MONDROS MU SEVR Mİ 2?

24/01/2020 15:44 717

Önceki yazımızda, Lozan Anlaşması'nın, Sevr ile karşılaştırmasından vazgeçip, esas olanın, Sevr ile Mondros'u karşılaştırmak olduğunu açıklamaya çalışmıştık.

Bu yaklaşımla kastettiğimiz şu idi: Lozan, zaten, adı geçen iki Anlaşma ile karşılaştırma kabul edilmez ölçüde olumlu, başarılı ve kaçınılmaz olarak yapılmış bir Anlaşma idi. Çünkü, Lozan'da, ABD'yi, İngiltere'yi, Fransa'yı yenmiş olarak onlarla masaya oturmuş değildik. Karşımızda oturanlar, I.Dünya Savaşı'nın kendilerine ödettiği faturayı ve artı Şark Meselesi'nin hesabını bize sormak üzere oturmak düşüncesinde idiler. Onlar, mağlup olan diğer ülkelerden bu faturanın tahsilini gerçekleştirdikleri gibi bizden de Mondros ve Sevr ile gerçekleştirdiklerine inanıyorlardı. Ancak, biz, Kuvay-ı Milliye ve onun sarsılmaz iradesi ve Liderliği ile yaptığımız savaşı, kanımızın son  damlasını harcayarak kazanıp onların karşısına oturduk.

Ancak, burada unutulmaması gereken bir nokta var:

Biz, onların maşası olan Yunanistan'ı yendik. O da bütünü gücümüzü harcayarak. Yunanistan maşasını tutan eller, bizden hesap sormaktan vazgeçmiş değillerdi. Nitekim, Lozan'ın başlaması sürecini incelediğimizde bu gerçeği bütün çıplaklığı ile görürüz. Her şeyden önce Lozan görüşmelerini yapmak üzere davet, Ankara'nın yok saydığı İstanbul hükümetine yapılmıştır. Böyle bir garabet ne anlama gelir? 13 Kasım'da(1922) başlaması gereken görüşmeler, 20 Kasım'a ertelenmiştir. Neden? İngiliz Temsilcisi Lord Gürzon'un işi çıkmıştır. Bundan Türk Murahhaslarının(Delegelerinin) haberi bile yoktur. Böyle bir skandal olabilir mi? 20 Kasım'da başlayan görüşmelerde Açılış Konuşmasını İsviçre Kralı yapmıştır. Ancak, protokol konuşmasında Lord Gürzon da bir açılış konuşması yapacaktır. Böyle bir çirkinlik olabilir mi? Olmuştur. Baş delegemiz İsmet İNÖNÜ, protokolde yokken, zoraki kalkarak bir konuşma yapmıştır, engellemelere rağmen.

Böyle kepazelik olabilir mi? Bütün bunlar ne anlama gelmektedir düşünelim bakalım...

Bize denmektedir ki; sen, buraya, bizleri yenmiş bir devlet olarak değil, sadece bizim maşamızı yenmiş biri olarak geldin ve bu gerçeği UNUTMA! İSTEKLERİNİ BUNA GÖRE AYARLA!

Lozan görüşmeleri, yapılan bu kadar ağır tavırlara, gösterilen bu kadar ağır küçümsemelere karşılık, gerek Lider Mustafa Kemal ATATÜRK, gerek, Lozan'daki temsilcilerimiz ve gerekse Ankara'da ilgili ve yetkililerin sabırları, olayları iyi takip etmeleri ve dünya devlerinin oyunlarını çok usta manevralarla bozmaları sonucunda tamamlanabilmiştir.

Lozan'da, olağanüstü bir mücadele olmasa idi, iki bölüm halinde 8 ay sürer miydi?

İlk bölüm, İngiliz Temsilcisi Lord Gürzon'un; "son teklifimiz budur, kabul ederseniz edersiniz, yoksa ben İngiltere'ye dönüyorum" tehdidi ile sona ermiştir. Çünkü, Türk yetkililer, bu teklifi ve tehdidi ellerinin tersi ile iterek, "biz de gidiyoruz" deyip dönmüşlerdir.

Peki, Lozan'ın psikolojik ortamını bu şekilde anlattık.

Bir de, Mondros'un psikolojik ortamına bakalım mı?

Osmanlı Devletimiz adına Mondros Ateşkesi'ni imzalayan Rauf Bey (ORBAY), İngiliz Temsilcisi Amiral KALTROP(CALTHROPE)'tan, İstanbul'un işgal edilmeyeceğine dair bir güvence istemiştir. Yani, 25 maddelik Anlaşma'da olmayan bir güvence...

KALTROP, "sizin bu kuvvetli isteğinizi hükümetime bildirdim, merak etmeyiniz" diye Rauf Bey'e güvence vermiştir. Hatta, Yunanlıların İstanbul'a kesinlikle gelmemesi istenmiştir.

Anlaşma metninde olmayan bu güvence üzerine Rauf Bey, İstanbul'a döndüğünde, gazetelere verdiği demeçte şunları söylemiştir:

"Sizi temin ederim ki, İstanbul'a tek bir düşman askeri çıkmayacaktır" (Kurtuluş Savaşı Günlüğü I)

Peki sonuçta ne oldu?

2 Kasım'da verilen bu beyanattan 11 gün sonra, İstanbul, Yunan savaş gemilerinin ve askerlerinin de bulunduğu galip devletler tarafından işgal edildi. Vah! Vah! Vah!

Hâlâ, ne ile neyi karıştırıyoruz, karşılaştırıyoruz?

Vicdan; insanın, en olmazsa olmaz özelliğidir. Yani, VİCDAN'ı olmayanlara söylenecek bir kelime bile yoktur.