HUKUK ve DEMOKRASİ SINAVI

14/12/2020 01:52 443

 

Demokrasiydi, özgürlüktü, hukuktu derken gerek AB ülkeleri gerekse ABD, ülkemiz üzerinde sürekli baskı kurmaya çalışıyor. Bu konularda ne Avrupa'dan, Amerika'dan bir şeyler beklememek lazım. Onlardan gelecek herhangi bir beklentiye girmek, abesle iştigaldir, sonuçsuz bir çabadır.

Demokrasi, hukuk, özgürlük bizim işimiz… Bizim derdimiz, bizim ülkemize ait bir durumdur. Merkellerin, Bidenlerın işi değil!

Ziya Paşanın dediği gibi; Onlar ki, verir laf ile dünyaya nizamat, bin türlü teseyyüp (pislik) bulunur hanelerinde..” Anadolu’muzun tarihin ve yaşanmışlığın imbiğinden geçmiş, çok güzel deyişler vardır; ‘’ Kimse ayranım ekşi de, cacığım kıllı demez miş.!’’ Gerek AB ülkeleri, gerekse ABD tarihine baktığımızda, son 50-60 yıl hariç nasıl, hukuksuz, nasıl adaletsiz davrandıklarını, nasıl birbirini boğazladıklarını görürüz. Sanırım bunu en güzel örneği de;1.inci ve 2.inci dünya savaşlarıdır… Şimdi kalkmışlar, bize ders vermeye çalışıyorlar…

Oysa bütün bu uygulamalar, bütün bu sistemler bizi ilgilendirir. Dün de öyleydi, bugün de öyle. Demokrasiydi, hukuktu, özgürlüktü, bu konularda Avrupa'sından,
Amerika'sından bir şeyler beklemek, "yaptırım kararları"na bel bağlamak abesle iştigaldir, nafiledir. Bu konularda doğru olan; "dış dinamik"lerden medet ummak yerine,
"iç dinamik"lerle yol almaktır. Bir başka deyişle: Aydınlık bir geleceğin kapısını açmak için, önce kendi başımızın çaresine bakmaktır. Belirleyici olan budur.
Öncelik kendi başımızı, kendimizin bağlamasıdır. Kendi demokrasi mücadelemizle,
özgürlük için kendi çabalarımızla, ne kadar mesafe alabilirsek, işte o zaman "dış dinamik"ler de yararlı olmaya başlayabilir. Geçmiş, askeri darbe dönemleri aklıma geliyor.

27 Mayıs 1960, 1971'deki 12 Mart, 1980'deki 12 Eylül..Türkiye'yi Avrupa Konseyi'nden
atmak için ne zaman bir hareketlenme olsa
Amerika'sından, Avrupa'sından, NATO'sundan sesler yükselirdi:

‘Batı olarak Türkiye'yi
kaybedemeyiz,
bunun için dünya haritasında
Türkiye'nin yerine
şöyle bir bakmak yeterlidir.’
Desen: Selçuk Demirel

NATO başkentlerinden bu malum sesler yükselirken, "askeri yönetimin ricaları"yla
bazı meslek büyüklerimiz de soluğu Strasbourg'da Avrupa Konseyi'nde alır,
kapalı kapılar arkasında, hep aynı mesajı verirlerdi:

‘’Sakın Türkiye'yi atmayın,
Avrupa'dan uzaklaştırmayın,
bu Moskova'nın işine yarar!’’

