İKTİDAR NEREYE KOŞUYOR?

24/03/2021 19:39 1326

 

Son günlerde gelişen baş döndürücü olaylara bakınca ilk aklıma gelen “İktidar nereye gidiyor?” oldu.

Ancak iki gündür yaşananlara bakınca “gidiyor” sözcüğünün yeterli olmadığını anladım.

İktidar son hızla bir belirsizliğe, karanlık yollardan koşuyor.

İflas eden bir tüccar nasıl son bir çırpınışla elinde avucunda ne varsa satıp kurtulacağını sanır, malını mülkünü satmakla kalmaz, var olan tüm değerlerini birlikte yok ederse, şu an iktidar da müflis tüccar misali kendi sonunu hazırlıyor.

Çaresizlik onu alacaklılara karşı yalan söylemeye iter, yerine getirmeyeceği vaatler verir, tüm bunlara karşın çöküşü önleyemediğini gördükçe hırçınlaşır, önüne gelene saldırır, ailesi başta olmak üzere herkesi kırıp dökerse, bugünkü iktidarın son uygulamalarında tüm bu izleri görüyoruz.

Son iki yılda 4 kez Merkez Bankası Başkanını değiştirmek zorunda kalıyorsa, altına imza koyduğu uluslararası sözleşmeleri, anayasal zorunluluk olmasına karşın yok sayabiliyorsa, hukuk reformu deyip, İstanbul sözleşmesini meclis kararı olmadan iptal edebiliyorsa, sizce burada bir sorun yok mudur?

Tüm akademik, kurumsal geleneklere rağmen ısrar ve inatla ülkenin en gözde üniversitesine kimsenin istemediği birini rektör olarak atıyor, o bile görev yapamayacağını anlayıp istifa ediyor iken, yine aynı yanlışı sürdürüp, şimdi bir başkasını atamaya hazırlanıyorsa;

İnsan hakları eylem planı açıklayıp, aynı anda ortağının baskılarına dayanamayıp, Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun vekilliğini düşürüp, HDP Hakkında kapatma davası açılıyorsa,

Sanki intikam alırcasına İstanbul Büyükşehir Belediyesinin elinden Gezi parkı alınıyorsa,

Kim olsa işlerin iyi gitmediğini anlamaz mı?

Çözüm süreci boyunca kendi söylediği sözlerin benzerlerini söyledi diye, üstelik de kürsü dokunulmazlığını yok sayarak vekiller hakkında fezleke hazırlatan iktidar, kaybettiği büyükşehir belediyelerinde başkanları işlevsiz hale getirmek için Yargıtay hakimlerini değiştirip kamu vicdanını inciten kararlar aldırıyor.

Geçmişte Milli Eğitim Bakanlığı tarafından “Andımız”ın okullarda okutulmasını kaldıran iktidar, yeniden okutulmasına yönelik başvuruyu reddeden Danıştayı hedef haline getiren ortağına tek söz söyleyemiyor.

Her ne kadar gizlemeye çalışsalar da ortaklıkta sorunların varlığı, son günlerde sıkça yapılan ikili ziyaretlerden anlaşılıyor.

Toplum olarak canımızı, sağlığımızı kendi canları pahasına koruyan, gözeten sağlık çalışanlarına haklarını vermeyen, esnafı ekmeğe muhtaç hale getiren, emekliyi enflasyona ezdiren, okulları açan ama öğretmenleri aşılamayıp, kaderine mahkum eden bu iktidar sizce nereye koşuyor?

Aslında tüm bu yazdıklarım muhalefete yönelik değil.

AK Parti içerisindeki vicdan sahibi yurttaşlara seslenmek istiyorum.

Geçmişte ilkesiz koalisyonlardan, beceriksiz hükümetlerden bıkıp, yeni bir iktidar arayışıyla AK Partiye yönelen sizler, müthiş bir özveriyle çalışıp partinizi ilk girdiği seçimlerde tek başına iktidara getirdiniz.

İlk yıllarında tüm toplumun takdirini kazanan olumlu işler de yapıldı.

Ve sizler halkın içinden çıkmış liderinizle ve partinizle gururlandınız.

Ekonomide ve demokratikleşme adına atılan her adımı size oy vermeyen kitleler de desteklediler.

Avrupa Birliğine yeniden yapılan başvurudan sonra Kızılay meydanında atılan havai fişekleri, kutlamaları sanırım hepiniz hatırlıyorsunuzdur.

Terörle mücadele konusunda meclisteki diğer siyasi partilerde sonuna kadar desteklediler.

Yönetim ve işletme anlayışına tepkiler gelse de yapılan otoyollar, köprüler, hastaneler hepinizi nasılda mutlu etti.

Ne oldu da birdenbire ülkemizin tüm ulusal değerleri, kamu işletmeleri, fabrikalar, değerli araziler, ormanlar, madenler yabancı ülke ve sermaye gruplarına satılmaya başlandı.

Aynı anda hem Cumhurbaşkanlığı, hem Parti Genel Başkanlığını tek adamda toplayan başkanlık sistemine bile alışabilirdik belki ama Osmanlının saltanat dönemlerinde bile olmayan bir şatafat, israf , savurganlık ve daha da önemlisi “ben yaptım oldu” pervasızlığını vicdan sahibi hangi insan kabul edebilir.

Her fırsatta vatandaşa parmak sallayan bakan ve danışman ordusu, muhalefeti yok sayan, Sivil Toplumu düşman gören parti yöneticileriyle birlikte ne yazık iktidar son hızla uçuruma yuvarlanıyor.

Oysa tüm yerel değerleri, doğal zenginlikleri ve önemli bir kültürel zenginlik olarak görmemiz gereken sosyal dokusuyla bu güzel ülke ve bu ülkenin güzel insanları bunları hak etmiyor.

Hiçbir dönemde toplum bu kadar çok gerilmemiş, kendisini çaresiz hissetmemiş, kutuplaştırılmamış, umudunu yitirmemiş, mutsuz olmamıştı.

Üstüne bir de şeffaf yönetilmeyen pandemi süreci eklenince hem iktidar yönetemez hem de halk bu iktidarla yönetilmeyi istemez duruma gelmiştir.

Halkın iradesine rağmen iktidarda kalmak mümkün olamayacağına göre söylenecek başka söz yok.

“Görünen köy, kılavuz istemez.”