İKİ KAÇIŞ HİKÂYESİ

16/11/2020 20:02 1225

Yakın tarihimizde iki önemli kaçış olayı yaşanmıştır ki bu kaçışlar hâlâ bir takım sırlar taşımaktadır.

Bu kaçışlardan ilki, İttihat ve Terakki Cemiyeti liderlerinin Mondros Ateşkes Anlaşmasının imzasından 3 gün sonra olan kaçıştır. Yani, Talat-Cemal-Enver üçlüsünün bazı arkadaşlarıyla birlikte kaçışlarıdır. Bu üçlü bir kaç yıl içerisinde maalesef katledilmişlerdir. Hem de üçünün de Ermeniler tarafından katledildikleri iddiası bulunmaktadır. Denebilir ki; Enver Paşa Ruslar tarafından öldürüldü. Doğru, Rus ordusu tarafından öldürüldü. Ancak, o Rus askerinin de Ermeni olduğu konusunda ciddi iddialar vardır. Hatta adının da Hakop Melkumyan olduğu belirtilmektedir. Katiller ya serbest kalmış veya hiç bulunamamışlardır(!).

Bu üçlünün kaçış hikâyesi çok tartışılır bir hikâyedir. Çünkü, İktidarı ele geçiren Hürriyet ve İtilafçılar, başta Vahdettin’in en yakını olan Damat Ferid olmak üzere İttihat ve Terakki Partisine çok ağır yüklenmişler ve hatta İstanbul’un işgalinden sonra da İngiliz işgal güçleri ile işbirliği yaparak kendi insanları olan İttihat ve Terakkiciler için cadı avını başlatmışlardır.

Bu kaçış ve devamı hikâyesini daha sonra ayrıntıları ile inceleyeceğiz.

Yakın tarihimizde yine bir KAÇIŞ hikâyesi vardır ki, o kaçışı mutlaka sorgulamak gerektir. Çünkü, bu kaçış, İttihat ve Terakki ileri gelenlerinin kaçışından çok çok önemlidir.

Tarih denen bilgi dünyasının, Felsefe yapmadan, daha açık bir ifade ile Tarih Felsefesi yapmadan, bugünü ve yarını etkilemesi çok mümkün değildir.

Tarih Felsefesi yapmak da öyle zor bir iş değildir. Tarih Felsefesl demek, Tarih Bilgisi’nin sorgulanması, soru sorulması, çeşitli yönlerden değerlendirilmesi demektir. Elbette, bunu gerçekleştirmek için de, önyargılardan mümkün olan ölçüde sıyrılmak, doğru ve yararlı sorular sorabilmek, sorgulama cesareti gösterebilmek birinci öncelikli bir konudur.

Bahsettiğimiz ikinci KAÇIŞ hikâyesi hangi kaçıştır? Son Halife Padişah Vahdettin’in kaçışıdır.

İttihat ve Terakkicileri kaçıranların Almanlar olduğu konusunda genel bir kabul vardır. Genel bir kabul diyorum, çünkü, az da olsa farklı görüşler bulunmaktadır. Almanlar’ın kaçırması ihtimali elbette güçlüdür, çünkü, onlarla 4 yıl omuz omuza beraber savaşılmıştır.

Vahdettin’i İngilizler’in kaçırdığı konusunda ise hiçbir tereddüt yoktur. Çünkü, her şey belgeli ve programlı olmuştur. Kaçıran geminin adı bile bellidir: Malaya!

Peki, şimdi sorgulamaya ve soru sormaya başlayalım:

  1. Vahdettin ne zaman kaçmıştır?
  2. Vahdettin, neden kaçmıştır?
  3. İngilizler, bu kadar göstere göstere neden kaçırmışlardır?

Bu sorular çok açık, belirli ve mutlaka cevaplanması gereken sorular değil midir?

Hele, hâlâ mazlum yaratılmak istenen bu dönemde bile sorgulanması gereken sorular değil midir?

Dünya tarihinin akışını değiştiren Millî Mücadele’nin başarılmasına ve başaranlar da orta yerde durmasına rağmen, İngiltere, İstanbul Hükümetini Lozan’da Barış Görüşmelerine çağırıyor, ama, sağolsunlar(!), Ankara ile birlikte gelmelerini lütfediyorlar.

TBMM, bu tavır üzerine, 1 Kasım 1922’de toplanarak hemen Saltanatı kaldırıyor, ancak, Halifeliğin devam ettiğini ilan ediyor. Bu durumda İstanbul Hükümeti de işlevini kaybettiğinden TBMM Barış Görüşmeleri için tek yetkili kalıyor. Buraya kadar olanlar normal bir durum değil midir?

17 Kasım’da Vahdettin’in kaçtığı haberi ile dünya çalkalanıyor. Bunun üzerine de, Abdülmecit 19 Kasımda Halife oluyor.

Bu şartlar altında, Vahdettin’in kaçması normal mi? Başına ne gelecekse gelecek, ama, kendi ülkesinde gelecek diye düşünmesi gerekmez mi? İngiltere bu kaçışı neden gerçekleştiririyor?

Çünkü, bu KAÇIŞ HİKÂYESİ, aslında, Yeniden Başlamak düşüncesi üzerine kurulan bir Hikâyedir.

Bakın, bütün bu soruların ve sorgulamaların sonu bir noktaya dayanıyor.

Vahdettin, Halifedir. İngiltere, Halifeliğin kaldırılmasını istemiyor.

İngiltere şöyle düşünmektedir; Ankara’nın Yunan’ı yenmesi, Türklerin ayakta kalabilmesi için yeterli değildir. Çünkü, Ankara, Türk Milleti’nin gücünü sonuna kadar tüketmiş ve artık, kendi ayakları üstünde durması mümkün değildir. Barış Görüşmelerinde zaten istediğimizi yaptıracağız ve Vahdettin’i de koz olarak kullanırız.

Nitekim, Vahdettin, Halife olduğunu vurgulayarak kaçmıştır. Çünkü, İngiltere öyle istemiştir. Halife kaçar mı?

Millî Mücadeleyi kazanan BÜYÜK İRADE, bütün bu oyunları bozmuştur. Bu nedenle, hâlâ İngiliz Oyunu ile Türk Milleti’nden ve onun Millî Mücadelesi’nden intikam almaya çalışanlar, boşuna bir gayretin içindedirler.