İşte Bizim Hikayemiz (1)

08/04/2021 23:07 617

 

Bıktırmadım inşallah.

Bizim nesille ilgili pek çok yazı yazdım bu güne kadar.

Gelenler’den de pek çoğuna sütunlarımda yer verdim.

Bu defa bizim Foto Baba (İrfan Foto) “İşte Bizim Hikayemiz” başlıklı bir “Taydaş Hikayesi” yollamış.

Kimin yazdığını belirtmemiş.

Sadece “alıntı” demiş imza yerine.

***

50’li yıllarda Demokrat Parti’yle hayata gözlerini açanlar.

Tahta beşiklerde ninniyle uyuyup, 60 ihtilali’nin ayak sesleriyle uyananlar.

Çocukluğunu bu kargaşayla geçirip,68’de, 18 yaşın heyecanıyla 68 kuşağının çilesini çekenler; bu hikaye sizin.

Bizim o yıllarda çocukluğumuz hep sıkıntılarla geçmedi.

Biz nedense ergenliğe geç girdik.

Çocukluğumuzu uzun yaşadık.

Bizim oyun alanlarımız çoktu.

Yemyeşil çayırlarda, bahçelerde, evimiz kadar güvenli sokağımızda, çeşit çeşit oyunlar oynardık.

Biz küçük şeylerden mutlu olmasını iyi bilirdik.

Uzun kış gecelerinde içilen semaver çaylarıyla, aile toplantılarının sıcaklığını hep hissettik.

O yılarda komşuluk bağlarımız da güçlüydü,

“Bir maniniz yoksa, akşam annemler size gelecek” sözü bizi çok mutlu ederdi.

Karanlık günlerde önlüklerimiz karaydı ama; karanlıkları aydınlatan beyaz yakalarımız gibi mutlu günlerimiz de vardı.

Kitaplarımızı, defterlerimizi itinayla kaplardık.

Tahtadan, telden, ağaçtan oyuncaklar yapardık.

Yaratıcı, yetenekli, paylaşımcı çocuklardık.

Biz; yuvarlak, düz, eğik, süslü, italik ama okunaklı yazılar yazardık.

Biz, halk kütüphanelerine, Halk Evleri’ne giderdik.

Ne omuza asmalı, deri renkli çantalarımız, ne 0.5 uçlarımız, ne kokulu silgilerimiz vardı.

Tahta sıralı, varil sobalı sınıflarımızda “kara tahta başı heyecanlar” yaşardık.

Nohutlu, fasulyeli matematik derslerimiz, “Cin Ali” serisi okuma saatlerimiz, andımız, gençlik marşımız, Cumhuriyet şiirlerimiz, sapanla kuş avımız, derede yüzme yarışlarımız, Ömer Seyfettin, Dede Korkut hikayeleri, Battal Gazi, Köroğlu destanları, uzun kış gecelerine uyuklayarak dinlediğimiz,babaların, dedelerin askerlik anıları…

Amerikan yardımı süt tozundan hazırlanmış “beslenme saatlerimizi” unutmak mümkün mü?

Ya, sabahları üzerine tereyağı sürülmüş; taze yumurtalı, pekmezli sabah kahvaltılarımız.

Tarhana Çorbası’nın lezzetini nasıl unuturuz?

Pazar sabahları sıcak ekmek kuyruğunda, buharı kokusuna karışmış pidelerden, somunlardan, elimiz yana yana yediğimiz lokmalar…

Bizim Amerika’dan ithal, herkesin okuduğu Teksas’mız, Tom Miks’imiz, Zagor’umuz da vardı.

Hayat, Ses Mecmuaları, Hürriyet’in ilaveleri, radyoda Enosis-Makarios, Vietnam haberleri, “Arkası Yarın”larımız, Liseler arası bilgi yarışmaları, Bizimkiler, Kaynanalar, Radyo Tiyatroları’mız, Erkan Yolaç’la “Evet-Hayır” yarışmalarımız, Orhan Boran’ımızla “Yuki”miz hayatımızın bir parçasıydı.

Soğuk kış günlerinde, buzlu yollarda, tahta çantalarımızı kızak yapar kayardık.

Bizim mahalle bakkalımız Haydar Amca’mız, yolunu hasretle beklediğimiz postacımız,bekçi Hasan’ımız, kasabımız manavımız, aile fertlerinden biri sayılırdı.

Lastik ayakkabıdan naylon ayakkabıya, bez toplardan naylon toplara, batarya pilli radyodan, ağır, iri sandukalı, dantel örtülü Siyah-Beyaz Televizyona biz kavuştuk.

Gazocağından Aygaz’lı ocaklara biz geçtik.

Vita yağı tenekelerinden su kapları yapardık.

(Devam Edecek)