Latife Hanım ( 2)

10/10/2022 20:57 382

 

Bir önceki yazımızda Atatürk’ün eşi Latife Hanımdan söz ederek:

“Türkiye’de kadınların, henüz seçme ve seçilme hakkı yokken, kendisine oy verilen tarihteki ilk kadındı.

Haziran 1923’de yapılan Türkiye’nin ilk genel seçiminde, aday olmadığı halde, hukuken aday olma hakkı bulunmadığı halde, İzmir’de ve Konya’da Latife’ye oy çıktı.

Gazeteler aracılığıyla teşekkür telgrafı yayınladı:

“Bana mebus seçiminde oy verilmiş olmasını, şahsım adına değil, Türk kadınına yönelik bir takdir olması nedeni ile heyecanla karşılıyorum. Şükranlarımı arz ederim” dedi, demiştik.

Devam edelim:

Latife Hanım,kadın haklarının işaret fişeğiydi.

Olağanüstü zengindi.

Ne Mustafa Kemal’in bütçesinden tek kuruş kullandı, ne de devletin bütçesinden.

Harcamalarının tamamını kendisi yapıyordu.

Babasından intikal eden, servet değerinde mücevherlere sahipti.

İstanbul’da, İzmir’de, köşkleri, apartmanları, arsaları, iş hanları vardı.

Kendisini büyüten dadısıyla aşçısını Ankara’ya getirmişti.

İzmir’den taşıttığı eşyalarla Çankaya’yı kendi zevkine göre yeniden döşedi.

Yatak odası takımı mesela 15. Louis tarzındaydı.

Sanatsal eser niteliğindeydi.

Misafir salonundaki koltukları kaldırtmış, Fransa’dan getirttiği mavi koltuklarla değiştirtmişti.

Cumartesi günleri öğleden sonra paşa eşlerini, milletvekili eşlerini, gazeteci eşlerini ağırlıyordu.

Pastalı, kurabiyeli açık büfe sofralar hazırlıyordu.

Çay, ayakta servis ediliyordu.

Ankara’nın o güne kadar, görmediği, duymadığı şeylerdi bunlar.

Çeyiz sandığından çıkardığı kristal bardaklar, gümüş çatal-bıçak takımları, işlemeli örtüler büyüleyiciydi.

Paris’ten Milano’dan giyinirdi.

Misafir hanımlar Latife’nin elbiselerinden, ayakkabılarından ve özellikle de babası Muammer beyin armağanı olan 4 kratlık tek taş yüzüğünden gözlerini alamazlardı.

Zerafeti ve ev sahipliği mükemmeldi.

Ömrü boyunca asla evine kapanmadı.

Gezmekten, seyahatten hiç vazgeçmedi.

Tanınmasın, rahatsız edilmesin diye, Atatürk’ün isteğiyle “Fatma Sadık” adıyla pasaport düzenlenmişti,

Yurt dışına giderken “Latife” kimliğini değil “Fatma sadık” kimliğini kullanıyordu.

Konse, tiyatro kaçırmazdı.

Kenter Tiyatro’sundan sezonluk koltuk alırdı.

Beyoğlu’na sinemaya giderdi.

Yemesine içmesine dikkat ederdi.

Hiç bir yaşında kilo almadı, saçını boyamadı.

Bembeyaz saçları gür ve ışıl ışıldı.

Saçlarını topuz yapardı ve daima fildişi tarağıyla tuttururdu onları.

Müthiş bir kütüphanesi vardı.

Shakespeare, Gothe, Schiller, Cornelle gibi yazarların kitaplarını orijinalinden okurdu.

Tevfik Fikret, Ahmet Haşim, Yahya Kemal’i ezbere bilirdi.

50 yaşından sonra Rusça öğrendi.

 Puşkin hayranıydı.

Emektar Rum kadın hizmetlisi vardı.

“İrfan hanım” adında aşçısı vardı.

Şoför kullanmazdı, taksiyle dolanırdı.

1975 yılında 76 yaşındayken hayata gözlerini kapadı.

Devlet töreni yapılmadı.

Tabutuna Türk Bayrağı örtüldü.

Cenaze namazı Teşvikiye Cami’sinde kılındı.

Edirnekapı şehitliğinde toprağa verildi.

(Devam Edecek)