İsimsiz notlar

20/03/2021 23:12 585

 

Karakolun bahçesinde avuç içlerimi açmış duruyordum. Gölgemin, önüme ya da arkama düşmediği saatlerdi. Doktorum, tam da bu saatte durmamı istemişti. Tam öğle vakti. Pencerelerden bakan arkadaşlarımın benimle dalga geçtiğini tahmin edebiliyordum. Gündüz feneri gibi dikildi orada kel kafa diyorlardı kesin.

Kendimi güneşe teslim etmenin verdiği mayışıklığın tadını çıkarırken adımı seslendiklerini duydum; “Gültekin, Gültekin toparlan cinayet ihbarı var. Çıkıyoruz!”

İki ekip, üç dakika sonra arabalara doluşup verilen adrese doğru gidiyorduk. Kimseden ses çıkmıyordu. Benim,D vitamini alacağım diye güneş altında durduğumdan mütevellit kafam yanıyordu, kendimi rahatsız hissediyordum. Olay yerine ambulanstan sonra varmıştık. Sağlık ekibinin sorumlusu yerde yatan kişinin öldüğünü bildirdi. Öldüren kişi de benim güneşin altında dikildiğim gibi, yerde yatan adamın başında dikiliyordu. Kımıldamıyordu. Elindeki silahla hâlâ tehlike arz ediyordu ama sanki zaman donmuştu onun için. Ruhu, ölen adamın ruhu ile uçup gitmişti.

Bizden sonra, olay yeri ekipleri de gelip, cinayet işlenen terzi dükkanının içinde, normalinden çok daha fazla kişiyle, prosedürleri yerine getirmeye başlamışlardı. Katile doğru ilk adımı, yanan kafamla ben atmıştım. Silahı elinden alıp ekip arabasına bindirmiştim. Bu arada olay yerine gelen adamın eşi ve oğlu katile saldırmak için niyetlense de önünde duran arkadaşlar arbedeyi engellemişlerdi. Yanına oturup, meşhur, minik not defterimi ve kalemimi çıkarıp sordum.

  • İsmin nedir?
  • Firuze Seymen.
  • Neden öldürdün?
  • Namusuma göz dikmişti!

Kadın, biz olay yerine vardığımızdan beri gözünü kırpmamıştı. Ya hâlâ şoktaydı ya da bir caniydi. Karakola vardığımızda sorgu odasına alındı. Başkomiser Özkan ve ben girdik sorguya. Biz daha bir şey sormadan cebindeki kağıtları çıkartıp masaya koydu. Aşk notlarıydı bunlar. “Adam seksen iki yaşında yaşlı başlı bir adammış. Seninle işi olabilir?” diye sordum. Donuk bakışlarla, hiç acelesi yokmuşçasına tane tane en baştan anlatmaya başladı;

