“Mehmedi kumarda kaybettik” (2)

26/03/2020 21:04 57

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin talihsizliği, çökmüş bir ekonomi ve harabeye dönmüş bir memleket üzerine kurulmasıdır.

Büyüklüğü de bundandır.

16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan ayrılan Bandırma Vapuru, bu çöküşü tersine çevirecek bir umudu taşıyordu.

Bu umudun adı Mustafa Kemal Paşa’dır.

Üçüncü Ordu müfettişliğine atanan Paşa, İstanbul’dan ayrılıyordu.

Yanında, 12 kişiden oluşan  Er kan-ı Harbiye’sinden başka kimse yoktu.

Karadeniz’in azgın dalgaları ile sarsılan Bandırma Vapuru’nda Mustafa Kemal Paşa, arkadaşlarına şunları söylüyordu;

“Bunlar işte böyle, yalnız demire, çeliğe ve silah kuvvetine dayanırlar. Bildikleri şey yalnız madde’dir.

Bunlar; hürriyet uğruna ölmeye karar verenlerin kuvvetini anlayamazlar.

Biz Anadolu’ya ne silah, ne cephane götürüyoruz; biz ideal ve iman götürüyoruz.

Bandırma Vapuru ile bu küçük grup 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkınca bir şarkı söylüyorlardı;

“Güneş ufuktan şimdi doğar, yürüyelim arkadaşlar”

O tarihlerde, ufuktan Güneş’in doğacağına dair hiçbir işaret yoktur.

Tersine memleket bir zifiri karanlıktır.

Adana Fransızlar, Urfa, Maraş, Antep, İngilizler tarafından işgal edilmiş, başkent İstanbul, İtilaf Devletlerinin işgalinde, Antalya ve Konya’da İtalyan birlikleri  bulunuyor.

Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri var.

16 Mayıs 1919’da Yunan birlikleri İzmir’e çıkmış; Batı Anadolu’nun verimli topraklarından memleketin kalbine doğru ilerlemekte.

Dahası var.

Cumhuriyet, memleketin en önemli gelir kaynaklarını yabancı şirketlerin elinde bulmuştur.

Demiryolları, limanlar, önemli tarım ve ticaret alanları, bayındırlık tesisleri, gümrük ve maliye gelirleri, büyük Batılı şirketlerin elindedir.

Türkiye Cumhuriyeti; bu  şirketleri birer birer satın almıştır.

İzmir-Aydın Demiryolu, 2 milyon İngiliz pounduna satın alınınca öğretmenimiz ödev vermişti;

“Bu husustaki sevincinizi dile getirin”

O tarihte Ortaokul öğrencisi idim.

Ödevimin başlığı “Demir yolumuz, bağımsızlık yolumuz”idi.

Tütün rejisi, 4 milyon Frank’a satın alınınca bu sefer ayınkacılar bayram etmişti.

Ayınkacı “tütün yetiştiricisi” demektir.

Köylümüz, yetiştirdiği tütünü, eşeğine yükleyip pazara götüremezdi.

Tütün ille de bir yabancı tekele, bu tekelin biçtiği fiyattan satılacaktı.

İndirirse kaçakçı sayılıyor, ya hapse atılıyor veya tütün kolcuları ile çatışıyor ve vuruluyordu.

Bir ayınkacı türküsü şöyle der;

Hacılar köyüne bastığım oldu,

Tütünümün dengi yastığım oldu,

Aman dostlar bakın, benim çareme,

Tütünün tozunu, basın yareme.

(Devam edecek)