Kötü Şans…

08/05/2021 21:55 307

Bu, iki ay içerisinde açılan dördüncü şikâyet kaydıydı. Kadıköy İlçe Emniyet Müdürlüğüne son ayda dört kadın, şantaj ve tehdit şikayetiyle başvurmuşlardı. Hiçbiri birbirini tanımıyordu. Ortak tanıdıkları yoktu. Nasıl oluyordu da bu kadar kısa sürede bir sapık bu dört kadından aynı yolla şantaj ve tehditle para koparmaya çalışıyordu?

Şikayetçi Aysel Kartepe 38 yaşındaydı, bir elektronik firmasında mühendis olarak çalışıyordu. Bekardı ve yalnız yaşıyordu.

İkinci şikayetçi Eylem Durutaş 40 yaşındaydı, bir kütüphanede sorumlu müdür olarak çalışıyordu. Bekardı ve annesiyle birlikte yaşıyordu.

Üçüncü şikayetçi Selin Konakçı, 25 yaşındaydı, bir gıda firmasında muhasebeci olarak çalışıyordu. Bekardı ve ailesiyle yaşıyordu.

Son şikâyet kaydını açtıran ise Meltem Arısoy’du. 28 yaşındaydı, öğretmendi, bekardı ve ev arkadaşı ile yaşıyordu.

Bu dört kadının bilinen tek ortak özellikleri, bekar olmaları ve Kadıköy’de yaşıyor olmaları idi. Aysel ile Eylem Göztepe’de, Selin Suadiye’de, Meltem ise Fikirtepe’de oturuyordu.

Açılan şikâyet kaydında anlatılanlar ise neredeyse birebir aynıydı. Tanımadıkları bir adam önce görünmeyen bir numaradan arama yapıyor, sanki onları tanıyormuş gibi hâl hatır soruyor, kim olduğu sorulunca da yakınca göreceksiniz deyip telefonu kapatıyordu. Akabinde ortalama iki üç gün içerisinde Instagram hesaplarına kelimesi kelimesine aynı mesaj atılıyor;

“Merhaba güzelim. Hiç uzatmadan konuya gireceğim. Elimde ilgini çekecek çok güzel fotoğrafların var. Aşağıda yazacağım adrese, bir zarf içerisinde on bin lira göndermezsen bu fotoğraflar başkalarının da ilgisini çekecek. Seni bir daha arayacağım. O gün göndereceksin parayı.”

Her dört mesajı birbirinden ayıran şey ise bitiş cümleleriydi. Her bir kadına yazılan, içinde elinde gerçekten onları çıplak gördüğüne inanmalarını sağlayacak mesajlardı.

Aysel’in mesajı; “Sırtındaki beninden öptüm, görüşürüz.”

Eylem’in mesajı; “Belindeki dövmenden öptüm, görüşürüz.”

Selin’in mesajı; “Çift yastıkla uyumanı seveyim, görüşürüz.”

Meltem’in mesajı; “Pijama giyin lütfen üşüme, görüşürüz.” şeklinde bitiyordu.

Gerçekten de Aysel’in sırtında bir beni, Eylem’in ensesinden beline kadar inen bir dövmesi, Selin’in çift yastıkla uyuma huyu, Meltem’in de maalesef sadece iç çamaşırları ile uyumu huyu vardı. Önceleri ilk aramayı hiçbiri ciddiye almamıştı ama kişiye özel gelen mesajlar hepsini tedirgin etmişti. Ortada eski bir erkek arkadaş ya da koca da yoktu. Instagram’daki fotoğraflardan, bunların bilinmesine de imkân yoktu. Peki bu sahte hesapla kendilerine gelen mesajı kim atmıştı.

Günümüzde kadınlar bu tarz olaylar karşısında öyle kolay sindirilemiyor ve korkutulamıyorlardı. Birbirlerine verdikleri destek ve sosyal medyanın gücü bu konularda kendilerini yalnız hissetmemelerini sağlıyordu. Emniyette verdikleri ifadelerde bu tarz bir ilişkilerinin olmadığını bu sebeple bu görüntülerin yasal olmayan yollarla alındığından emin olduklarını belirtmişlerdi.

Asayiş büro amiri Sedat Tuna, mağdur kadınların doğdukları yerden başlayarak dördünü de araştırmaya başlamıştı. Bu tarz konularda çok hassastı, toplumun son zamanlarda kadına yönelik şiddete dönük hiçbir vakaya tahammülü kalmamıştı. Bu vakada, bu dört kadının kılına zarar gelirse kendini sorumlu tutacak ve vicdan azabından kahrolacaktı. Koruma verilmesi yönünde bir karar çıkartamamıştı. Çünkü cana kast yoktu. Henüz!

Sedat Tuna bazı konularda bürokrasi gereği istediği şekilde hareket edememekten çok şikâyet ediyordu. Elinden gelse, süper güçleri olsa bu dört kadını da aynı anda takip eder, kendi koruması altına alırdı. Fakat maalesef bu mümkün değildi. Dört kadın da gönüllü olarak Instagram şifrelerini Sedat Tuna’ya vermişti. Bu sebeple bilişim suçları bekleyerek vakit kaybetmeyecek, her şey onun kontrolü altında olacaktı. En azından sanal ortamda. Araştırmalarından ortak bir nokta çıkartamamıştı. Bütün gün bu konu üzerinde çalışmıştı. Saat gece yarısına geliyordu ve artık çok yorulmuştu. Eve gidip bir an önce uyuyup, sabah kalkıp merkeze geldiğinde ise mesajı atan kişinin kim olduğunun tespiti için ilgili birime yaptığı talebin sonucu almayı umuyordu.

