İblis

18/06/2020 01:15 428

Gecenin en karanlık anında hayata dair umudunu yitirdi. Belli ki bu gecenin bir sabahı olmayacaktı. En azından onun için olmayacaktı. Döktüğü kan, genzini yakarken ağır ağır bıraktı kendini sıcak ve kırmızı sulara.

Sabah saatlerinde Urla İlçe Emniyet Müdürlüğüne, sahile vuran bir ceset ihbarı gelmişti. Henüz, zeytinli poğaçasından bir tek lokma yiyememiş ve su bardağındaki çayından bir yudum içememiş olan Serdar Komiser, gelen ihbarla ekibi toplayıp olay yerine intikal etmişti. Cesede baktıklarında ağzına gelen mide özsuyunun tadını alınca, poğaçasından yiyemediği için şükretti. Yoksa yediklerini, cesedi görür görmez çıkartacağından hiç şüphesi yoktu.

Cesedi ilk gören balıkçı, yaşıyor umudu ile adamı denizden çıkartıp ters çevirdiği anda karşılaştığı görüntüden sonra oracığa kusuvermiş, kendini toparlayınca da ardına bile bakmadan kaçmış ve polisi aramış. Cesede bakan Serdar Komiser, balıkçının yerinde olmadığı için bir kez daha şükretti. Çünkü cesedin on parmağı da eklem yerlerinden sökülmüştü. Evet sökülmüştü, keşke kesseymiş diye düşündü bir an komiser. Birisi bu adamın ellerini bıçakla kanırtmış, sonra çeke çeke sökmüştü. Aynı şekilde göğüs kafesinden cinsel organına kadar keserek yarılmıştı, kazma gibi bir şeyle içinden organlarının çıkartıldığı ve sert bir cisimle başına vurulduğu, yapılan incelemelerden sonra anlaşılacaktı. Maktulün ismi Mithat Çetiner’di. Yaşı kırk yedi, bekar ve işsizdi. Hiç çalışmamıştı. Geçimini ise babasından kalan üç dairenin ikisinden gelen kira ile sağlıyordu. Diğerinde ise kendisi oturuyordu. Evinde yapılan aramalarda kavanozlara konulup saklanan onlarca sarı saç tutamları bulunmuştu.

  • Bu adam tam bir sosyopat! Birinin canını fena yakmış ki intikamı çok acı alınmış.
  • Öyle gözüküyor Serdar Komiserim. Çevresini de inceledim. Görüştüğü bir tek akrabası yok. Üç yıl önce annesi ve babası trafik kazası geçirip ölmüş. Kendisi de aynı arabadaymış. Fakat pert olan arabanın içinden sağ çıkmış. Arkadaşı yok. Kardeşi de yok tek çocukmuş. Sosyal anlamdaki tek aktivitesi ilçe belediyesine bağlı satranç kulübüne gitmesi.
  • Belki oradan bir ipucu çıkartabiliriz. Hadi gidelim, yoldan da simit alalım benim midem kazınıyor.

Kulüpte sadece iki kişi vardı. Bir satranç maçının tam ortasındaki bu iki kişiden top sakallı olanı, iki polis içeri girdiğinde, işaret parmağı ile önce sus işareti yapıp, oturmaları için de elini aşağı yukarı sallayarak sessizce beklemelerini istemişti. Hiç konuşmamıştı. Serdar Komiser arkadaşının kulağına eğilip; “İnsanlar bir satranç maçına bile bu kadar ciddiyet bindirerek hayatı nasıl bu kadar ciddiye alıyor hiç anlamıyorum” dedi. Fakat sessizce oturmaktan da geri kalmadı. Sessizce oturulan yarım saatten sonra Şah hamlesinden sonra Mat’ın da gelmesinin ardından oyunculardan beyaz saçlı olanı neyse ki yerinden kalkıp “Buyurunuz çocuklar” diyebildi. Serdar Komiser kimliğini çıkarıp kendini tanıttı. Oyuncular şimdi satranç tahtasındaki kale gibi ağırlaşmış, neredeyse vezir gibi tedirgin bir duruşa geçmişlerdi. O yaştaki insanlar için polis bela demekti. Geçmişlerinde böyle tecrübe etmişlerdi.

