KAÇINILMAZ OLARAK EKONOMİ

27/12/2021 19:16 975

Son yazılarıma bakıyorum da, tamamı ekonomi ile ilgili yazılar olmuş. Galiba ülkemde de ekonomiden başka konu konuşulamaz hale gelmiş. O yüzden kaçınılmaz olarak yine ekonomik bir yazı diyorum.

Merkez Bankası’nın 21 Aralık 2021’de kamuoyuna yaptığı bir duyuruyu sunuyorum:

"Bankacılık sistemindeki toplam mevduat katılım fonu içinde Türk Lirası'nın payının artırılarak finansal istikrarın desteklenmesi amacıyla; 20 Aralık 2021 tarihinde ABD doları, euro ve İngiliz Sterlini cinsinden döviz tevdiat hesabı veya döviz cinsinden katılım fonu bulunan yurt içinde yerleşik gerçek kişiler, söz konusu hesaplarını vadeli Türk Lirası mevduat katılma hesabına dönüştürmeleri halinde destekten yararlanabileceklerdir. Hesaplar 3, 6 ve 12 ay vadeli olarak açılabilecektir. Açılacak Türk Lirası vadeli hesaplara işleyecek faiz, kar payı ile hesap açılışı ve vade sonundaki kur değişim oranı kıyaslanarak yüksek olan oran üzerinden mevduat ve katılım fonu sahibine ödeme yapılacaktır. Hesap açılışındaki kur ile vade sonu kurunun ne olduğuna bakılmaksızın anapara ve faiz/kâr payı tutarı müşteriye banka tarafından ödenecektir. Vade sonu kuru üzerinden hesaplanacak tutar, anapara ve faiz, kar payı tutarından büyükse; aradaki fark TCMB tarafından karşılanacaktır. Vadeden önce hesaptan para çekilmesi durumunda destekten faydalanılamayacaktır."

Bu duyuruda ne diyor Merkez Bankası?

Döviz mevduatı olanlar, dövizlerini 3,6,12 aylık vadelerde Türk Lirasına çevirirlerse vade sonunda, belirlenen faiz oranı ile birlikte döviz artışı olmuş ise o farkı da verceğim diyor. Yani, bu kişiler paralarının gerek faiz, gerekse döviz artışı üzerinden olsun, toplam getirilerini alacaklar. Peki, faiz nedir? Çok özet bir tabirle paranın getirisidir. Kişiler, paralarının getirilerini alacaklarına göre, paralarının faizlerini almış olmuyorlar mı? Hani faiz düşmüş idi? Siz adını farklılaştırdınız diye paranın toplam getirisi faiz olmuyor mu?

Eylül 2021’de 7-8 Türk Lirası olan doların 20 Aralık 2021’de 18 TL olmasının sorumlusu kim diye sormaya bile gerek duymuyorum. Çünkü, cevap bazılarınca dış güçler idi. Artık, herhalde bu cevap bir daha gündemimize gelmez. Çıkarken seyreden de, düşüşü sağlayan da kimmiş görmüş olduk.

Gelelim dövizin düşüşüne sevinmeye…

Benim elimde ölçü çok açıktır. Türk Devleti ve Türk Milleti. Yani, devletimin, milletimin mutluluğu, huzuru ve rahatı en birincil isteğimdir. Bu konuda taviz veremem.

Bu nedenle, dövizin düşmesinden mutlu olmamam için bir neden yok!

Ancaaak! Dövizin düşüşü değil, günlük hayatımızı etkileyen tüketim ürünlerinin fiyatlarının düşüşü beni her şeyden önce ilgilendiriyor. İnsanımın günlük hayatını inanılmaz boyutlarda olumsuz etkileyen hayat pahalılığı ortadan kalkmayacak ise, dövizin düşüşü beni ve insanımı ne kadarını ilgilendirebilir acaba?

Küçük döviz sahiplerinden bahsetmiyorum, ama yüklü dövizi olanların nüfusumuza oranının ne kadarı olduğunu herkes kolayca öğrenebilir. Bu nedenle, önemli olan dövizin düşmesi değil, ürün fiyatlarının düşmesidir. Akaryakıt, elektrik, tarım girdileri, doğalgaz, ekmek, tüm bakliyat, temizlik ürünleri, demir, çimento, pazar ürünleri, her türlü kâğıt ürünleri, kahvaltılıklar, mutfak yağları vs vs gibi günlük en çok kullandığımız ürünler de dövizin düşüşünden daha fazla düşmeyecek ise dövizin düşmesi kimin umurunda? Neredeyse her ürünün ithal edildiği, ithalat cennetine dönen ülkemizde, dövizdeki artış hayatımızı zehir ederken, dövizdeki düşüş fiyatlara yansımayacak ise dövizin düşmesi bizi nasıl ve neden sevindirsin?

Merkez Bankası bir açıklama daha yaptı. Haftalık yapılan bu açıklamda son durum şu idi: rezervler 9 milyar civarında azalmış. Hem de dövize müdahaleden sonra. İlginç değil mi? Beklenen, bu rezervlerin artmış olması değil mi? ama olmamış ve rezervler artmamış. Bunun ekonomide adı güven olarak açıklanır. Rezervlerin eksiliği, swap(takas) paralarının rezerv olarak gösterilmesi gibi tartışmaları ayrı tutarak bu konuyu açıklıyorum.

Merkez Bankası’nın yukarıdaki açıklamasından çıkan bir sonuç da şudur: Döviz mevduatı olanlar, Türk Lirası’na dönerlerse, vade sonunda döviz artışı olursa bu artış bu kişilere ödenecek. Bu ödemeyi kim yapacak? Hazine! Hazine kimsenin malı değil, Türk Milleti’nin parası. Yani, döviz mevduatı olanlara farkı toplum olarak biz ödeyeceğiz. Çok iyi değil mi? Bu ödenecek para, yıllık dengeleme dediğimiz Devlet Bütçesi’nde olmadığına göre, nasıl ödenecek, yani Bütçe Açığı nasıl karşılanacak? Ya bulunabilirse borç alınacak, ya para basılacak veya da bir şeyler satılacak (parasal veya siyasal olarak). Başka bir yolu var mı? Bu durumların her üçünün de sonucunu hepimiz görebiliyor ve anlayabiliyoruz.

1970 ve 80’lerde yapılan bu uygulamaların sonucunda gelinen noktayı Adnan Kahveci şöyle özetlemişti: “Bu yüksek enflasyonun nedeni Dövize Çevrilebilir Mevduattır”.

Şu faiz konusuna bir diğer açıdan da bakalım.

Merkez Bankası’nın boğazımızı yırtarak söylememize rağmen, siyasetin baskısı ile düşürdüğü faiz oranları Politik Faiz Oranı diyebileceğimiz faiz oranıdır. Yani, ülkedeki diğer faiz oranları bu orana göre belirlenir ve faiz politikasını bu oran belirler. Ama, bir bakalım öyle mi?

Merkez Bankası’nın yüzde 14 olarak belirlediği Politika Faiz Oranı Bankalara verdiği kredilerden elde ettiği bir orandır. Çünkü, Merkez Bankası’ndan gerçek kişiler ve banka dışı diğer sektörler kredi alamamaktadır.

Merkez Bankası ise, borç alırken yüzde 22 ve üstünden almaktadır. Reel sektöre bankaların verdiği krediler yüzde 25 ve üzerindedir. Hayatımızı sürdürebilmek için vazgeçilmez hale getirilen kredi kartlarının faiz oranlarını hepimiz biliyoruz.

Bu durumda , Merkez Bankası ısrarla neden faizleri yüzde 14’lere kadar düşürdü?