KADINLAR NE İSTEMİYOR?

06/08/2020 21:03 689

Soru genelde “Kadınlar Ne İstiyor” şeklinde sorulur.

Ama bence asıl sorulması gereken “Kadınlar Ne İstemiyor?”

Çünkü kadınların istediklerini akıl, vicdan sahibi erkeklerde dahil, herkesin istemesinden daha doğru bir şey olamaz.

Ancak kadınların yaşamak istemediği kimi uygulamalar; içlerinde kadınların da olduğu kimi erkek egemen çevreler tarafından sürekli gündemde tutuluyor.

Aslında bu konuda kişilerden çok kadına yaşam alanı bırakmayan, sosyal ve ekonomik hayatın dışında tutarak aşağılayan, yok sayan, varlığını erkeğe hizmetle sınırlayan zihniyet ve kurumları sorgulamak gerekir.

Kadına ve çocuklara yönelik şiddet taciz ve tecavüzü gerçekleştiren bireyler işte bu zihniyetteki kurum ve kuruluşlardan cesaret alıyorlar.

Yasaların erkeği koruyan, caydırıcı olmayan cezalarla tekrarına ve şiddetin sürekliliğine imkan sağlayan, adil olmayan uygulamaları da şiddeti körükleyen önemli bir unsurdu.

Kadınların bu konudaki zorlu ama onurlu mücadelesi sonunda tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yapılan kimi yasal düzenlemeler o sözünü ettiğimiz malum çevreleri rahatsız etmeye başladı.

Bu çevreler yine her zaman uyguladıkları taktiğe başvurarak aile üzerinden itirazlarını dile getiriyorlar.

Toplumun yumuşak karnına saplıyorlar zehirli hançerlerini.

Geleneksel aile yapımızda anaların çocuklarına ve ailesine sahip çıkmada ne kadar duyarlı olduğunu bilmezden, görmezden geliyorlar.

Kadının; evin direği, ailenin koruyucusu ve sürdürücüsü olduğunu bildikleri halde.kadını sömürmeye, yok saymaya çalışanlara inat, kadınlar; meydanı erkek egemen zihniyete teslim etmeyecekler.

Olaylara neden- sonuç ilişkisi içinde bakmayan zihniyet yalnızca sonuçlar üzerinden ahkam kesmeye devam ediyorlar.

İstanbul sözleşmesiyle birlikte ev içi şiddetin ve boşanmaların daha çok arttığını, aile bütünlüğüne zarar verdiğini iddia edecek kadar ileri götürüyorlar.

Her zaman olduğu gibi yalan söylüyor, çarpıtıyorlar.

Geçmişte şiddete, tacize, tecavüze uğrayan kadınlar bunu açıklayamadıkları, kendilerine destek olacak kurum ve kuruluşlar olmadığı için gizli kalan olayları şimdi yokmuş gibi mi davranacağız?

Şimdi kadınlar daha cesur davranıyor, karşı koyuyor, itiraz ediyor, haklarını arıyorlar.

Eşit temsil hakkı istiyorlar.

Sosyal yaşamda ve üretimde yer almak, kendilerini geliştirmek, bireysel özgürlüklerini kullanmak istiyorlar.

Daha da önemlisi kadınlar; erkeğin hizmetkarı olmak istemiyorlar.

Uzun soluklu bir mücadele anlayışıyla örgütlenerek demokrasi, özgürlük ve hak mücadelelerinde en ön safta yerlerini alıyorlar.

İşte bu durumdan rahatsız olanlar, kadını yeniden eve hapsetmek, toplumsal ve ekonomik yaşamdan soyutlamak, bir meta gibi kullanmak için İstanbul sözleşmesinin kaldırılmasını istiyorlar.

İşte bu yüzden Ayasofya üzerinden yaygara yapıp, hilafet çağrısı yapacak kadar pervasız davranabiliyorlar.

Bütün bu tehlikeli gidişattan kurtulmak için mücadele, elbette tek başına kadınların görevi değildir.

Demokrasi, özgürlük, eşitlik ve barış için verilecek mücadele tüm sorumluluk duyan yurttaşların birlikte yürütmesi gereken bir mücadeledir.

Siyasi parti ve görüş ayrımı olmadan bu ülkede yaşayan herkesin eşit yurttaşlık temelinde adalet ve hukukun üstünlüğü, düşünce ve açıklama özgürlüğü, adil paylaşım ve insanca yaşam mücadelesinde yerini alması bir yurttaşlık görevi olmalıdır.

Amasız, fakatsız, önyargısız, emek eksenli, insan odaklı bir yaşamın kurulması için verilmesi gereken mücadeleden kaçma, savsaklama ya da itibarsızlaştırma hakkımız da, lüksümüz de yoktur, olamaz da!

Bir kez daha toplumun en diri, en örgütlü kesimi kadınlarımızın İstanbul sözleşmesi ve benzeri konularda verdikleri mücadeleyi, çabayı saygıyla selamlıyorum.

Onlar ki, bu ülkenin ve tüm dünyanın yaşanır hale gelmesi için her türlü zorluğa, baskıya ve zulme rağmen yılmadan savaşıyorlar, öpülesi elleri dert görmesin.