İhtilal-İnkılap-Devrim

28/08/2020 21:44 1395

 

İhtilal-İnkılap-Devrim birbirine yakın, iç içe kavramdır. İhtilal, inkılap Arapça devrim Türkçe. Devrim, ihtilali de, inkılabıda içeriyor.

Devrim; bir grubun, mevcut yönetime, sisteme karşı ayaklanması, iktidarı ele geçirmesi (ihtilal) ve sonra da toplumun sosyal-ekonomik, sosyal-kültürel, yapısında ani, çabuk ve köklü ve de kalıcı değişiklikler yapmasıdır. (İnkılap). Bizde 1920-1923 kurtuluş savaşı ihtilal, 1923 sonrası Atatürk İnkılapları. Ayaklanma ile iktidar ele geçirilmezse, bu isyandır ve sonu da acıdır, kanlıdır. Dünyada iz bırakan, birçok şeyi değiştiren ihtilaller, 1789 Fransız İhtilali ve 1917 Rus İhtilalidir. Fransa’da bu ihtilalle krallık rejimi devrildi. Halk idaresi kuruldu. Rusya’da çarlık son buldu, Bolşevizm geldi. Bu iki ihtilal sonrasında da, inkılap denecek ileri adımlar atıldı.

İran’da 1970 sonlarında Şah tahtından uzaklaştırıldı, molla rejimi ve şeriat geldi. Bu bir ihtilal ama sonrası yapılanlar, ilericilik değil, insan haklarından, demokrasiden uzaklaşma.

Durduk yerde olmaz ihtilal. Uygun ortam ve şartlar gerekir. Özgürlüklerin kısıtlanması, baskılar, zulüm, haksızlıklar, vurgunlar, ekonomik sıkıntılar, moral değerlerinin bozulması birer ihtilal habercisidir, birer ihtilal tohumudur.

Aç midelerden doğar, nur topu ihtilaller sözü Tevfik Fikret’in. Özgürlüğün fikir babalarından J. J. Rousse, ABD’deki Özgürlük Bildirgesinin yayınlanacağını hissetmiş de, 1789’da  Fransa’da patlayacak ihtilali tahmin edememiş. Kominizim Teorisyeni Karl Marx, ihtilalin güçlü bir sanayi devleti olan İngiltere’de ortaya çıkacağını ummuş, ama yanılmış. Çünkü, ihtilal Rusya’da oldu.

İsyanlar, darbeler istenecek, bel bağlanacak eylemler değil. Osmanlı sarayına mensup, Ademi merkeziyetçi bir Osmanlı aydını Prens Sabahattin’e bir grup politikacı geliyor. Sadrazam Mahmut Şevket Paşayı bir baskınla devireceklerini, kendisini de Sadrazam yapacaklarını söylüyor. Önerilerini reddedip ve diyor ki: “Darbelere karşıyım, memleketi felakete götürür, Bundan vazgeçin”. İnkılapla ilgili sorulara da şu yanıtı veriyor “Önce muayyen ilkeler ve bu ilkelerle yetişmiş kadrolar icap eder. Sonra da, elverişli ilim ve irfan ortamı. Ulusun topluca kabul etmesi ve de iştiraki. Bu darbeler, gelenek haline gelirse, sonu mutlaka perişanlıktır.

Bu haklı görüşün sayısız örneklerini gördük ve yaşadık.

Başarılan ihtilallerin zafer sarhoşluğunda kimsenin durduramadığı bir irade, heyecan, eylem ve de bilinmeyene doğru bir gidiş vardır. Korku, endişe, sinme, susma, bekleme, kargaşa, susma, bekleme. Öte yandan zulüm akan kanlar, ölümler, tecavüzler, sürgünler. Kusulan kin, öfke, intikam, öc alma, eskiyle hesaplaşma, yakma-yıkma, talan etme. Nankörler, ihbarcılar, dönekler, alçaklar, hainler, hırsızlar, fırsat düşkünleri. Övenler, alkışlayanlar, korkudan yalan söyleyenler…

1994 yılında 4 hafta kaldığım Etopya’nın başkenti Adisababa’da anlatmışlardı. Solcuların darbesi sonrası, insanlar sokakta kurşunlanıyormuş. Ölülerini gömmek isteyenlere deniyormuş ki, bakalım cesette kaç kurşun var? Sonra da mermi adetine göre ölenlerin ailesinden para alınıyormuş. Yassıada’da idam edilen Adnan Menderesin ailesinden de, mahkeme masrafları ve idamda kullanılan ip dahil malzemeler için para istenmedi mi?

