Kayıp Jandarma

06/02/2021 00:27 1091

 

Yıllardır sakin ve huzurlu bir hayat süren Ege’nin Sığacık Kasabası’nın sakinleri ortadan kaybolan jandarma erinin bilinmez akıbeti yüzünden huzursuz geceler geçiriyordu. Çarşı izni sırasında ortadan kaybolan er, Manisalı bir ailenin tek erkek çocuğuydu. Aile o günden beri Sığacık’ta kalıyor, oğullarının bulunması için elinden geleni yapıyordu. Kasabadaki evleri tek, tek dolaşıyor, çarşı iznine çıkan arkadaşlarına saatlerce soru sorup bir ipucu bulmaya çalışıyordu. Jandarma erinin ortadan kaybolması Türk Silahlı Kuvvetleri’ni de huzursuz etmişti. TSK’nın talebi üzerine İzmir’den bir ekip getirtilmiş, soruşturmaya dahil edilmiş, her taşın altı aranmaya başlanmıştı.

Jandarma Er Anıl Kansel on gündür kayıptı. Arkadaşları arasında sevilen bir kişiydi. Askerlik süresi boyunca kimse ile hiçbir sürtüşmesi olmamıştı. Elektrik elektronik mühendisiydi. Çarşı iznine çıktığında esnaf ve yerel halk ile güzel ilişkiler de kurmuştu. Kış mevsimi olduğu için kasabada hiç turist yoktu. Esnaf, her zaman olduğu askere kucak açıyordu. Küçük bir kasaba olduğu için de jandarmasından postacısına herkes birbirini bilir, her koşulda yardıma koşardı. Anıl Kansel, çarşıya bölükten üç arkadaşı ile çıkmış, ilk önce meydandaki gözlemeciye gidip onlarla birlikte kahvaltı yapmış, sonra bir işi olduğunu söyleyip arkadaşlarından ayrılmış. Arkadaşları onu en son orada görmüş. Esnaf ise onu en son kahveye girerken görmüştü. Kahveci ise ifadesinde Anıl Kansel’in öğlene doğru geldiğini doğruluyordu. İzmir’den gelen ekipteki Başkomiser Adnan ve yardımcısı Komiser Saygın, kahveciyi yeniden sorgulamak istemişti. Sabahın erken saatleriydi ve kahvede temizlik vardı. Sandalyeler masaların üstüne dizilmiş, yerleri paspaslanıyordu.

  • Selamın Aleyküm evlat, patronun nerede?
  • Daha gelmedi ağabey, geçin oturun bir çay vereyim?
  • Ver bakalım. Sen bu kaybolan jandarmayı tanıyor muydun?
  • Evet ağabey. Buraya çok sık gelirdi. Çok iyi biriydi.
  • Sence nereye gitmiş olabilir?
  • Bilmiyorum ki ağabey. Belki de kız meselesi. Burada ancak öyle ortadan kaybolunur.
  • Nasıl yani başka kaybolanlar da mı oldu?
  • Oldu tabii, en az dört beş kişi ben biliyorum. Mesela manavın küçük oğlu. Bir kız sevmiş köyden, kız buna yüz vermeyince çekmiş gitmiş, anası hâlâ gelecek diye yolunu gözler. Bir diğeri şu karşıki iki evin iki çocuğu, komşu evlerde oturan iki aşık. Aileleri evlenmelerine izin vermeyince ikisi kaçtı gitti. Burada aşk yasak ağabey.
  • İlginç… Peki bu çocuk o gün buraya neden gelmişti?
  • Isıtıcı bozulmuştu ağabey. Bir önceki geldiğinde görmüştü. Haftaya gelip yaparım demişti patrona.
  • Tamir etti mi?
  • Etti ağabey. Şu tepe ısıtıcısıydı. Yarım saat uğraştı ama yaptı. Eli yatkınmış öyle demişti.
  • Çocuk mühendismiş oğlum eli yatkın ne demek?
  • Ne bileyim ben ağabey. Patronum öyle demişti.

