KAZIM ORBAY, O BİR DEVLET ADAMI

27/07/2021 03:20 232

 

Sene 1963…
Gülhane Tıp Akademisinde yatan, emekli Orgeneral Kazım Orbay'ın mide kanseri olduğu anlaşılır…Doktorlar ömrünün beş, altı aylık bir zaman diliminde tamamlanacağını söylerler…
Cumhurbaşkanlığı kontenjan senatörleri ve Milli Birlikçiler, toplanıp durumu görüşürler...
«Acaba dışarıya, yurt dışına göndersek mi?»
Bir umuttur, belki kurtulur ...
Ama nasıl gönderilecektir?
Kazım Paşa, Genelkurmay eski Başkanıdır, Kazım Paşa Danışma Meclisi Başkanıdır. Kazım Paşa Kontenjan Senatörüdür, lakin hepsi de bilirler ki, Kazım Paşanın parası yoktur ...
Şöyle bir formül bulurlar...
Parlamento üyelerinin, tedavilerinin, gerektiği hallerde yurtdışında yapılacağı ve masraflarının devlet tarafından karşılanacağı
kabul edilmiş ve içtüzüğe girmiştir, fakat kanun henüz çıkmamıştır, uygulanması mümkün değildir.
O halde bu masrafı, Milli Birlikçiler ile kontenjan senatörleri, aralarında bir fon kurarak karşılayacaklar, fakat Kazım Paşaya devletin ödediğini söyleyeceklerdir.
Bunu da kimseye duyurmayacaklardır, ama iki kişi hariç..
Cumhurbaşkanı Gürsel ve Başbakan İnönü ... İkisi de Kazım Orbay'ın en yakın dostları ve silah arkadaşıdır.
Görev, emekli Albay Sadi Kocaş'averilir ...Koçaş, önce İsmet Paşaya gider, durumu anlatır, İsmet Paşa itiraz eder:
«Kazım Paşanın toplama para ile yurtdışına gönderilmesini uygun bulmuyorum, kendisi duyarsa kahrolur.»
İsmet Paşa, Müsteşarı Haldun Derin'i çağırır, durumu kısaca anlatır, nasıl bir formül bulunacağını sorar. Müsteşar «Örtülü ödenekten gönderebiliriz paşam!» der.
İsmet Paşa, müsteşarın yüzüne bakar:
«Ben onu sormuyorum, para hazır, döviz işini ve transfer imkanın soruyorum»
«O halde, Sayın Koçaş, parayı size getirince hemen gereğini yapın!»
Müsteşar, odadan çıktıktan sonra, İsmet Paşa, Koçaş'a döner:
«Bak Koçaş, senin, benim ve Allah'ın arasında kalacak bir anlaşma yapacağız... Ben Orbay'ı toplama para ile tedaviye göndermem. Eminim ki, Kazım Paşanın tedavisi için her fedakarlığı göze alırsınız. Ama hiçbirinizin bu gücü yok; benim ise var…Bu parayı ben vereceğim. Size bir çek vereyim, parayı alıp, müsteşara teslim edin, döviz işlerini yapsınlar ...Ama, bana söz ver, paranın kaynağını kimse bilmeyecek...»
«Söz paşam!»
«Ne kadar para gerekiyor?»
«Doktoruyla birlikte gidecekleri için 56 bin lira lazım»
«Ben 60 bin liralık bir çek vereceğim, eksik kalırsa, yine veririm. Hiçbir şeyden kaçınmayacaksınız, hiç olmazsa son aylarını huzur içinde geçirmesini sağlayacaksınız.»
İsmet Paşa Orbay’la birlikte, Sadi Koçaş'ın da gitmesini ister: Koçaş, kendi masrafını kendisinin yapacağını söyleyince, İsmet Paşa ona da itiraz eder:
«Hayır Koçaş, sen de, doktor da beraber gideceksiniz, masraflarınızı tamamen ben ödeyeceğim!»
Sadi Koçaş, «Atatürk'ten 12 Mart'a» adlı anılarının üçüncü cildinde bu olayın sonunu şöyle anlatır:
«Her şey hazırlandı, ama Orbay böyle bir seyahati kabul etmedi, bütün ısrarlarımıza rağmen. Ben 78 yaşındayım, bu yaşta bir insan için, Devlet bu kadar masrafa sokulmaz. Hiç ısrar etmeyin!' dedi.»
Nereden nereye devlet adamlığı…

Bir de şimdikilere bakın…Kimi bakan, fahiş fiyatla devlete mal satıyor, kimi bakanın kardeşi, bakanlıklarda ihale takip ediyor… Oysa gerçek devlet adamı, hem gerçekçidir, hem de önce vatan der…Kendini, düşünmez…Ne yazık günümüz de devlet adamıyım diyen hiç kimse de böyle bir tutum yok…Adeta, devletin malı deniz, yemeyen domuz misali, her kes kendi debdebesinin peşinde. Halkın temel ihtiyaçları bir tarafa, bol bol kaynak israfı yapılıyor. Kaynaklar, resmen çar çur ediliyor. Kimse devlete acımıyor. Bin bir güçlükle toplanan vergiler, maalesef verimli ve yerinde kullanılmıyor. İşte bunun en son örneği: Balıkesir Havalimanı…

7 milyon yıllık yolcu garantisi verildiğini, ulusal basından öğreniyoruz. Oysa, nerede ise yıl bitecek, ne uçak kalkıyor, ne uçak iniyor… Peki bu projeyi yapan kim? Fizibilite raporunu hazırlayan kim? Balıkesir’e havalimanı yapmak, fizıbıl mı? Değil mi? İncelendi mi? Bunun kararını kim verdi? Ne hesap var ortada, ne de kitap…Ne de hesap veren bir yetkili ya da makam… Babalarının parası olsa, bu kadar hesapsız, kitapsız harcama yapılmaz. Bu ne aymazlıktır? Bu ne sorumsuzluktur? Bu ne vicdansızlıktır? Haa, diyeceksiniz ki, Balıkesir havalimanı böylede, Kütahya, ZAFER havalimanı pek mi rantabl yapıldı. Orada da, yıllık yolcu sayısı garantisi 39 bin kişi… Yıl sonundaki durum ne? 3 bin küsur… Aradaki farkı öde bakalım TC. Sen bana devlet olarak garanti verdin. Keza aynı şey, İstanbul’da ki köprülerde, yapılan şehir hastanelerindeki hasta garantilerinde… Her yerde aynı… Siz bunlara bakarak, bunlar devlet adamı diyebilir misiniz? Allah korkusu da yok, ne yazık ki…Bu kadim milletin parasını böyle hovardaca harcamak, yazıktır, günahtır, ama kimin umurunda? Zihniyet; ben yaptım oldu zihniyeti…

SON SÖZ: ‘’BİR DEVLETİN DEĞERİ; POLİTİKACILARI İLE DEĞİL, DEVLET ADAMLARIYLA ÖLÇÜLÜR.’’ *john Stuart*