Eve gidip direkt yatağa girmeyi planlamıştı ama uykusu kaçmıştı. Telefonundan aldığı şifreleri tek tek girip, kadınların Instagram’daki hikâye geçmişlerini incelemeye başladı. Önce Aysel’in geçmişine bakmaya başladı. Gayet sıradan, düzgün bir hayatı vardı. Kışın işinde gücünde, aynı kişiler çerçevesinde yaşadığı bir sosyal hayatı, yazın da herkes gibi gittiği sıradan tatillerden oluşuyordu hikâye geçmişi. Eylem’inki de öyleydi. Fakat Eylem’in geçmişindeki hikayelere bakarken bir sene önceki temmuz ayına geldiğinde uzandığı yerden fırlayarak kalktı. Eylem ve Aysel bir sene önce aynı yere tatile gitmişlerdi. Biri temmuz, diğeri haziran ayında aynı otelden atmışlardı tatil hikayelerini. Ayağa fırladığı yerde dikilerek diğer iki kadının da hesaplarına girip geçen sene yaz ayına gitti arşivlerinden. İşte aradığını bulmuştu. Bu dört kadın geçen sene, farklı zamanlarda aynı otelde tatil yapmışlardı. Otel İstanbul’a üç saatlik mesafedeydi. Kendini çok iyi tanıyordu. Asla uyuyamayacaktı. Bu sebeple telsizi ve silahını alıp gecenin köründe otele doğru yola çıktı. Görüntülerin otelde çekildiğine dair hiçbir şüphesi yoktu.

Otele vardığında saat sabah dörde geliyordu. Resepsiyondaki adam uykulu gözlerle kendisini karşıladı. Sedat Tuna aceleyle kendini tanıttı ve geçen sene yaz ayında oteldeki çalışan listesini istedi. Kendisine de bir kahve söyledi. Sert bir kahveye ihtiyacı vardı. Lobide beklerken kahve on dakika sonra, liste de yarım saat sonra önüne gelebilmişti. Tek tek inceledi, suç kayıtlarını merkezden nöbetçi bir memura kontrol ettirdi. Hepsi temizdi. Hiçbirinin adli kaydı yoktu. Resepsiyona yeniden yönelip bu çalışanların hepsini iki saat içerisinde burada istiyorum dedi. Resepsiyonist; “Abi zaten birazdan vardiya dönecek. Hepsini sıralarım karşına merak etme. Yalnız bir kişi geçen yaz sonu kovuldu. Bir misafirimizi sözlü tacizde bulunmuş şerefsiz. Patron da sorgusuz sualsiz kovdu onu” dedi. İşte aradığı adamı bulmuştu. Elinde ismi ve beş dakika içerisinde bulduğu adresi ile kapısına dayanması çok uzun sürmedi. Uykusuzluğun verdiği yorgunlukla, suçluyu yakalamış olmasının verdiği heyecanın yükselttiği adrenalin savaşı hat safhadaydı. Tam kapıyı çalacaktı ki eli havada kaldı. Zanlı işe gitmek için kapıdan çıkacakken asayiş büro amiri ile burun buruna gelmişti. Sedat Tuna adamı anında ters kelepçeleyip duvara yapıştırdı. Arabaya götürürken sorguya başlamıştı bile;

  • Utanmıyor musun kadınların fotoğrafını çekip onları tehdit etmeye!
  • Ne tehdidi abi ben öyle bir şey yapmadım.
  • Bak bir de devletin polisine yalan söylüyorsun. Seni atarım içeri bir daha hayatta çıkamazsın!
  • Abi gözünü seveyim ben nişanlıyım evleneceğim, yapma etme. Evet çekmiştim ama ne tehdidi, çektiğimle kaldım. O zamanlar aklım hep kadınlardaydı affedersin. Oradan bu sebeple kovuldum zaten ama sonra nişanlımla tanıştım. Ben değiştim o eski ben değilim artık.
  • Lan hâlâ yalan söylüyorsun. Çektiğin fotoğrafları, telefonun kendiliğiyle mi atıp para istiyor o zaman?
  • Abi ben o telefonu sattım yemin ederim ben böyle bir şey yapmadım!
  • Kime sattın lan, eğer yalansa seni mahvederim. Hemen beni sattığın kişiye götür!
  • Abi telefoncuya sattım, gidelim, sür sen tarif edeyim.

Telefoncuya ekip aracı ile gidip içinden de fotoğrafları çeken eski sapıkla indiklerini gören dükkân çalışanı, bir anda dükkândan fırlayıp kaçmaya çalıştı. Fakat Sedat Tuna’dan kaçması mümkün değildi. Gerçek suçlu bulunmuştu. Telefonun içindeki isim isim kaydedilen fotoğrafları görüp, kadınlara şantaj yapan 19 yaşında bir çalışandı. Yakalandığı an itiraf etmişti. Telefona, fotoğraflara el koyan asayiş büro amiri dosyayı bu sayede kapatmış, otel odalarına eski sapığın yerleştirdiği kameralardan çekilen görüntüleri imha etmiş, kadınların da rahat bir nefes almalarını sağlamıştı.

Peki bu kadınlar nasıl olmuştu da aynı yerde tatile gitmişlerdi? Sonradan anlaşılmıştı ki, Kadıköy’deki bir alışveriş merkezinin yaptığı bir çekilişi kazanıp gittikleri bir tatildi bu. Orada geçirdikleri güzel vakitlerin sonradan birkabusa dönüşeceğini bilmeden gittikleri bir tatildi.