Çaylarını içip kalktılar. Kaybolan diğer insanlar kafalarına takılmıştı. Fakat o sırada karınları da acıkmıştı. Burunlarına mis gibi pide kokusu gelmişti ve bu kokuya karşı koyamadan kendilerini pidecide bulmuşlardı. Başkomiser Adnan kuşbaşılı pide, Komiser Saygın ise kıymalı kaşarlı pide söylemişti. Afiyetle yemeklerini yiyip ayranlarını içtiler. Pideci Hasan çay isteyip istemediklerini sordu. “İkramımızdır memur bey” diye de ekledi. Çaylar masaya geldi. Başkomiser Adnan teşekkür etti ve birkaç soru sormak istedi.

  • Sen tanır mıydın şu kaybolan jandarmayı?
  • Tanırdım memur bey kardeşim. Çok üzüldüm ben de duyunca.
  • Buraya hiç yanında bir kızla geldi mi?
  • Geldi memur bey.
  • Tanıyor musun kızı?
  • Yok memur bey. Buradan değildi, sanırım turistti. Hatta sarışındı yabancılara benziyordu.
  • Çok sık gelirler miydi?
  • Yok, bir kez geldiler buraya.
  • Anladım. Teşekkürler.

Çaylarını içip kalktılar. Kızı bulmak lazımdı. O tarihlerde burada olan turistlere bakacaklardı. Belki de çocuk onun peşine takılıp o plaj senin bu gece kulübü benim geziyordu. Başkomiser Adnan olur mu olur dedi. Yalnız şu diğer kayıplar da kafasına takılmıştı. İlçe emniyetten kayıpların isimlerini çıkartmalarını söyledi. Tam beş kişi kayıptı. Kahvedeki çocuğun da dediği gibi hepsinin kayıp sebebi bir aşk hikayesine dayandırılmıştı. Peki buna nasıl emin olmuşlardı. O dönemki dosyaları tek tek çıkartıp incelemeye koyuldular. Eski dosyaların incelenmesinden rahatsız olan ilçe emniyet başkomiser ve yardımcısını TSK’ya şikâyet etti. TSK’dan gelen emir ise çok netti; “Eski dosyaları karıştırıp vakit kaybetmeyi bırakın. Jandarma erini bulun!”

Başkomiser Adnan dosyaların kopyalarını alıp kaldıkları pansiyonda bakmaya devam etti. Diğer yandan jandarma erinin izini sürmeye, kasabalılarla konuşmaya devam etti. Dosyalardaki kayıp kişilerin kaybolma sebepleri aslında sadece verilen ifadelere dayandırılmıştı. Delil ya da görüntülerle desteklenen bir tarafları yoktu. Bir gün yine dosyalara gömülmüşken Komiser Saygın, odasının kapısını bile çalmadan içeri daldı;

  • Başkomiserim jandarma erine ait olduğu düşünülen kemikler bulunmuş.
  • Kemikler derken? Sadece kemikler.
  • Nerede bulunmuş? Kim bulmuş?
  • Gece domuz avlayan avcılar bulmuş. Jandarmayı hayvanların yediğini düşünüyorlar.
  • Gidip bakalım!

Olay yerine vardıklarında kemikleri görünce şok geçirdiler. Kemikler tertemiz olarak hurç gibi bir şeyin içerisinde bir ağacın altında duruyordu. Resmen temizlenmişti. Bu bir hayvan işine benzemiyordu. Haberi duyan aile olay yerine gelmiş, anne haykırarak ağlamaya başlamıştı bile. Başkomiser Adnan, jandarmanın annesini sakinleştirmeye çalıştı. Belki de kemikler onun değildi. Beklemek gerekecekti.

