MÜSLÜMAN KARDEŞLER İDEOLOJİSİ ve YÖNETİMLERİN ÇIKMAZI 2

02/02/2021 04:06 478

 

Şimdi gelelim AKP’nin Arap taklitçiliğinden doğan ideolojik serüvenine…. Özel bir tepki gene özel bir etkiden doğar. Müslüman Kardeşler’in kendine özgü (sübjektif) Batı karşıtlığı, Müslüman Türklerin, Batı karşıtlığı için kendine özgü bir ideoloji olamaz. Müslüman Kardeşler benzeri bir Batı karşıtlığı, yüzde yüz taklitçiliktir. Arap ülkeleri Batı’nın sömürgesi olmuştur, ama Türkler sömürgeli olmak ezikliğini hiçbir zaman yaşamamıştır.

1920’lerin Arap aydınlarının sömürge ve emperyalizm karşıtlığı din kökenli değildi. Kendine dönük, kendini sorgulayan bir karşıtlıktır; Selefiler ve Müslüman Kardeşler gibi kaynağa, başa dönüp onu aynen tekrarlamak gibi bir niyetleri yoktur. Daha çok Osmanlı’nın Tanzimat ve Meşrutiyet’inden, dahası Cumhuriyetten etkilenmiş olabilirler. Onların Batı karşıtlıkları dinsel ve gerici bir tepki değildir. Sosyo-Politiktir.

Batı’ya Hitlerci faşist Müslüman Kardeşler gibi körlemesine düşman olmak başka, onu bir olgu olarak kabul edip, rasyonel yöntemle eleştirmek ve reddetmek başka.

19. yüzyıl Osmanlı aydınlarının ortak kaygısı Osmanlı’yı kurtarmak idi. Yusuf Akçura

(1876-1935) da temel yapıtı Üç Tarz-ı Siyaset (Kahire, 1904) adlı kitabındaki makalelerini bu amaçla kaleme almıştı. Ona göre bu kurtuluş için, üç olasılık vardı:

1. Bir Osmanlı ulusu meydana getirmek,

2. İslâmcılığa dayanan bir devlet yapısı kurmak,

3. Irka dayalı, bir Türk siyasal ulusçuluğu meydana getirmek.

Araplar da aralarında olmak üzere, Osmanlı egemenliği altında yaşayan halklarda, uluslaşma sürecinin motoru olan milliyetçilik başladığı için, bir Osmanlı ulusu yaratmak mümkün değildi. II. Abdülhamit’in desteklediği ‘PAN İSLÂMİZM’ de mümkün değildi. Çünkü, Osmanlı Devleti dışında kalan bütün Müslüman halklar, Hıristiyan devletlerin sömürgeleştirdiği ülkelerde yaşıyordu. Türkçülük, Asya Türklerini de kapsadığı için, aynı engel Türkçülük için de geçerliydi. Bu koşullar altında Osmanlı’yı kurtarmak mümkün değildi. Nitekim kurtulamadı. Yerine “Laik Çağdaşlaşma” (Muasırlaşma) adını verebileceğimiz dördüncü siyaset tarzı, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu. Uzun yıllardır kendine “yerli ve milli” bir tarz arayan R.T.Erdoğan, Cumhuriyetin yerli ve milli olduğunu bir türlü kabul edemedi. Çünkü laiklik, R.T.Erdoğan’ınPanislamcılığına karşı idi. Evrensel (pan) anlamında değil de, sadece İslâmcı olabilseydi, kendine bir çıkış yolu bulabilirdi. Bulamadı. Karşı olduğu taklitçiliğin peşinden giderek Mısır kökenli faşist Arap milliyetçisi Müslüman Kardeşler’in (İhvânü’l-Müslimin) ideolojik akımına kapıldı, onu benimsedi.

29 Aralık 2010 tarihli Hürriyet gazetesinde Özdemir İnce, “Mısır, Türkiye’nin geleceğidir” başlıklı bir yazı yayımlamıştı. Konunun anlaşılmasına yarayacak bazı bölümler aktaracağım:

“Bilindiği gibi Mısır’a da ne olduğu belirsiz ‘Arap Baharı’ geldi. Seçimler yapıldı ve iktidara Müslüman Kardeşler çöktü. Seçimle gelen Mursi, Mısır’a Müslüman Kardeşler’in damgasını vurmaya kalkıştı ve devlet kadrolarına onları getirdi. Derken, Hüsnü Mübarek gibi bir ‘Firavun’a dönüştü ve ardından Gezi Direnişi benzeri Tahrir Meydanı gösterileri başladı, askeri darbe geldi.

‘Mısır Türkiye’nin geleceğidir’ derken, bunların hiçbirini düşünmemiştim. Dilerim ki Türkiye, Mısır’a benzemez. Bu ne demek? Bu soruyu başka bir soru ile karşılayacağım: 1923 yılında laik bir Cumhuriyet kurulmayıp, devlet günümüz İslâmcılarının katı, ılımlı ve ılımsız (mülayim) İslamcılar, laik Müslümanlar da yanıtlamalıdır. Ortadan yanıtlayalım:

*Laik ve demokratik Cumhuriyet kurul(a)mazdı. Bir Cumhuriyet kurulsa bile adı ‘İslâm Cumhuriyeti’ olurdu.İran’da olduğu gibi.

‘Başkan’ seçimleri göstermelik olurdu: Başkanlık, babadan oğula geçerdi. ‘Ömür boyu’ ya da Suriye, Kuzey Kore ve Azerbaycan’da olduğu, Mısır’da olacağı gibi. Türkiye’de de cumhurbaşkanı doğrudan halk tarafından seçildiği zaman, aynı şey tekrarlanacaktır.

*Kadınların tamamı türbanlı, peçeli, çarşaflı, burkalı olurdu.

*Anaokulundan itibaren, eğitim ve öğretim din çerçevesine oturur, din adamları medreselerde yetişir; üniversiteler günümüzdekinin bin beteri olurdu.

*2010 yılında, AKP hükümetinin böbürlendiği her türlü sınai ve ekonomik başarı, siyasal saygınlık, laik ve demokratik Cumhuriyetin eseridir. 1923’te ülke AKP zihniyetinin elinde olsaydı, düzeyi, Afganistan, Yemen, Sudan ya da geri kalmış, öteki Müslüman Afrika ülkelerinin düzeyi olurdu. Orada kalırdı.

Yarın devam edeceğiz…