Diyanet İşleri Başkanımızdan imamına kadar herkes hal, hareket, davranış biçimine dikkat etmelidir. Çünkü yürüdüğü, geçtiği, yediği, kalktığı her yerde Müslümanları temsil eder, İslâm’ı temsil eder” (Cumhuriyet, 17.12.2020) dediğini anımsayalım. Bu, ne anlama geliyor?

Bu, yabancılaşma ve kendi kökünden kopup, Arap beyniyle düşünmek anlamına geliyor. Osmanlı düzeninde Araplaşmanın ocağı ulema sınıfıdır. O halde ulema nedir?

“Müslüman ülkelerde eğitimli din âlimlerinden oluşan sınıf. Tekili erkekse âlim, kadınsa âlimedir... Ulema sınıfı, fıkıh ve şeriat (İslâm hukuku) konusunda derin bilgiye sahiptir ve bazı âlimler, aynı zamanda şeriatın uygulayıcısıdır.

Bazı Müslüman ülkelerde ulema tabiri, sadece İslâm’i konularda uzun süre eğitilmiş olan müftü, kadı, fakih ve muhaddis gibi akademisyenler için, bazen de molla ve imam gibi alt seviyedeki din adamlarını kapsayacak şekilde de kullanılır. Osmanlı Devleti’nde ulema sınıfı, ilmiye adıyla devlet kontrolünde ve örgütlü bir yapıya kavuşturulmuş, kurumun başına şeyhülislam getirilmiştir.

08 Şubat Pazartesi devam edeceğiz…