KAN HIRSIZI

14/08/2021 01:02 412

 

“Bu son dört ayda yapılan kaçıncı ihbar bilmiyorum. Nasıl bir psikopatsa Kadıköy’deki tüm laboratuvarlardan kan çalıyor. Bu son ihbar, bardağı taşıran son damla oldu. Laboratuvarın kan taşıyan nakil aracının önünü kesip kanları çalmışlar! Evet başkomiserim plakasını tespit ettik, şüpheliyi yakaladık, şimdi merkeze getiriyor arkadaşlar.”

Telefonu kapattıktan sonra kalkıp lavaboya gittim. Yüzümü yıkamam ve ayılmam gerekiyordu. Dün gece başka bir psikopat kocanın ailesine yaptığı zulümü önlemek için tüm mahalleliyle birlikte seferber olduk. Sabaha karşı eve girebildim ve sabahın köründe de bu olay patladı. Aynada yüzümü yıkarken kendi kendime, bu gözler nelere şahit oldu diye düşündüm. Gözümle gördüklerimi bir beyaz perdeye yansıtsam, sanırım dram ve korku dalında izlenme rekoru kırardım. Yüzümü yıkayıp yerime geçtim. Ne çeşit bir psikopat kan çalar arkadaş? Dosyayı açıp yeniden incelemeye başladım;

  • 13 Nisan 2021 Salı / Selamiçeşme Merkez Laboratuvarı / 18 kişiden alınan kan örnekleri çalındı.
  • 19 Nisan 2021 Perşembe / Göztepe Med-Lab / 7 kişiden alınan kan örnekleri çalındı.
  • 26 Mayıs 2021 Çarşamba / Erenköy Medikal / 11 kişiden alınan kan örnekleri çalındı.
  • 15 Haziran 2021 Salı / Kadıköy MedPark / 23 kişiden alınan kan örnekleri çalındı.

Liste böyle uzayıp gidiyordu. Ben dosyaya yeniden gömülmüşken, başkomiserim bir hışımla odaya girdi. “Kaldır kafanı şu dosyadan, adamı getirdiler, birlikte girdik içeri. Şimdi sorgu odasına alıyorlar, kalk gidiyoruz!”

Sorgu odası her zamanki gibi soğuk, nemli ve rutubet kokuluydu. İnsana ölümü hatırlatıyordu. Kapalı bir mezarda kalma fikrini… Sırf bu sebeple bile bazı şüpheliler bülbül gibi şakıyorlardı. Yine aynı şey olmuştu. Bülbül kafese girer girmez ötmeye başlamıştı.

  • Ağabey yemin ederim zorunda kaldım. Eşim ameliyat olacak, bir sürü masrafı var. Şoförüm ben, uzun yol şoförüyüm. Bu adam beni internetten bulmuş. Ben serbest çalışıyorum. Kimin ne malı var ise götürürüm getiririm.
  • Kim tuttu seni?
  • Bilmiyorum diyeceğim ama inanmayacaksınız ağabey. Telefon ile iletişime geçti benimle. Ertesi gün kapımın önüne bu hafif ticari aracı gönderdi biriyle. Seni arayacaklar dedi gitti.
  • Getiren kişi kendini tanıttı mı?
  • Hayır ağabey diyeceğini dedi, anahtarı verdi gitti.
  • Tarif edebilir misin?
  • Beyaz saçlı, gözlüklü, çelimsiz, orta yaş üstü bir adamdı.
  • Tamam devam et.
  • Bir saat sonra telefonum çaldı. Arayan kişi yeri tarif etti, önünü kesip aracın içindeki buzluğu alıp evime götürmem gerektiğini, buzluğu gelip alacaklarını söyledi. Dedim aracın önünü kestim diyelim şoförünü ne yapacağım? Onu da sen bilirsin dedi ağabey. Bana on bin lira vereceğini söyledi. İhtiyacım vardı ağabey.
  • Ee gelip aldı mı?
  • Ben dediği gibi yaptım. O buzluğu alıp eve geldim. Adam da gelip aracı da buzluğu da aldı gitti. Ağabey ne vardı o buzluğun içinde? Karım organ vardı kesin diyor. Organ mafyasına mı karıştık ağabey ya?
  • Baştan düşünecektin bunları koçum. Paranı aldın mı bari?
  • Aldım ağabey, geri alır diye eşim hemen hastaneye götürdü yatırmaya. Canı söz konusu.

Adam, cahillikle çaresizlik arasında kaybolmaya müsait bir yapıya sahipti. Fakat ikisi de ceza almasını sağlayan unsurlar olmuştu bu kez.

Mobeselerden aracı bir daha takip etmemiz gerekecekti. Ne çeşit bir psikopatlıkla karşı karşıyaydık acaba?

Başkomiserim bir saat içerisinde aracın bulunmasını istiyorum diye talimat vermişti. Konu basına yansımıştı. Çalınan kanlar çoğunlukla hastalıklı kişilere aitti ve arasında Hiv yani aids ve hepatit hastalarının kanları da vardı. Bu da aklımıza her türlü saldırı ihtimalini getiriyordu.

Nitekim araç gerçekten bir saat içerisinde terkedilmiş bir deponun önünde bulundu. Aceleyle toparlanıp çıktık. Araç, terkedilmiş diyemeyeceğimiz kadar düzgün park edilmişti aslında deponun önünde. Depo ise dışarıdan harabe gibi gözüküyordu. Mahalle sakinleri ne olduğunu anlamak için toplanmaya başlamışlardı bile. Arkadaşlar aracın etrafına şerit çekip mahalleliyi uzaklaştırıyorlardı. Başkomiserimle ben, deponun kapısını çaldık. Zil olmadığı için yumruklamak zorunda kaldık, tabii bunun da içeride her kim ya da kimler varsa yerlerinden zıplamasına sebep olduğuna emindim.

Ne ile karşılaşacağımızı bilmediğimiz için ellerimiz silahlarımızda, bünyelerimiz ise her türlü olasılığa karşı tetikteydi. Çok beklememize gerek olmadan kapı yavaşça açıldı. Açan kişi ise yakalanan şoförün verdiği eşkâle uyuyordu. Elinde ne olduğunu anlamadığımız bir alet, üstü başı ne renk olduğunu anlamadığımız renklere bulanmış, kırmızı ağırlıklı pislik bir haldeydi. O an başkomiserimle benim aklımızda canlanan, içeride yasadışı bir ameliyathane olduğu ve bu manyağın da insan kestiğiydi. Adamın üstüne önce ben atladım. Yüzünü yere yapıştırıp ensesine bastırdım. Gözlüğü kırılınca bağırmaya başladı; “Ne yapıyormuşuz, bizi mahvedecekmiş, bunu yapmaya hakkımız yokmuş!” Ekiplerle birlikte başkomiserim de koşarak içeri daldı. Ellerde doğrultulmuş silahlar, en az yedi kişi. O anın fotoğrafı çekilebilse, sanırım 2021’in en absürt fotoğrafı seçilirdi. Yedi polis, karşısında duran tuvallere silahlarını doğrultmuş şaşkın şaşkın kımıldamadan duruyordu.

Gerçek ise daha fazla kendini saklayamadı. Bu sefer karşımızda psikopat bir ressam vardı ve tablolarında kırmızı boya kullanmak yerine insan kanı kullanmayı tercih etmişti. Yaptığının tüm dünyada yankılanıp ses getireceğine kendini inandırmış, delirmiş bir ressam! Savunması da; “Adam mı öldürdük sayın memurum, kan aldım sadece. Sanat için!” idi.