KİBRİNE YENİK DÜŞENLER!

09/07/2020 21:27 993

Yıllar önce aynı konuda bir yazı yazmıştım.

Şeytanın en çok sevdiği günah, kibir! başlığıyla.

Görünen o ki, insanoğlu; her konumda, her koşulda ve statüsü ne olursa olsun biraz narsizm, biraz megalomoni, daha net deyimle, kendini beğenmişlik içeren kibirden vazgeçemiyor.

Kimileri bunu saklama ihtiyacı duymasa da, kimileri için kibir; ruhu kaplayan bir deridir.

Tevazu ve hoşgörü eksikliği nedeniyle, her zaman kendilerinin yaptığının en doğru olduğuna, her konuda haklı olduklarına inanır ve başkalarını da inandırmaya çalışırlar.

Daha da kötüsü bunu yaparken karşıdakini aşağı görmek, küçümsemek ve itibarsızlaştırmak için çoğu zaman elde ettikleri sahte güç olanaklarını ve otoritelerini kullanma eğilimindedirler.

“Kendilerinin muazzam olduklarına inanmaları nedeniyle kibirli insanlar her zaman dikkat çekmek isterler. Her şeyi dramatik bir şekilde yaparlar. Hatta bazen bir filmdeymiş gibi hareket ettikleri görülür. Bu insanlar hayatlarındaki her şeye dram ekleme ve olan biteni başka bir kisve altında saklama eğilimi gösterirler.”

Bu durum kibirli kişinin kimi zaman yalnızca muhatap olduğu kişiye zarar vermesine neden olduğu gibi eğer yetki ve otorite sahibiyse tüm toplumu derinden etkileyecek sonuçlar doğurur.

Sıradan insanların kibrinin etkisi sınırlı olur ama bu kibir ülkeyi yönetenlerde varsa, hakim oldukları güç ve otorite, onları baskı ve güç kullanmaya kadar götürür.

İçinde yaşadığımız koşullarda; orantısız güç kullanan güvenlik görevlilerinin de, aynı koşullarda aynı davalarda farklı kararlar veren yargı mensuplarının da, kendisi gibi düşünmeyen, kendi partisine oy vermeyen kitlelere karşı düşmanca bir tavır sergileyip, toplumda ayrımcılık yaratan yöneticilerin de bu davranışlarını bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor sanırım.

Niçe; “Kibir, kendini bir birey olarak görmeye körü körüne meyledip, birey olmamaktır.” Der.

Sahip oldukları kibir, ufak tefek şeyler hakkında bile çabucak sinirlenmelerine neden olur. Örneğin, onlara yeterince ilgi göstermediğinizi düşünüyorlarsa, sizle zıt düşmek için bilinçsizce herhangi bir bahane ararlar.”

Toplum bireylerden oluştuğu ve bireylerde görülen bu tür davranış bozuklukları yaşamın her alanında toplumu olumsuz etkilediği için, kibirden ve kibirli insanlardan uzak durmak gerekiyor.

Kibirli insan, bir yakınınız, eşiniz, sevgiliniz, arkadaşınız olabilir. O zaman onunla ilişkinizi sınırlayarak kendinizi koruma altına alabilirsiniz de o kibir denen illet, devleti yönetenlere sirayet etmişse korona virüsünden daha tehlikeli bir hal almaya başlar.

Sosyal medyada çok insanın kişilik haklarına yönelik acımasız saldırılar varken sessiz kalıp, kendi çevrenize ve size yönelik bir saldırı başlayınca ilk aklınıza tümden sosyal medyayı yasaklamak geliyorsa, bunun adına ne denebilir.

Bu demek değildir ki, sosyal medya aracığıyla insanların özel hayatına yönelik yapılan saldırılar cezasız kalsın!

Elbette gereken yasal işlemler yapılmalı, sosyal medyanın kullanışı ve kurumsal işleyişiyle ilgili düzenlemeler yapılmalıdır.

Ama zaten yazılı ve görsel medya üzerinde yeterince baskı, sansür uygulanır, gazeteciler, yazdıkları haberler nedeniyle cezaevlerinde tutulurken, şimdi vatandaşın tek özgürlük alanı sosyal medyayı kapatmak, ne kadar doğru olur.

Toplumun en örgütlü kesimi olmaları bir yana, bireyin devlet karşısında haklarını korumak, hak ihlalleriyle mücadele etmeleri görev ve sorumluluklarını “ siyaset yapmak” olarak gösterip, onların meslek örgütlerini itibarsızlaştırmaya çalışmak; olası sonuçlarını düşündüğümüzde demokrasiyi rafa kaldırmaktır.

Her geçen gün toplumda güven yitiren yargı kurumuna, hukuk sistemine darbe indirmektir.

Ülkemizde uygulanmak istenen bir projenin parçası gibi görünse de perde gerisinde bir ego çatışması ve kibir yattığını da görebiliyoruz.

Perşembe günü Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelecek çoklu baro sistemine ilişkin yasa değişiklik teklifinin akla, mantığa, sağduyuya ve vicdana sığacak bir şekle dönüşmesinde yarar vardır.

İstikrar adına toplumu daha çok kutuplaştıran, ideolojik kalıplara hapseden, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü gibi temel kavramları tartışılır hale getirecek bu kibirli tavır ve uygulamalardan vazgeçilmelidir.

Toplumun her zamankinden daha fazla huzura, barışa, kardeşliğe ihtiyaç duyduğu şu sıkıntılı dönemde yeni tartışma ve kaos oluşturacak polemikler oluşturmak, bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür.

Umarım akıl, mantık ve vicdan üstün gelir.