KISSADAN HİSSE

17/02/2020 22:27 323

 

Bir gün, kurdun biri aç kalınca, kasabaya inmiş. Sütçünün süt çanağını devirmiş içmiş… Fırıncının tezgâhından ekmeğini almış yemiş… Kasabın vitrininden bir but kapmış mideye indirmiş.

Kasabanın tüm köpekleri toplanmış ve kurdu yakalamak için ardı sıra koşturmuşlar.

Kurt önde köpekler arkada, amansız bir kovalamaca… Koşuşturmaca  devam etmiş.

Sütçünün köpeği yorulmuş takibi bırakmış.

Bir müddet daha geçince, fırıncının köpeği de yorulmuş, kurdu takibi bırakmış.

En son kasabanın çıkışına yakın, kasabın köpeği de pes etmiş ve geriye dönmüş.

Kurdun arkasında kala kala bir tek demircinin köpeği kalmış.

Kurt önde demircinin köpeği arkada, amansız ve ısrarlı bir kovalamaca devam ediyormuş.

Artık kasabadan çıkılmış, kırlara varılmış ve tepelere doğru çıkılmaya başlanmış.

Kurt dayanamamış, durmuş ve demircinin köpeğine öfkeyle seslenmiş;

“Yahu arkadaş, sütçünün sütünü içtim, fırıncının ekmeğini yedim, kasabın etini kaptım, buna rağmen bunlar bile pes etti peşimi bıraktı.

Lan ben demirciye ne yaptım da peşimi bırakmıyorsun..?”. Burada ince bir nüans var.

O da Kurdun anlamadığıdır. Kurt anlamaz ki demircinin köpeği niçin peşini bırakmaz…

Demircinin köpeği, menfaat peşinde değil, sadece adalet peşindedir…

Kurdun kafasındaki sistem, karşılıklı menfaate dayalı kapitalist sistem.

Demircinin köpeğinin kafasındaki sistem  ise, evrensel hukuk;

“Seni cezalandırmam için bana zarar vermen şart değil. Sen başkalarına zarar verdiğin için suçlusun.” Diye düşünüyor, demircinin köpeği.

O yüzden kurtlar; (iki ayaklılar dahil) demircinin köpeği gibi yalnızca hak peşinde koşanları asla anlayamayacaklar ve aptalca bulacaklardır.

Ama demircinin köpekleri de her zaman var olacaktır. Olmalıdır.

*Bir gün bir genç, yolda atının üzerinde ilerlerken, yaşlı bir adam yanına gelir ve “Oğlum ben yaşlıyım bineğim de yok, izin ver de atına ben bineyim sen yaya yürü der”...

Genç: “Tamam amca gel bin” diyerek attan iner ve yaşlı adam ata biner.

Genç adam, amcanın yüzüne tebessüm ederek yanında yürür.

Yaşlı adam bir iki adımdan sonra, atı hızlandırır ve kaçmaya başlar. Maksadı atı çalmaktır.

Atının çalındığını gören genç adam ise, arkasından şöyle seslenir:

“Amca, sen benim atımı değil huyumu çaldın.

Benim evde bir tane daha atım var, ben ona da binerim.

Ama bundan sonra her kim benden atımı isterse asla vermem.” der.

Bir insanın vicdanını öldürmek, hukuken cinayet sayılmaz, ama ahlaken büyük bir cinayettir.

*İyiliği başa kakmadan, utandırmadan yapmanın nasıl bulaşıcı olduğunu ve bir iyilik zincirine yol açtığını anlatan güzel bir hikayedir bu;

Küçük kız babasına “Baba muz alır mıyız?” diye sordu.

“Söz kızım paramız kalırsa bu hafta alacağız” diye geçiştirdi babası fakat hemen arkasında duran beni fark etmedi.

Pazarcıya döndüm ve “Bu baba ve kızına iyi bak. Şimdi 2 kilo muz tart. Birazdan buradan geçerlerken adama seslenip ‘Hani geçen hafta bozuk yok diye para üstü verememiştim ya, al bu muzu helalleşelim’ diyeceksin.

O baba çocuğunun yanında rencide olmasın, ufaklığın canı çekmiş.

Söz 4-5 kilo da ben alacağım, hem sevaptır, bereketlenirsin.

Şimdi ben hemen arkadan sizi seyredeceğim” deyip biraz uzaklaştım.

Biraz sonra gelirken göründüler. Adam, muz tezgahını görmesin diye kızını diğer tarafa almıştı. Derken pazarcı abi tam dediklerimi yaptı ve muzları verdi.

Küçük kız poşeti babasına bırakmadı, kendi taşıdı. Fakat babası durumu anlamıştı.

Başı önde yürüdü gitti. Giderken de geriye dönüp gözleriyle pazarcıya teşekkür eder gibi baktı. Pazarcı abinin yanına gidip parasını uzattım, almadı.

gözleri dolmuştu, yutkundu. İşte birini utandırmadan mutlu etmek, bu kadar kolaydı.

Aslında 7 liraydı muzun kilosu, fakat olmayınca olmuyordu.

Ama beni en çok etkileyen, poşetin içinden alıp bir tanesini yemek isteyen kızına babasının; “Evde yersin kızım belki alamayan vardır olur mu?” demesi oldu.

(Sosyal medyadan alıntı)

Herkesin seviyesine göre hareket etme sorumluluğu olduğunu anlatan bir başka güzel bir hikaye:

Hazret-i Musa Aleyhisselâm bir çobana rastlıyor.

Çobanı, “Hey Yüce Rabbim! Gelip dizlerime yatsan, başını dizime koysan, tarağımı alıp saçlarını ellerimle tarasam, saçlarının bitini kırsam…” derken buluyor.

Çobana kızıp bağırıyor:

“Rabbe böyle mi duâ edilir? O senin dizini ne yapsın? Derhal tövbe et!”.

Çoban şaşkınlıktan duâyı bırakıyor.

“Nasıl duâ edeyim yabancı?” diyor.

O esnada Musa Aleyhisselâm’a vahiy geliyor.

“Ben o kulumdan o duâsıyla razıyım. Sen kalbinin samimiyetine bak!

Dön, ona doğrusunu öğret! Onu kınama!”

Seviye ne olursa olsun, samimiyet dili önemli.

SON SÖZ: ADAP BİL, EDEP BİL,HADDİNİ BİL,  TEVAZU SAHİBİ OL, DÜRÜST OL, ADALETLİ OL..