MİZAH USTALARIMIZ VE AZİZ NESİN

31/03/2020 13:44 604

Mizah; gerçeğin , güldürücü yanını ortaya koyan , ya da gerçeği gülünç tarzda sunan bir güldürü sanatıdır. Mizaha ;  ironi , hiciv , yergi , taşlama , iğneleme , alay da denir. Sevilen , tutulan , zeka – beceri-yaratıcılık isteyen zor ve ciddi bir sanattır mizah. Niye mi? Çünkü , ağlatmak kolay , güldürmekse zordur da ondan.

            Mizah konusunda , yüzyılların birikimi olan zengin bir mirasımız var. Nasrettin Hoca’da bizim bir mizah dehamız. Nasrettin Hoca; ciddi olayların gülünç yanını bulup güldüren, eğlendiren, güldürürken düşündüren bir mizah ustası. Çok zeki, bilgili, dürüst, yapıcı, barış sever, güler yüzlü , tatlı dilli ve hazırcevap bir gönül eri. Özelliği ; eleştirilerini, mizahını, kızmadan, bağırmadan, azarlayıp haşlamadan, zarif bir biçimde yapması.

            Karikatür de , resimle yapılan bir mizah türü. Günümüzün mizah fıkralarının çoğu Karadeniz fıkraları oldu. Eskiden , Rum, Yahudi, ermeni , kürt ve Arnavut fıkraları da vardı. Şimdi hemen yok gibiler.

            İktidarlar, hicvedilmekten pek hoşlanmazlar. Örneğin; Bayrampaşa yı hicveden , şair Nefi öldürülmüş , şair Eşref ,Namık Kemal , Surüri , Ziya Paşa sürgün edilmiş. Özgürlük savaşçısı Ziya Paşa’nın ;

            Ne günlere kaldık, ey gazi hünkar,

            Katır mühürdar oldu, eşek defterdar.

Dizelerini söylemesi , o günler için büyük cesaret. Ya şair Eşref’in dedikleri!

            Bir büyük alçak olur,rütbe-i balaya kadar,

            Adamın payesi arttıkça , hicabı azalır!

            Böyle balada bitince , derecat-ı namus,

            Var kıyas et ki ,  gurubu vükela da ne kalır?

            Cumhuriyet döneminin hiciv ustaları Nazım Hikmet , Aziz Nesin , Sabahattin Ali , Çetin Altan , Rıfat Ilgaz az sıkıntı çekmediler. Nazım Hikmet ülkeyi terk etti , başka diyarlarda veda etti yaşamına. Sabahattin Ali, Bulgaristan’a kaçmak isterken öldürüldü. Diğerleri , yargılandı ve hapsi boyladı.

Aziz Nesin’in ömrü, mahkemelerde geçti. Sivas Madımak Otelinde, onu yakarak öldürmek istediler. Mezarını tahrip ederler diye, gömüldüğü yer de belli değil.

Soyadını alışını şöyle anlatıyor Aziz Nesin; 1934 yılında soyadı kanunu çıktı. Her Türk kendine bir soy adı alacaktı. Herkes kendi soyadını kendisi seçtiği için , insanların bütün gizli , aşağılık duyguları ortaya çıktı. Dünyanın en cimrileri Eli Açık , dünyanın en korkakları Yürekli ,  dünyanın en tembelleri Çalışkan gibi soyadları aldılar. Her türlü yağmada hep sona kaldım. Ben de kendi kendime sordum. Se nesin ? ve kendime Nesin soyadı aldım. Herkes Nesin diye çağırdıkça, ne olduğumu düşünüp , kendime geleyim istedim.

Aslında , insanın kendini bilmesi, tanıması, erdemli olma yolunda atacağı ilk adımdır. Aziz Nesin’in bu soyadını almasını ben böyle yorumluyorum.