KAVRAMLAR

14/09/2020 06:13 387

 

Kavram, bir olguyu, bir düşünceyi anlatmaya yarayan özet ifadelerdir. Böyle bir kavram tarifine ekler, farklılıklar konabilir. Ancak, en genel, özet ve amiyâne tanımıyla böyle bir tarif, maksadı izah edebilir diye düşünüyorum.

Felsefede kavram, felsefî düşüncelerin anlatılabilmesi, açıklanabilmesi açısından oldukça önem verilen bir dayanaktır, araçtır, kilittir.

Konuyu neden böyle farklı bir izah ile açtığımı elbette anlatacağım…

Kavramların özet ve kısa anlatımı bile onların ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Dikkat ettiğimizde hayatımızın belki çok büyük bölümünün kavramlarla, özellikle, ezberimize yerleştirilen kavramlarla geçmekte olduğunu rahatlıkla gözlemleyebiliriz.

Yaşadığımız HER KONUDA kavramların önemi, ezberlerimizdeki yerleri ve düşüncelerimizin bu ezberlerimizdeki kavramlarla oluştuğunu görmemiz mümkündür. Dolayısıyla, kavramların zaman zaman yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu girişten sonra, bugün, Ekonomik konularda kavramların bazıları ile ilgili bir takım YENİDEN DEĞERLENDİRME yapmaya çalışalım.

Örneğin, ezberimizde ne var? Bir ülkenin zenginliğinin en önemli göstergelerinden biri, KİŞİ BAŞINA DÜŞEN GELİR… Bu ifade, günlük kullanımdaki şekliyle alınan bir ifade olarak düşünülmelidir.

Zenginlik, kalkınmışlık, gelişmişlik gibi kavramlar birbirinden farklı kavramlardır. Bir ülkenin kişi başına düşen geliri yüksektir, dolayısıyla o ülke ekonomik anlamda zengindir ama, kalkınmış ve/veya gelişmiş bir ülke olmayabilir. Kuveyt gibi bunun örnekleri vardır.

Bu yazıda, zenginlik, kalkınmışlık, gelişmişlik vs gibi kavramların ayrıntılarına ve farklılıklarına girecek değilim. Kavramları daha iyi anlatabilmek için bir örnek vermek istedim.

Bu konuları esas olarak şu amaçla yazdım:

Salgın nedeni ile Yeni Dünya Düzeni kurulmak istenirken, bizler ne yapmalıyız ve nerede durmalıyız? Onun belirlenebilmesi açısından bir takım TARTIŞMALAR AÇMAK gerektiğini düşünüyorum.

Dünyayı 4-5 yüzyıldan beri sömürenler, ülkesinin ekonomik zenginliğini bu sömürüye dayayanlar, bir salgında boyaları dökülüp gerçeklerin ortaya çıktığını görmüşlerdir.

Sağlığa, eğitime yatırım yapmayacaksın, bu hizmetleri, kapitalizm, liberalizm, neo-liberalizm vs kandırmacaları ile vatandaşına paralı, hem de pahalı olarak sunacaksın, sonra da, benim kişi başına gelirim şu kadar diye ortaya çıkacaksın, OLMAZ!!!

Türkiye, 23 Nisan 1920’de BMM’ni kurduktan sadece 10 gün sonra, Sağlık Bakanlığını kurdu. Kurdu da, tam adı nedir biliyor musunuz? Lütfen dikkat: SIHHİYE VE İÇTİMAÎ MUAVENET VEKÂLETİ! Yani, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı. İnanılır gibi mi?

Bir de, 15-21 Temmuz 1921 tarihinde yapılan ilk MAARİF KONGRESİ’ni düşünürsek, hem de o şartlarda, Cumhuriyeti kuran iradenin kendi vatandaşı, insanı için neler yapmaya azimli olduğunu çok iyi anlarız.

Bir devlet;

Vatandaşının,

1-Sağlığını bedava yapacaktır

2- Eğitimini bedava yapacaktır

3- Güvenliğini bedava yapacaktır.

Bu işleri yaptığı için de hiç bir iktidar övünmeyecek ve kibirlenmeyecektir. Çünkü, bu karar, zaten, Cumhuriyet kurulmadan önce verilmiştir. Hele bu işleri yaparken yanlış yollara hiç sapılmayacaktır.

Bu gerçekleri, geride kalmış, ezberlerimize yerleştirilmiş ideolojik değerlendirmelere göre anlamanın gereği yoktur.

Peki! Paralı sağlık, eğitim ve güvenlik aynı anda yaşamaya devam edebilir mi? EDEBİLİR. Kapitalizmden, Liberalizmden önce, Özel Mülkiyet Hakkı yok mu idi?

Bu anlattıklarımın ışığında, bir de şunu eklemeliyim:

BUGÜNE KADAR Kİ EZBERLERİMİZİ GEREKTİĞİNDE BOZMAYA CESARET EDEMEZSEK, YENİ FİKİRLER ÜRETEMEYİZ.