  • Hayırdır oğlum? Bir durum mu var?
  • Sizinle Mithat Çetiner hakkında konuşmaya geldik.
  • Ne olmuş Mithat’a?
  • Ölmüş!

Beyaz saçlı olanı pek konuşmadı ama top sakallı çok ilginç şeyler söyledi. Mithat çok değişik bir adammış. Dediğine göre buraya kadınlarla konuşmak için geliyormuş. Normalde başka yerde bunu yapabilecek medeni cesarete değilmiş. Kadınlar da rahatsız oluyormuş. Hamle aralarında gözünü kadınlara dikiyormuş. Bundan dolayı bazı kadın arkadaşları eşleşme olsa da maça çıkmıyormuş. Hatta son zamanlarda onun yüzünden kadın üye sayısı düşmüş. Kendisi hakkında başka bir şey bilmiyorlarmış. Böyle küçük yerde olacak şey miymiş bu, nasıl ölmüşmüş, cenazesi ne zamanmış?

Serdar Komiser ve ekip arkadaşı soruları yanıtsız bırakıp oradan ayrıldı. Şimdi kulüp başkanından, kadın üyelerin iletişim bilgilerini alıp hepsiyle tek tek görüşmeleri gerekiyordu.

Gün geceye dönüyordu. Güneşi örten karanlık hafif bir esinti ile gelmişti. Urla, yasemin kokularıyla sarhoş olan ve etrafta kahkahalar atarak dolaşan insanlarla cennetten bir köşeyi andırıyordu. Çok değil, bir gün önce birisi belki de bu sıralarda cehennemin âlâsını yaşıyordu. Cennet ve cehennem insanlar içindi ve hangi tarafta olacaklarına yine onlar karar veriyordu.

Sabah ilk olarak yine Serdar Komiser gelmişti masasının başına. Bu sefer poğaçasını hızlı hızlı yemişti. Bir daha çok sevdiği poğaçalarını masada bırakıp gitmek istemezdi. Ekip arkadaşı da gelmiş, günün ilk kahvesini birlikte içmişlerdi. Arabaya binip işe koyulalı dört saat geçmişti ve kulüpteki tüm kadın üyeler ile görüşmüşlerdi. Enteresan olan, hiçbir kadın Mithat hakkında kötü konuşmamıştı. Çok fazla tanımadıklarını, huyunu suyunu bilmediklerini, kulüp dışında hiç görüşmediklerini, onla eşleşme yaşadıkları zaman maçların hep tatsız ve heyecansız geçtiğini, başka bir rahatsızlık duymadıklarını söylemişlerdi. Birileri yalan söylüyordu. Serdar Komiser kendini bir bataklıkta hissetmeye başlamıştı. Ortada bir çamur vardı ve bu çamur birçok kişiye sıçramıştı.

Kulüpte karşılaştıkları beyaz saçlı adamı izlemeye karar vermişlerdi. Ortada bu kadar yalanın döndüğü bir ortamda konuşmayanın ya doğruları söylemeye cesareti yoktur ya da gizlediği bir şey vardır demişti Serdar Komiser.

  • Evet amca söyle bakalım, Mithat’ı neden öldürdün?
  • Çünkü o bir iblisti!