Fakat yapılan testler ve analizler sonucunda kemiklerin, insan kemiği olduğu anlaşılmıştı. Raporu okurken telsizlerden bir kayıp haberi daha geldi. Kayıp isim onlara tanıdık gelmemişti ama ilçe emniyetteki bir polis, kayıp kişinin kahvede çalışan çocuk olduğunu söylemişti. “Burada aşk yasak” diyen çocuk neden kaybolsundu ki? Saat geç olmuştu. Pansiyona geri döndüler. Başkomiser Adnan’ın odasına geçip kayıp dosyalardaki ifadeleri okumaya devam ettiler. İfadelerde başkomiserin dikkatini çeken bir şey olmuştu. Tüm kayıp dosyalarında ifadesi olan ortak bir kişi vardı. Hasan Kadri. Yani pideci. Tüm aşk hikayelerine o şahit olmuştu. Kasabada gençlerin kışın oturabileceği mekanlar az olduğundan bu mümkündü. Fakat aşk hikayeleri onun ifadeleri sonrası şekillenmiş, hep onun anlattıkları çerçevesinde devam edip sonuçsuz kalmıştı. Dosyalar da bulunamayan kayıp olarak rafa kaldırılmıştı. Hasan Kadri ile yeniden konuşmak gerekirdi. Bu saatte kapalıydı ama sabaha karşı dört gibi açılması gerekirdi. Çünkü fırın ancak yakılıp sabah saatlerinde pidelerin hazır edilmesi gerekirdi. Saat sabaha karşı üç idi. Zaten dosyaların arasında bunalan başkomiser ve yardımcısı montlarını giyip çıkmaya karar verdiler. Pideci dükkânı açana kadar yürümeyi planlamışlardı. Çıkıp dolaşmaya başladılar. Pidecinin önünden geçerken dükkânın ışığının yandığını gördüler. Yaklaşıp camdan baktılar. Camlar buğuluydu. Fırın yanıyor, ama aynı zamanda ocağın üstünde büyük tencerelerden çıkan buhar yüzünden camlardan pek bir şey gözükmüyordu. Başkomiser Adnan arkadan dolaşıp içeri girmeye karar verdi. Dükkânın arkasında odunlar, odunların yanında ise küçük kapalı bir oda vardı. Kapısı yarı açıktı, yavaşça gıcırdayan kapıyı itip içeri baktı. Bakmasıyla soğuk havaya bir küfür salması bir oldu. Küfrü duyan yardımcısı hemen silahına davrandı. Fakat buna gerek yoktu. Kayıp kahveci çocuğun cansız bedeni onlara zarar veremezdi. Tam o sırada arka kapı açılıp elinde satırla Pideci Hasan belirdi. İki polis de aynı anda silahlarını ona doğrultup elindeki satırı yere bırakmasını söylediler. Hasan bir anlık şokla satırı fırlatıp gerisin geri koşmaya başladı. Yakalanması uzun sürmedi tabii. Hasan’ı yakalayıp dükkâna geri getirdiler. O sırada ilçe emniyete de haber verip ekip istediler.

Gerçekleri öğrenmeleri çok uzun sürmemişti. Pideci Hasan,azıcık şiddet görünce her şeyi itiraf etmişti. Bütün kayıplardan o sorumluydu. Aşk hikayeleri yalandı. O uydurmuştu. Jandarmayı da o kaçırıp öldürmüştü. Neden diye sorulunca verdiği cevap tüyler ürperten cinstendi; “Eti kemikten ayırmayı seviyorum. Bu benim için bir tutku.”

Kemikleri kaynatarak üstünde tek bir et parçası kalmayana kadar temizliyor, sonra da kemiklerden kurtuluyordu. Etleri ne yapıyordu peki? Yıllardır kasabalıya pidenin içinde sattığı etler aslında kasabalıların kayıp çocuklarıydı. Komiser Saygın bunu duyduğu anda olduğu yere kusuvermişti. Toparlanması zaman almıştı. Pideci müebbet ile yargılanacaktı. Dosya kapanmıştı.

(Bu bir kurgudur.Kişiler gerçek değildir.)