Şerefli hiçbir şeyin yaşayamadığı, yaşamanın ölmekten zor olduğu, merhametin, adaletin geçerli olmadığı, acılı, ihtilal günleri. Özgürlük için ihtilal yapanlar, bazen siyesete soyunuyor. Özgürlükleri kısıyor. Bir süre sonra, birbirlerine düşüyor ve ihtilal çocuklarını yiyor.Fransada da böyle oldu, bizde de. Devirdikleri idarenin kötü huylarını alıp, daha da beter davranan ve eskileri aratanlar da oluyor. Böyleleri, bir başka grup tarafından tasfiye ediliyor. İncitilen şerefler, gururlar, yok edilen hayatlar, perişan edilen aileler, sonradan itibarları iade edilse, adlarına anıt mezarlar da yapılsa giden gidiyor.

İhtilali başaranlar kahramanlar, başaramayanlar da asiller, vatan hainleri. Fransa’da ihtilale yeltenip başaramayan bir Generale mahkeme başkanı sorar, “Bu işte ortaklarınız kimdi” General cevap verir, “Kazansaydım, başta siz olmak üzere tüm Fransa”

İhtilal mahkemeleri çok kez kinlere, zulümlere alet ediliyor. Yassıada davalarında da böyle oldu. Bu mahkeme tarihe bizim bir hukuk ayıbımız olarak geçti. İhtilal ortamında hukuk ve değer yargıları bile farklı. İhtilalcilerin adam asması, hukukun, adaletin gereği. İhtilalcilerden öldürülenler şehit, onlaro öldürenler de vatan haini.

İnsanları asanlar, kurşuna dizdirenler yasalar mı, insanlar mı? Yasalar ama, onları yapanlar da insanlar. Milli birlik komitesi sırf Celal Bayar’ı idam etmek için, mevcut yasayı değiştirmedi mi?

İhtilal,  insanları bile değiştiriyor. Asil bir ailenin, iyi eğitim görmüş, zeki bir çocuğu olan Condorce, ihtilal öncesi yumuşak huylu, sevilen biri. İhtilalden sonra da o, bir kudurmuş canavar. Mahkemede çok sert, alaycı ve taraf tutar halde. Bu nedenlerle hatalı, yanlış kararlar veriyor. Kral 16. Louise, ölümden başka daha büyük bir ceza istiyor. Kral idam edilerken başına geçirdikleri kırmızı takke için, bu tacın da herhangi bir tac kadar değeri vardır, diyecek kadar alaycı ve acımasız oluyor.

Meclis başkanlığına kadar yükselse de, bir türlü rahat duramıyor, halkı kışkırtıyor. 1794’de tutuklanıyor. Sonra da zehir içip intihar ediyor.

O dönemde Condorce’nin tam zıttı bir kişi, Andre Chenier. Tek tutkusu edebiyat olan mert bir insan. Politikaya giriyor ama, sevmediği için hemen bırakıyor. İhtilal sırasında kişileri, davranışları, görüş ve taraftar değiştirenleri, satılanları iyi gözlüyor ve değerlendiriyor. Bunları da kaleme alıp yazıyor. İşte onun yazdıklarından bazı bölümler:

“İnsanların çoğunluğunda ihtiraslar kuvvetlidir, muhakemeler ise zayıf. Toplum zihniyeti, bu çeşit genel akıl, adet ve anane değil mi?

Topluma olan borç ödenmeli. Başkalarına saygı göstererek, kendine saygılı olmalı. Başkalarının hakkını gözeterek, kendi hakkını göstermeli.

Bir çok kötü insanın maskelerini düşürdüm. Onlar, bana garez ve kin bağladılar ama, namusluların da takdirini kazanmak zevkini tattım. Gerçekleri yüzlerine vurarak, özgürlük adına, özgürlüğe zulmeden o küstah müstebitlerin kinini kazanmak çok güzel, çok şerefli ve tatlı bir şeydir. İşsiz, güçsüz yağmacı sürülerine,  haydutlara, halk adı verilemez. Düşünen, hüküm veren, akıllarını ve vicdanlarını koruyan az da olsa insan var. Suçun zaferine tanık olan bu kişiler, faziletten ayrılmamışlar, namuslu yaşamaktan utanmamışlardır.”

Bu sözlerin sahibi Andre Chenier, ihtilalin çılgınlığına uymayan, taçlı katiller önünde dize gelmeyen, şarap yerine insan kanı içilen sofralara oturmayan, nadir 5-6 kişiden biri olarak bilinir, anılır ve saygı görür o dönem Fransa’sında. Böyle insanlara her zaman ihtiyaç var.

İhtilaller, darbeler bir işe yaramıyor. Üstelik yeni dertler açıyor. İnsan haklarını zedeliyor, demokrasiye paydos diyor. Bunları çok yaşadık, gördük ve tekrarlanmasını istemiyoruz. Siyaset alanında ne olursa olsun, uzlaşma yoluna gidilmeli. Bu olmadığı takdirde de, çözümü halkın oyunda aramalı.

Bunların dışındaki hiçbir yol, yararlı değil, üstelik zararlı da.