Keşke iki cümle ile şu olayı çözebilseydik dedi Serdar Komiser. Ama hayat hiç çok zor değil mi? Günlerce izlediler. Hem beyaz saçlı amcayı hem de kadınları. Kadınların hepsi, adının Cihat olduğunu öğrendikleri beyaz saçlı amca ile her gün sıra ile görüşüyorlardı. Görüştükleri yer, dışarıdan terkedilmiş gibi gözüken ama içine girildiğinde gayet kullanışlı ve temiz, gözlerden uzak bir evdi. Serdar Komiser arama kararını çoktan çıkartmıştı bile. Karşılaşılan manzara teşkilatta şok etkisi yaratmıştı. Tek göz odalı evin tam ortasında bir yatak ve yanında iki komodin vardı. Her şey yasal ve normal görünüyordu ta ki evin her köşesine yerleştirilen kameraları ve kayıtları görene kadar. Ak saçlı Cihat amca, kadınları bir şekilde kandırıp o eve getiriyor, bir madde ile uyutuyor, uygunsuz görüntülerini çekip daha sonra onlara şantaj yapıyordu. Kadınlar alınan ifadelerinde bunların hepsini doğrulamışlardı. Cihat Amca da doğrulamıştı. Fakat ortada cinayetle bağlantılı bir durum yine bulamamışlardı. Bilişimden Sadık ise bu bağlantıyı, izlediği yüzlerce görüntünün içinden tesadüfen bulmuştu. Ak saçlı Cihat Amca görüntülerde bazı kadınların saçlarından bir tutam kesip cebine koyuveriyordu. İşte bu görüntüler, cinayetle bağlantı kurmalarını sağlamıştı. Fakat bu yine de Cihat Amca’yı cinayetten tutuklamalarına yetmiyordu. Tehdit, şantaj ve zorla alıkoymadan şu an tutukluydu aslında. Kadınlar ise maalesef rezil olma korkusu ile kimseye bir şey diyememiş, istenile paraları Cihat’ın hesabına göndermeye devam etmişlerdi. Buraya kadar her şey yerli yerine oturmuştu ama katil kimdi? Gelen otopsi raporunda başına sert bir cisimle vurulmuş olarak not düşülmüştü, o cismin kulüp ziyaretlerinde gördükleri satranç tahtasının sivri köşesi olduğunu anlamaları biraz zaman almıştı ve mobese kameralarından Mithat’ın öldürüldüğü gecenin öğleden sonrasında kulübe girdiğini, arkadan Cihat’ın girdiğini, birkaç saat sonra da Cihat’ın tek çıktığını tespit etmişlerdi. Fakat bilin bakalım ne olmuştu? Cihat yarım saat sonra geri dönmüş, kulüp binasından tam seçilemeyen büyük siyah bir şeyi arabasına yüklemişti. Sonrası ise Serdar Komiser’in ifade almadaki üstün başarısı ile pamuk ipliği gibi sökülmüştü.

  • Evet amca söyle bakalım, Mithat’ı neden öldürdün?
  • Çünkü o bir iblisti! Şantaj ve para konusunda sorun çıkartan kadınları tehdit etmek için onu kullanıyordum. Uzun süre işime yaradı ama sonra artık bu işi yapmayacağını söyledi. Ben de onu öldüreceğimi söyleyerek tehdit ettim. Beni ikna etmeye çalışıyordu. Son kez konuşmak için beni kulübe çağırdı. Giderken onu öldüreceğimi biliyordum. Çünkü emindim ki artık bu işi yapmayacaktı. Gittim ve öldürdüm. Hepsi bu kadar!
  • Tamam da bey amca neden bu kadar delirdin? Adamın parmaklarını söküp içini yardın?
  • Çünkü o bir iblisti. Annesi ile babasının olduğu kaza aslında bir kaza değildi. Arabalarının fren sistemi ile oynayıp ailesi ile kendisini öldürmek istedi. Geberesice kendisi dışında herkes öldü, o yaşadı.
  • Neden öldürmek istedi kendisini ve ailesini? Ayrıca sen bunu nereden biliyorsun?
  • Annesine aşıktım. Ben Gülten’e aşıktım. O da bana aşıktı. Bunu öğrenince geldi benimle konuştu, aşkımın arkasında durdum. Gülten de durdu. Çok sabretmiştik, gidecektik artık buralardan. Bu iblis de bu suçu işleyen annesini, annesinin ölümüne dayanamayacak olan babasını ve ikisinin ölümünü kaldıramayacak olan kendisini öldürmeye çalıştı. Beceremedi. Arkada tek acı çeken ben kalayım diye bana bu planını anlatan bir mektup gönderdiği için biliyorum bunları. İşler istediği gibi gitmeyince elime düştü. Kendisine bana hizmet ederek ceza vermişti. Anladın mı komiserim? O bir iblisti, bir iblisin oğluydu, o benim oğlumdu