MUCİZE

15/04/2021 02:12 284

 

Hayat beklenmedik sürprizlerle dolu. Yarın ne olacak? Ya da ne olur? Bilmek mümkün değil… İnsanoğlu ancak, dünü ve içinde yaşadığı anı bilebiliyor. Nitekim,Neml suresi 65. Ve 66 ayetler de; De ki; ‘’Göklerde ve yer de, Allah’tan başka hiç kimse, idraki aşan hakikatleri asla kavrayamaz; hiç kimse öldükten sonra ne zaman diriltileceğini de bilemez. Göklerde ve yerde gaybı, Allah’tan başka kimse bilmez.’’ Ve hayatın kopmaz parçası ‘UMUT.’ Umut olmadan insan yaşayabilir mi? Çok şık, çok lüks bir arabanız var, ama benzin koymayı unutmuşsunuz…

O lüks araba işe yarar mı? Nitekim, 1960 yılı Devrim Otomobilinin kaderini tayin etmedi, benzin koymama… O kadar zaman, onca emek, onca çalışma sonucu yapılan yerli otomobil, yürümedi. Vee, acı son..!!! Proje iptal edildi. Yapılan iki araba da depoya kaldırıldı. Olaylar, hadiseler, ne denli karmaşık olursa olsun, yaşama asılmak, umudu yitirmemek lazım. Elbette ki hayatta, çaresizlik insan umudunun en büyük düşmanıdır. Çaresizlik, güneş altında eriyen buz kalıbı gibi, insanın umudunu eritir durur. Bu durumlarda dahi, dayanmak, umudu muhafaza etmek gerek. Hiç ummadığınız anda, karşınıza fırsatlar çıkabilir, imkanlar doğabilir. İşte bunun adı; ‘MUCİZEDİR..’

Olmaz olmaz demeyin, mucizeler hep vardır… Bir gün kendini umutsuz, çaresiz hisseden birinin kapısını mucize çalabilir.

Yaşanmış, gerçek bir hikaye de olduğu gibi… Gelin bu mucizeyi hep beraber okuyalım…
Temmuz güneşinin ortalığı kasıp kavurduğu sıcak bir yaz günü daha bitmek üzereydi…Adam hızlı adımlarla Diyarbakır küçelerini arşınlıyordu…Bir an önce hedefine varmak isteyen maratoncular gibi, yüksek tempoda yürürken, yorgun bedeni frene basmıştı… Durup dinlenmek için gölgelik bir yerde bir taşın üzerine oturarak, cebinden çıkardığı tütün tabakasından bir sigara sarıp, derin bir nefes çektikten sonra gözlerini hafif yumarak düşünmeye başlamıştı…!!!
Neden acele ettiğini kendi bile bilmiyordu…Oysa gün boyu güneşin altında inşaatta sırtında çimento tuğla taşımış, omuzları yara bere içindeydi…Ama sırtındaki yükün, inşaattaki yükten daha ağır olduğunu biliyordu..
Daha dün doktor son cevabını vermişti :
-Eşinizin ameliyatı burada yüksek riskli olur, ameliyat masasından kalkması çok düşük bir ihtimal…Beyindeki tümör çok riskli bir yerde…
Bu sözleri duyunca, boynunu büküp acı ile doktorun gözlerinin içine bakıp sormuştu :
-Hiç çaresi yok mu begim ?
Doktor hafif bir iç çekip, elini omuzuna koyup şöyle demişti :
-Çaresi var elbette, ama burada değil, İsviçre de, Zürih te özel bir hastanede, çok iyi bir beyin cerrahı var, masrafları karşılayabilirseniz ki çok pahalı bir yolculuk olacak, oraya götürmenizi önerebilirim..
-Ne kadar para gider begim ?
-Çok para demişti doktor…
Ama doktorun son kelimesi, yüzünde hafif bir tebessüm yüreğinde bir umut ışığı doğurmuştu…
-Sözünü ettiğim doktor, Diyarbakırlı yani hem şehriniz oraya varabilirseniz mutlaka size yardımcı olacaktır…

Bu sözler, bir umut bir ışığıydı, ama mesele, oraya İsviçre ye varabilmekti…Oturduğu taşın üzerinden doğruldu, bu defa acele etmiyordu, ağır ağır eve doğru yürüdü…
Kapıyı, evin 9 yaşındaki kızı, Esra açmıştı…İlk sözü şu oldu :
-Annen nasıl ?
Esra, asık bir yüz ifadesiyle baktı babasına…
Doğruca eşinin yattığı odaya gitti…Aynur Hanım yarı baygın bir vaziyette uyuyordu…Başucuna oturdu… Eşinin elini tutup, iki avucunun arasına alıp, yüzüne doğru götürdü öpüp okşadı…Gözlerinden hafifçe dökülen bir iki damla yaş, eşinin elini ıslatmıştı…
Aynur Hanım gözlerini hafifçe aralayıp kocasının elini sıktı…Kısık bir sesle :
-Geldin mi ? diye sordu…
Adam aynı kısık ses tonuyla :

-Geldim dedi…
-Nasılsın bugün ?diye sordu…
Aynur Hanım hafif bir tebessümle :
-İyiyim dedi ve gözlerini tekrar yumdu…
Evin tek oğlu, 19 yaşındaki Sinan da gelmişti…O da bir kahvehanede çalışıyordu…

Babası gibi sabahın köründe kalkar akşama kadar durmadan çalışırdı..
Eve gelir gelmez, annesinin odasına girmiş hafif buselerle yanaklarından öpmeye başlamıştı..
Evde beyninde tümörle yaşayan, sayılı günleri kalmış bir eş bir anne ve çaresiz ‘MUCİZE’ bekleyen bir koca ve iki çocuk…
Baba oğul odadan çıkıp, salondaki sedirde oturdular…Sinan babasına bakıp sordu :
-Baba, ne olacak böyle? Anam eriyor…

Yarın devam edeceğiz…