“Bir gün, bu kart zamparanın dükkanının yanındaki kafede oturuyordum. Hesabı ödeyip kalkarken eteğim kapıya takıldı. Ne yapacağımı bilemedim. O şekilde yolda yürüyemezdim. Mekân sahibi bir masa örtüsü verip yan taraftaki terziye gitmemi önerdi. Masa örtüsünü eteğimin üstüne sarıp terziye gittim. ‘Amca eteğim yırtıldı az önce, acil dikebilir misin?’ dedim heyecanla. ‘Geç otur dikerim’ dedi. Eteğimi kabinde çıkarıp verdim. Ben masa örtüsü ile oturdum. İki dakikada dikti verdi. Kabinde değiştirip parasını ödedim, masa örtüsünü de kafeye geri verip evime gittim. Ertesi gün hem teşekkür etmek için hem de bana uzun gelen pantolonumun boyunu kısalttırmak için kek yapıp dükkanına gittim. Amca bey yoktu. Namaza gitmiş, yerine o gelene kadar oğlu oturmuştu. Durumu anlatıp, keki ve boyunu kendim aldığım pantolonu bırakıp çıktım. Yarın işaretlediğim yerden kısaltmasını istediğim pantolonu almak için uğrayacağımı söyledim. Ertesi gün gidip boş tabağımı ve pantolonumu aldım. Amca bey oradaydı. Bana çok sıcak davrandı para da almadı. Ben ne bileyim daha bana ilk günden göz koyduğunu. İki gün sonra pantolonumu giydiğimde arka cebimde ilk notu buldum. ‘Beni çok etkiledin, yine gel’ yazıyordu. İnanamadım. Kâğıdı hemen yırtıp attım. Keşke o gün öldürseydim. Aylardır bu kadar stresi ve korkuyu çekmezdim. İlk nottan sonra eve sessiz telefonlar gelmeye başladı. Kocam sabah erkenden çıkar akşam sekize kadar gelmez. Bunu da tüm komşularım bilir. Kapıma çırağıyla güller yollamalar, güllerin içinde aşk notları, oğlu ile benim tadilatım olmayan ama benimmiş gibi gönderdiği elbiseler, yine çırakla gönderdiği aşk mektupları. Kocam duymasın olay çıkmasın diye hep sakladım bunları ve hep görmemezlikten geldim. Fakat bir gün yine kapı çaldı. Her çalan kapıda yüreğim ağzıma geliyordu artık. Gittim baktım kapıda bu! Kapının göz deliğinde kalakaldım. Açamadım kapıyı. Elim ayağım titremişti. Birkaç kez daha çaldıktan sonra döndü gitti. Bu işe artık bir dur demeliydim. Oğlu ile konuşmaya karar verdim. Terzi dükkanlarının yanındaki kafede takılırdı hep. Babasının dükkanının önünden geçmemek için arka sokaktan dolanıp kafeye girdim. Orada, kafenin sahibi ile oturuyordu. Beni görünce gözleri büyüdü. Anladı hemen neden geldiğimi. Yerinden kalkıp yan masaya geçti bana da buyurun oturun işareti yaparak sandalyeye oturdu. Hemen konuya girdim. Babasının ahlaksızlığının bardağı taşırdığını eğer devam ederse onu kocama söyleyeceğini, kocamın da onu hiç düşünmeden öldürebileceğini söyledim. Öldürürdü de. Çok kıskançtı kocam. Beni, başı önde dinleyip babasının adına özür diledi. ‘Babamın lanet huyu bu. Annemi kaç kez böyle aldattı, biz bıktık abla çok özür dilerim ben konuşacağım’ dedi. Konuşmuş da… İki gün sonra, çırakla gelennot beni çileden çıkartmaya yetti. Şu önünüzde duran üstteki not. ‘Beni beğenmeyip oğluma mı gittin? Yarın öğleden sonra geleceğim. Beni yakından gör, bir daha oğluma gitmene gerek kalmaz.’ Sabaha kadar düşündüm. Kocama söylemek zorundaydım. Yoksa başka birinden bir şey duyup gelip beni öldürebilirdi. Çırağın eve gidip gelmesi bile dedikoduları başlatmış olabilirdi. Sabah kahvaltısını hazırladım, yanına gidip uyandırdım ama kalkmıyordu. Dürttüm, uyan dedim. Adam kalkmak istemiyordu. Hastayım yatacağım diyor başka bir şey demiyordu. Kafamdan aşağı kaynar sular dökülmüştü. Kocam buradayken kapı çalarsa ne yapacaktım? Öğlene kadar ne yaptım ne ettim kocamı kaldırdım. O da benim bu kadar ilgimden rahatsız olup toparlanıp çekti gitti. Kocamın babasından kalan bir silahı vardı komiserim. Onu aldım, evden çıktım, dükkânda beni görünce gülümseyerek ayağa kalkan o sapık adamı tam göğsünden vurdum. Öldürdüm. Pişman değilim.”