Türkiye'de bir süre sonra seçimler yapılır, asker yeni anayasa ve yasalarla
"kırmızı çizgileri"ni çizdikten sonra, tekrar kışlasına çekilir, demokrasicilik
oyunu yeniden sahnelenir ya da ikinci sınıf demokrasi filmi, yine vizyona girerdi.
1989'da Berlin Duvarı yıkıldıktan, soğuk Savaş bittikten sonra da fazla değişen bir şey olmadı.
Çünkü Amerika'sının, Avrupa'sının, Almanya'sının, NATO'sunun Türkiye'yle bugün de çok işi var. Türkiye gibi büyük bir devletin coğrafyasından, stratejik konumundan
kaynaklanan menfaatleri var. Rusya'ydı, Çin'di, İran'dı, "terörle mücadele"ydi gibi konularda, güvenlik çıkarları, denge çıkarları var.
Avrupa açısından Suriyeli mülteciler sorunu var. Almanya'da yaşayan
3.5 milyon Türk'le Kürt var. Bu liste uzatılabilir.
Demek istiyorum ki:
Türkiye'de demokrasi olmuş olmamış, hukuk ve özgürlük düzeni olmuş olmamış
Amerika'sını, Avrupa'sını, Almanya'sını ezelden beri çok da fazla ırgalamaz.
Bu eskiden de böyleydi. Şimdide böyle. Türkiye'deki demokrasi ikinci sınıftı, üçüncü sınıftı, Türkiye'de askeri yönetim vardı, Evren Paşa vardı, pek öyle fark etmezdi; şöyle bir demokrasi
olsa iyi olurdu ama olmasa da idare ederlerdi. Batı için önemli olan, Batı'dan yana
istikrarlı bir Türkiye'ydi. Türkiye'de bu istikrar, ister ikinci sınıf demokrasi ile
sağlanmış, ister askeri ya da sivil dikta ile sağlanmış, pek öyle fark etmezdi.
Ama ara sıra Türkiye'de demokrasi, hukuk, özgürlük diye Amerika'da, Avrupa'da
gürültü patırtı yapılması, tantana yapılması bazı sivil toplum ve uluslararası
kuruluşlardan bildiriler çıkması fena mı? Elbette değil. Ama tekrarlamakta fayda var:
Demokrasi, hukuk, özgürlük öncelikle bizim işimiz,
Merkellerin, Bidenlerin işi değil!
Bunun içindir ki: Brüksel'den, Avrupa Birliği zirvelerinden ya da ABD Kongresi'nden çıkacak
yaptırım kararları açmayacak bu ülkenin önünü,
Türkiye'de demokrasiyi, hukuk ve özgürlüğü savunanlar açacak.
Dış değil iç dinamikler belirleyici olacak.
Ülke olarak bir zamanlar, Türkiye'nin "Avrupa hülyası"nın sıkı bir takipçisi
olmuştuk. Gazeteciler ve yazarlar olarak yıllar yılı Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam
üyeliğini savunduk.!!! Hem de taa 1959 dan uzanan 1963 yılı ve sonrasına kadar. Türkiye'deki
demokrasi ve hukuk çıtasının Avrupa'daki seviyeye yükseltilmesi için yıllarca mücadele verdik, ama olmadı. Hayal kırıklığımız büyüktür...
Bugün Türkiye sırtını Avrupa'ya dönmüş durumda. Yüzünü Batı'dan Doğu'ya
çevirmiş bir Türkiye'de yaşıyoruz. Evet, Avrupa'yı Avrupa,
demokrasiyi demokrasi yapan değerlerden gitgide uzaklaşan bir Türkiye’de yaşıyoruz. Anayasa Mahkemesi karar veriyor ama alt konumdaki bir mahkeme, uygulamıyor…!!!
Gün geçtikçe demokrasi, hukuk, özgürlük alanında ki sıkıntılardan yalnızlaşıyoruz.
Türkiye'de demokrasi, hukuk ve özgürlük
mücadelesi devam ediyor edecekte.
Bir noktaya daha değinmek istiyorum: "Avrupa hülyası" konusunda
yaşanan hayal kırıklığında en büyük pay; , yıllar yılı demokrasi, hukuk
ve özgürlüklerin gereğini yapmayan, gerekli yasal düzenlemeleri ve yapısal reformaları hayata geçirmeyen, Ankara'daki siyasal iktidarlardır.
Ancak bu hayal kırıklığında, Avrupa'daki özellikle muhafazakâr parti ve
hükümetlerin, milliyetçi, popülist ve ırkçı siyasal hareketlerin Türkiye'ye karşı
uzun yıllar takınmış oldukları samimiyetten uzak, dürüst olmayaniki yüzlü,
hatta düşmanca tutumun payı da vardır.
Uzun lafın kısası... Bir yandan Türkiye, "Avrupa hülyası"nın hazin bitişini yaşıyor.
Öbür yandan, İkinci Dünya Savaşı sonrasında, savaş ve milliyetçilik illetine
karşı tarihin belki de en büyük barış projesi olarak sahneye çıkmış
Avrupa Birliği'nin temelleri, milliyetçilik ve popülizm tarafından kemiriliyor.
Demokrasi ve barış açısından tam bir talihsizlik olan bu iki süreç, tersine dönebilir mi?..

Bekleyip göreceğiz…!!!

SON SÖZ: ‘’ HUKUK, BİR GÜN HERKESE LAZIM OLUR.’’ *Anonim*