İNSAN KAÇAKÇILIĞINDA ÇAĞ ATLADIK

28/04/2021 23:46 360

 

Son günlerin en çok konuşulan konusu, kimi belediyeler aracığıyla yurt dışına gönderilen ancak geri dönmeyen yurttaşlar.

Önce Malatya Yeşilyurt Belediyesi’nde ortaya çıkan daha sonra araştırılınca ülkenin birçok yerinde belediyeler ve onlarla iş birliği yapan dernek ya da vakıflar aracılığıyla yurt dışına gidenlerin sayısının binlerce olduğu ortaya çıktı.

Geçmişte de değişik nedenlerle yurt dışına çıkmak, iltica etmek isteyenlerin yine farklı yöntemlerle bunu gerçekleştirdiklerini biliyoruz.

Daha çok da 12 Eylül döneminde can güvenliği olmayan ya da siyasi düşüncelerinden ötürü cezaevine atılacağını düşünen çoğunluğu sol görüşlü insanlar kaçak yollarla ya da sahte pasaportlarla yurt dışına çıkmışlardı.

O dönemde bu işi çıkar amaçlı yapan çeteler olsa da daha çok örgütler aracılığıyla yapılan yurt dışı çıkışlar artık günümüzde şekil değiştirdi.

Kimi Avrupa ülkelerinde bu işi profesyonelce yapan firmalar, dikkat çekmemek için daha çok dernek ve vakıfları kullanıyorlar.

Prosedür gereği bu sivil kuruluşların mutlaka bir partnere ihtiyacı var ve en uygun partnerler de belediyeler.

Büyük belediyelerde bürokratik işlemler daha uzun sürdüğü için de küçük Anadolu belediyeleri tercih ediliyor.

Belediyelerin eğitim ve araştırma amaçlı yurt dışına kamu personeli gönderme yetkisi istismar edilerek daha önceden belirlenmiş kişilere hizmet pasaportu dediğimiz gri pasaportlar düzenleniyor.

Bu iş için önce Belediye meclisinin karar alması, daha sonra da Belediye Başkanı imzasıyla Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü eliyle Valilikten onay istenmesi gerekiyor.

İddialara bakılırsa müthiş büyüklükte bir rant havuzu oluşuyor.

Şimdi tüm bu işlemler yapılınca akla gelen nedir?

Yapılan bu işten öncelikle Belediye Meclis Üyeleri ve Başkanın, Kaymakamlığın, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ve ilgili Vali Yardımcısının bilgisi mutlaka vardır.

Peki kendi sorumluluğunda yurt dışına çıkan bu insanların akıbetini Belediye Başkanının takip etmesi gerekmez mi?

Bu sorduklarımızın cevabı, eğer bu iş iyi niyetle ve çıkar gözetilmeksizin yapılmışsa vardır.

Şu ana kadar ortaya çıkan olayların tamamı yasa dışı ve çıkar amaçlı yapılmıştır.

Yani sonuçta bunun adı “organize insan kaçakçılığıdır.”

İçişleri Bakanlığının ve savcılıkların yapması gereken; bu işlerin yapıldığı dönemde görevde olan, yazışmaların altında imzası olan tüm kamu görevlileri hakkında idari ve yasal soruşturma başlatmaktır.

Bu belediyelerin olay sırasında ya da şimdi hangi partide olduğuna bakılmadan, çok yönlü ve derinlemesine bir araştırma, soruşturma yapılarak, sorumluların cezalandırılması gerekir.

Ancak görülen o ki; daha şimdiden bu olay da iktidar muhalefet kavgasına dönüştü ve asıl amacından saptırılarak suç ve suçlular meşrulaştırılmaya çalışılıyor.

Peki bu çirkin olayların dışa yansıması nasıl olacaktır.

Her fırsatta itibardan söz eden iktidar, ne yazık ki pasaportumuzun itibarını koruyamamıştır.

Tüm sınır kapılarında bizim yasal pasaportlarımıza bile kuşkuyla bakılacak, giriş çıkışlarda anlamsız zorluklar çıkarılacaktır.

Üstelikte bu işlerin kamu kurum ve kuruluşları eliyle yapıldığını öğrenen uluslararası kuruluşlar ve devletler bizimle olan tüm sosyal, ekonomik ve siyasi ilişkilerini yeniden gözden geçirme ihtiyacı duyacaklardır.

Peki iktidar ne yapıyor?

Tüm bu yasadışı işlemlere engel olması, gerekli yasal ve idari düzenlemeleri yapması gereken iktidar “emekli amirallerin ayaklarına elektronik kelepçe takmakla meşgul.

Kamu personelini ve giderek tüm toplumu baskılamak için özel hayatın gizliliğini hiçe sayarak güvenlik soruşturması adı altında yeni yasalar çıkarmakla meşgul.

Merkez Bankasında buharlaşan 128 milyar dolarlık rezervin kimlere, hangi koşullarda satıldığını soran muhalefeti engellemeye çalışmakla meşgul.

Tez elden fezlekeler hazırlanarak tüm muhalefet partisi milletvekillerini susturmanın hazırlıklarıyla meşgul.

Neredeyse tüm anayasal kurumları ele geçirdiği yetmiyormuş gibi, uluslararası sözleşmeleri kaldırmakla meşgul olan iktidar; nasıl esnafın çaresizliğini, çiftçinin tükenmişliğini, işçinin yakarışını, gençlerin taleplerini, emeklinin çığlığını duymazdan geliyorsa,

Çeşitli yöntemlerle kamu kaynaklarının yok edilmesini görmezden, duymazdan geliyor.

Mevcut iktidarı değiştirme iddiasında olan muhalefet partilerine de ders olsun.

Ülkemizin yeraltı, yerüstü zenginliklerini, tarihi, kültürel, sosyal değerlerini, ekonomik kaynaklarını korumak iktidarın görevidir.

Bunu yaparken tüm siyasi önyargılardan uzak, ideolojik koşullanmalardan bağımsız davranmak zorundasınız.

Bu ülkenin kaynaklarını bu ve benzeri uygulamalarla tüketmeye, tüm dünyaya karşı itibarını yerle bir etmeye kimsenin hakkı yoktur.