MÜSLÜMAN KARDEŞLER İDEOLOJİSİ ve YÖNETİMLERİN ÇIKMAZI 3

03/02/2021 03:35 418

 

*Şu anda içinde bulunduğumuz ve hiç de hoşnut olmadığımız ortam ve düzey, Cumhuriyetçiler dayandığı sürece belki korunabilir. O direnç bitince, Cumhuriyetçi inanç bastırılınca her şey sona erer. AKP dünyası bütün hikmet ve marifetin kendilerinden kaynaklandığını sanıyor ama sözünü ettiğim Cumhuriyetçi deha yok olduğu zaman kendisinin (kendilerinin) çölde otomobili bozulan bedevi gibi ortada kaldığını (kaldıklarını) görecektir.”

“AKP tarikatı hükümeti iç ve dış politikasını Suriye ve Mısır’a odaklandırmış durumda. Neden mi? Çünkü bu iki ülkede de Müslüman Kardeşler zorla da olsa iktidara gelmek istiyor. Ardından Tunus’taki An Nahta iktidarının tam anlamıyla Müslüman Kardeşler iktidarına dönüşmesini bekleyecek, daha sonra öteki Arap ülkelerine sıra gelecek.

Bunları önümüzdeki aylarda ve belki yıllarda göreceğiz.”

Şu anda Yönetimin içinde kıvrandığı çıkmaz, Müslüman Kardeşler taklitçiliğinden kaynaklanmaktadır.

Telos Yayınevi’ni yönettiğim sırada AminMaalouf’un Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri adlı kitabını, 1997 yılında, M.A. Kılıçbay’ın çevirisiyle yayımlamıştım. Kitabın Sonsöz bölümünden yaptığım alıntı, İslâmcı AKP’nin sahip çıktığı saplantıyı çok güzel tasvir etmektedir.

“Haçlı Seferleri, Batı Avrupa için, aynı anda hem ekonomik hem de kültürel bir gerçek devrimin başlatıcısı olmuştur. Bu kutsal savaşlar, Doğu’da ise uzun bir gerileme ve karanlık dönem başlatmıştır... Her bir yandan saldırıya uğrayan Müslüman dünyası, kendi üzerine kapanmıştır. Dayanıksız hale gelmiş, savunmaya çekilmiş; hoş görüsüz olmuş ve kısırlaşmıştır. Durumu, karşısında kendini marjinalleşmiş olarak hissettiği dünya evrimiyle orantılı olarak ağırlaşmaktadırlar. Artık öteki gelişmektedir. Modernizm, ötekidir. Acaba bu modernizmireddederek ,dinsel ve kültürel kimliğine mi sarılması gerekirdi? Yoksa bunun tersine, kimliğini kaybetme tehlikesini göze alarak modernizm yoluna kararlı bir şekilde girmesi mi gerekirdi? Ne İran, ne Türkiye, ne de Arap âlemi, bu ikilemi çözmeyi başarabilmiştir. Bugün işte bu nedenden ötürü, hâlâ Batılılaşma zorunluluğu ile şu yoğun yabancı düşmanlığının yarattığı aşırı funda mantalizm arasında, çoğu zaman, ani geçişler yaşamaya devam etmektedir.

Barbar olarak tanıdığı, yerdiği ama o zamandan bu yana dünyaya egemen olmayı başaran bu Frenkler’den hem büyülenen hem de korkan Arap dünyası, Haçlı Seferlerini gerilerde kalmış bir geçmişin basit bir dönemi olarak kabul etmeyi başaramamaktadır. Araplar ve genelde Müslümanlar, Batı karşısında bugün bile hâlâ yedi yüzyıl önce bitmiş olması gereken olaylardan etkilenmeye devam etmektedir.

Oysa, üçüncü bin yılının arifesinde, Arap dünyasının siyasal ve dinsel sorunları hâlâ Selahaddin’e, Kudüs’ün düşmesine ve geri alınmasına atıfta bulunmaktadırlar. Halk, tıpkı bazı resmi söylevlerde de olduğu gibi İsrail’i yeni bir Haçlı devleti saymaktadır. Filistin Kurtuluş Ordusu’nun üç tümeninden biri hâlâ Hattin, diğeri de AynÇalut adını taşımaktadır. BaşkanNasır, şanının zirvesinde olduğu günlerde bile Suriye ve Mısır’ı -hatta Yemen’i- birleştirmeyi başarmış olan Selahaddin’le karşılaştırılmıştır. 1956’daki Süveyş harekâtı, tıpkı 1191’deki gibi Fransızlar ve İngilizler tarafından girişilen bir Haçlı Seferi sayılmıştır.

Benzerliklerin şaşırtıcı oldukları doğrudur. Sibt el-Cevzi’nin Şam halkının önünde, Kutsal Kent’te düşmanın egemenliğini kabul etmeye cüret eden el-Kâmil’in ‘ihanet’ini ifşa ettiği duyulduğunda, başkan Sedat’ı düşünmemek mümkün müdür? Golan veya Bekaa’nın denetimi için, Şam ile Kudüs arasındaki kavga söz konusu olduğunda, geçmişi şimdiden ayırmak nasıl mümkün olacaktır? Usame’nin istilacıların askeri üstünlüğüne ilişkin fikirleri okunurken, düşünceye dalmamak nasıl mümkün olacaktır?

Devamlı saldırıya uğrayan bir Müslüman dünyasında, zulme uğrama duygusunun ortaya çıkması önlenemez. Bu duygu, bazı fanatik kişilerde tehlikeli bir saplantı haline gelmektedir. 13 Mayıs 1981’deMehmet Ali Ağca’nın Papa’ya ateş ettiği ve bunu daha önce yazdığı bir mektupta şöyle açıkladığı görülmemiş midir? Haçlıların başkomutanı “Papa II. JohannasPaulus’u öldürmeye karar verdim. ”Bu bireysel eylemin ötesinde, Arap Doğu’nun Batı’yı her zaman doğal düşman olarak gördüğü açıktır. Ona karşı girişilecek bütün hasmane hareketler, ister siyasal, ister askeri, veya isterse petrol alanında olsunlar, meşru bir intikamdan başka bir şey değillerdir. Ve bu iki dünya arasındaki kırılmanın, bugün Araplar tarafından hâlâ bir tecavüz olarak hissedilmeye devam eden Haçlı Seferleri sırasında meydana geldiğinden kuşku duymak mümkün değildir.

Yarın Devam edeceğiz….