Kaçma - kapanma kültürü

13/12/2021 17:57 1131

 

İnternette gezinirken kendi yazılarıma rastlıyorum. ‘Bilge insan’ başlığıyla bir yazı yazmışım. Yazım 7 Şubat 2011 tarihinde yayınlanmış. Aradan 10 yıl geçmiş ve yazımı okudum. Bu günlere bakarak nasıl bir sentez olabilir diye o yazıdan yola çıkarak yazmaya başladım.

“Bilge, bilgisini maddi hesaplar içinde olmadan açan kişidir.”

   Adana değerlendirmeleri ile bilge tarifinin ne bağlantısı var diye düşünmüşsünüzdür. Aslında doğruyu söylemem gerekirse bende düşündüm. Çünkü bu tarifi, okuduğum bir kitaptan aktardım. Bu söz düşündürüyor insanı. Çünkü gerçekten ülkemizde ve yaşadığımız kentte “Bilge” insanlara ihtiyacımız var.

   Bence kişisel hesapların yanında, toplumsal yarar konusunda ortak paydalar üretecek, mekanizmalara ihtiyaç var. Bu ortak paydayı oluşturmadan, kişilerinde kendi adına kazandıklarının, bir yararı olacağını ve mutluluk getireceğine de, inanmıyorum. İşte bahsettiğimiz “Toplum yararına mekanizmalar” oluşturmak için “Bilge” insanların öncülüğü gerekiyor.

   Ülkemizin ve yaşadığımız kentin bu dayatmacı, ayrışma kültüründen, toplumsal yarar söz konusu olduğunda, paylaşmacı ve birleştirici bir anlayışla, yeni kültür oluşturması gerekiyor.

Çok zor deyip kaçmak…

   Kaçarak kolaycı bir yaklaşım içine girebiliriz. Ancak geçmişimize bakarsak, kaçarak hiçbir şeyi çözemediğimizi de görürüz. Bir de “İmkânsız” sözü vardır. Dağarcığında oluşan çözümleme bilgileri noksan kişiler, anlayamadıkları her çözüm için “İmkânsız” diyerek duvar oluşturmaya çalışırlar. Aslında o tip insanlar için gerçekten söylenen çözümler, imkânsızdır. Bir işi başarmanın ilk ve öncü koşulu, o işi yapabileceğine dair inanç ve irade ortaya koymaktır. İnanıyorsan, ortaya inandığın konuda irade koyuyorsan, çözüm için gerekli bilgiler muhakkak gelecektir.

   Sadece bireysel düşünüp, insanın enerjisini parçalayarak kullanması, ürün olarak ancak küçük sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Oysa enerjilerin toplumsal platformlarda birleştirilmesi sonucu, insanlık tarihinde verdiği ürünler göz kamaştırıcıdır.

İnsanlığı karanlık çağlardan çıkaran devrimler, işte bu kaçma kültürünün olmadığı, toplumsal inanç ve dayanışmaların ürünü olarak, yapılan mücadeleler sonucu ortaya çıkmıştır.

‘Toplum yararına mekanizmalar oluşturmak’ diye yazmıştım on yıl önce…

  Aslında bu mekanizmalar yaşadığımız kentte var. Bu gün kurulmuş da değil. Ancak birçoğu değişik nedenlerle ve zaman içinde ilk heyecanını kaybedip toplum yararına olan özelliği başka hesaplarla kaybedilmiş durumda. Bu geri vitese takılmış durum görüldükçe, o yaşadığı kent için heyecan duyan gönüllü bilgeler, heyecanını kaybedip soğuyor ve bir kenara çekiliyor.

Her yeni dönemde heyecanlar yeniden canlanırken…

   Adana açısından bakarak bu konuyu irdelemek gerekirse, kendi dalında Adana için düşünceler üretenler, işte bu yeni dönemlerde, bir umutla düşüncelerini canlandırıp yeşertmeye çalışıyorlar.

Yeni dönem deyince belediyelerimizi kast ediyorum. Seçim öncesi ve sonrası işte bu Adana için toplum yararına düşünceleri yeşertme umuduyla, yeni seçilmişlerin kapıları çalınıyor. Bu konuda benim deneyimim var ve çok ilginç Adana’mızda bir kapanma kültürü var. Bu kapanma kültürü üstelik bürokratlarda da var.

Neyse çok da kişisel olarak önemli değil aslında ama insanları bu kaçış ve kapanma kültürü üzüyor aslında.

   Bir eksik var. Bu eksiklik geri viteste de olsa toplum yararına oluşmuş sivil toplum örgütlerince oluşturulan düşünce ve projelerin icrası için sağlam bir mekanizmanın olmaması nedeniyle o fikirlerin masada kalmasıydı. Hangi kurum bu fikirlerin toplum yararına icrasını gerçekleştirecek, kaynağını nereden sağlayacak, kadroları kimler olacak, sorularının hepsi havada kalınca, onca fikir sahibi soğuyup bir kenara çekiliyordu.

Şehircilik Atölyesi çalışmasını duyunca önemsedim…

   İnceleyince çokta önemsedim aslında. Düşündüğümüz icra etme yapısı büyükşehir belediyemizin öncülüğünde, bu kurumsal yapı tarafından mı gerçekleştirilecekti? İnternetten sayfalarına bakınca kadrolarının da oluştuğunu gördüm. O, bizdeki bitmeyen Adana sevdasının heyecanının tohumları hemen uç vermeye başladı. Bu yapıyı tanımalıydım ve kadroda olan tanıdığım birini aradım. Şehircilik atölyesinin sorumlusu olan hanımefendiyle bir randevu ayarlamasını rica ettim. Geri dönüş olmadı. Sonra acaba ben direk aramadım diye mi geri dönüş olmadı diyerek, internet sitesinde yazan telefon numarasından aradım. Bu numara Büyükşehir belediyesi telefon santralı idi. İlginç olan santral memuru şehircilik atölyesini bilmiyor oluşuydu. Bambaşka bir yeri bağladı. Belki yeni memurdur diye tekrar aradım, bu kez başka bir görevli arkadaş çıktı ve o da bilmiyordu. Neyse uzatmayalım, madem bu kadar güzel bir girişim var, tanınmasına yardımcı olmak gerekir diye düşündüm. Hanım efendinin whatsapp hattına mesaj yazarak, bir söyleşi yaparak gazetemizde yayınlamak istediğimizi söyledim. Yine geri dönüş olmadı. Teşekkür edip başarılar diledim.

   Küçük makyaj anlamında hizmet söylemleri ile kentimizi ilerilere taşımak mümkün değil.

Adana ilinin devrimlere ihtiyacı var. Bu devrimi yapabilmek için, ”Adanalılık ruhu veya bilinci” oluşturmak gerekiyor. Toplum yararına bilgisini, herhangi bir karşılık beklemeksizin verebilecek çok sayıda insanımız var aslında. Bu insanları bir araya getirecek, mekanizmaları oluşturmak, bilge insanları bulup, bilgilerini toplum yararına projelere dönüştürmelerini sağlamak, Adana için devrim niteliğinde olacaktır. Bu gün Adana da yaşayanların büyük çoğunluğu, Adana’yı bilmiyorlar. Gerçeklerle yüz yüze gelmek acı olsa da, durumumuz bu. Kaçma ve kapanma kültürü ne zaman değişecek?