İfade gayet açıktı. Soruşturmayı derinleştirmeye, başka tanıklar aramaya gerek yoktu. Firuze Seymen’i sağlık kontrollerinin ardından çıkarılacağı mahkeme, tutuklanmasına karar verecekti. Fakat prosedürleri yine de yerine getirmek gerekiyordu. Ölen terzinin eşi ve oğluyla da konuşacaktık. Ertesi gün geldiler. İlk oğlunu aldık ifadeye. Kadının verdiği ifade ile birebir örtüşüyordu. Sonra annesini aldık. Kadıncağız hâlâ olayın şokunda Rüstem’im de Rüstem’im diyerek kocasına ağlıyor. Dayanamadım söyledim. “Teyzeciğim kocan seni aldatıyormuş, tamam üzül tabii kaç yıllık kocan da kendini bu kadar paralama canına yazık” dedim. Demez olaydım. “Rüstem beni hayatta aldatmaz, o benim canımdı, hep el üstünde tuttu” diye susmadan ağıt yakmaya devam edecekken lafını kestim; “E oğlun öyle demiyor. Kaç kez seni aldatmış, bak bu kadına da bir sürü mektup yazmış, yetmemiş kalkmış evine gitmiş.”dedim. Dememle birlikte gözleri fal taşı gibi açıldı. Gözbebekleri öfkeyle büyüdü; “Oğlum yalan söylüyor. Rüstem’imin okuma yazması bile yoktu. O kadının evine gitti biliyorum. Ama onu oraya oğlum göndermiş. Aramış dükkânı; “Baba, annem Firuze Hanımlardaymış, bir koşu git al eve götür, biraz tansiyonu düşmüş.” demiş. Rüstem’im de kalkmış koşarak gitmiş ama kapı duvar. Eve gittiğimi düşünerek eve gelmiş nefes nefese. Kapıda beni görünce çok şükür deyip sarıldı. Oraya hiç gitmediğimi öğrenince de oğlana saydırıp durdu. Benim geberesice hayırsız ve yalancı oğlum yandaki kafenin sahibine kanıp dükkanımızı sattırmaya çalışıyordu. Neymiş kafeyi büyütecekmiş adam. O yüzden babasıyla küslerdi. Hiçbir zaman anlaşamadılar zaten, ben nasıl eğittim bu çocuğu böyle yalancı oldu” deyip ağlamaya başladı yeniden.

Kafam allak bullak olmuştu. Oğlunun yazılı verdiği ifadeyi çıkartıp, ölen terzinin gönderdiği notlarla yan yana koydum hemen. Yazılar aynıydı. Çocuk resmen babasına tuzak kurmuştu! Kadını odadan çıkartıp oğlanı geri çağırdım. Tam o sırada kadın oğluna saldırıp yalancı, seni doğuracağıma taş doğursaydım diye üstüne yürüdü. Neyse ki olay tam büyümeden müdahale edip, hayırsız evlatla baş başa kalabildik.

  • Şimdi bize her şeyi anlatacaksın. Babana nasıl kumpas kurduğunu, bunu neden yaptığını hepsini!
  • Ben bir şey yapmadım ağabey siz ne diyorsunuz? Anneme bakmayın yaşlı kadın ne dediğini bilmiyor.
  • Baban anneni hiç aldatmamış, sen hep aldattı dedin?
  • Komiserim işte annemin aklı gidip geliyor ben ne deyim size?
  • Peki. Seninle başka dilden konuşacağım o zaman. Babanın okuma yazması yokmuş. Notlardaki yazı senin yazın. Bunu tespit ettik. Birazdan da parmak izi tespitine göndereceğim ve o suç ortağın kafeci arkadaşın ile tüm konuşmalarınızı çıkarttıracağım. Hâlâ inkâr edecek misin?

Çocuk susmuştu. Başını öne eğdi, avukatımı istiyorum dedi. O sırada başkomiserim masaya yumruğunu indirip; “Başlatma lan avukatından çabuk anlat” diye odayı öyle bir inletti ki, bu ani öfke patlaması beni hem yerimden zıplatıp hem de kafamın yeniden yanmaya başlamasına sebep olmuştu. Fakat işe yaramıştı, çocuk ağlayarak anlatmaya başladı;

  • Benim fikrim değildi. Kafeci Selman’ın fikriydi. Aslında planda babamı, kadının kocasına öldürtmek vardı ama kadın delirdi.
  • Neden babanın ölmesini istedin? Nasıl evlatsın sen?
  • Sat dedim satmadı. Kafeyi genişletip Selman’la ortak olacaktım. Bir ayağı çukurda hâlâ iğne iplik derdinde! Ben boştayım. Beni sevseydi kenara geçer benim önümü açardı!
  • Lan senin gibi evladın önü açılır mı? Şerefsiz!

Terzinin oğlunun itirafından sonra, onunla birlikte kafe sahibi Selman da suça iştirak ve azmettirmeden dolayı tutuklanıp ceza evine gönderildi. Kadın, ertesi gün terzihaneye elinde kekle gelince şeytanın aklına gelmeyeni düşünmüş, kafeci ile bir olup, babasının ağzından aşk notları yazıp çırakla göndermiş, bazen kendisi götürmüş, sessiz telefonlar açmış ve kadını delirtmeyi el birliği ile başarmışlardı. Fakat planlar ters tepmiş, büyük bir kafe açmak yerine büyük bir koğuşu boylamışlardı.