HOŞ GELDİN 2021

01/01/2021 20:31 368

 

Klasik bir sözdür; acısıyla, tatlısıyla koca bir yılı daha devirdik demek. Günler su gibi aktı, göz açıp kapayana kadar, geldi, geçti koca bir yıl. Ömrümüzden bir yıl daha eksildi.

Şüphesiz ki her yıl gelip gidiyor… Ancak, 2020 yılı, insanlık için adeta bir dram yılı oldu. 2019 yılının sonlarına doğru başlayan salgın hastalık, Covid-19, namı diğer korona virüs olarak, tüm dünyayı kasıp kavurdu. Dengeleri alt üst etti. Büyük paniğe yol açtı. En gelişmiş ülkeler bile şaşkınlık içinde ne yapacaklarını bilemeden, uzun süre bocalayıp durdular. İnsanlar  hala travma geçirmekten, kendilerine gelemiyor. İş dünyası, piyasalar, ekonomi, üretim, tüketim, ticaret gibi tüm ekonomik faaliyetler değişime uğradı. İnsanların sosyal, kültürel ve aile hayatı kısıtlamalarla sürdürülür oldu. Dünya, yeni bir oluşumun, yeni bir düzenin parçası oldu. Şurası muhakkak ki; artık hiçbir şey, eskisi gibi olmayacak... Bilim dünyası, bu bilinmeyen sağlık düşmanını tanıyıp, önlem geliştirene kadar, bir yıl geçti… Virüsü tanı, etkilerini ölç, önlemlerini al derken, daha yeni yeni aşıya ulaşılabildi. Dileğimiz odur ki, 2021’de virüs kontrol altına alınır ve normalleşme başlar…

Bu gelişmeler karşısında çok canlar kaybettik…Sevdiklerimizi, en yakınlarımızı yitirdik…Ağladık…Üzüldük…

Beklentilerimiz gerçekleşmedi. Tatsız şeyler yaşadık. Pek çok şey gönlümüzce olmadı. Bazılarımızın işleri tıkır tıkır yürürken; bazılarımızın işleri, iyi gitmedi. Kimi işyerini kapattı, kimi fabrikasında kapasitesi altında çalıştı. Milyonlarca insan işini kaybetti…

İşleri iyi gidenlerimiz mutlu, gitmeyenlerimiz mutsuz oldu.

Çocuklarımız, yeğenlerimiz, torunlarımız dünyaya geldi.

Sevindik, mutlu olduk. Takımlarımız kaybetti, rakiplerimiz kazandı.

Kazananlar sevindi, kaybedenler üzüldü. Umutlarımız, hayallerimiz, sevdalarımız vardı.

Gerçekleşmedi, mutsuz olduk.

Yani? Yani, sıkıldığımız, bunaldığımız günler de oldu, zevkten dört köşe olduğumuz günler de…Acılarımız da oldu, sevinçlerimiz de… Güldüğümüz de oldu, ağladığımız da…

Sonuçta, öyle ya da böyle koca bir yıl daha geçti, gitti. Ömür duvarımızdan bir tuğla daha eksildi. Gerçekleşmeyen umutlarımız, bir sonraki yıla ya da yıllara kaldı.

Tek tek hepimize biçilmiş bir ömür var.

Sonuçta bizler; öyle ya da böyle; bizlere biçilmiş rolleri oynarken, bize biçilmiş o ömrü dolduruyoruz. İşin özünde insanız, duygularımız var.

Arzularımız, beklentilerimiz, umutlarımız, hayallerimiz, sevdalarımız var.

Bu hasletler bizi, diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerdir.

Arzulayacağız elbet. Beklentilerimiz, hayallerimiz, umutlarımız olacak.

Bunların gerçekleşmesini isteyeceğiz. Hemen olmasını, bu yıl olmasını, olmadı önümüzdeki yıl olmasını isteriz, isteyeceğiz de…

Böyle olmasını, “umacak”, böyle olacağını “sanacağız”.

Kim engelleyebilir ki bunu?

Ya da ne hakla, hangi mantıkla, hangi gerekçeyle engelleyebilir ki?

Bütün bunları, bir yere gelmek için söylüyorum.

Her yılbaşında (ya da öncesinde) bir ya da birkaç yobaz çıkıyor; “Efendim yılbaşı, Hıristiyan kültürüdür, bize yakışmaz, günahtır falan filan…” diyor.

Bu yılbaşı öncesinde de böyle biri çıktı.

İnanır mısınız, bu tür yobazca söylemleri (yine) işiteceğim diye, yılbaşı yaklaştıkça, bana hafakanlar basıyor.

Bu çağda (hâlâ) bu yobazlık, niye?…

Hiç kimsenin Hazreti İsa’nın doğumunu  moğumunu kutladığı yok…!!!

Bir yıl bitiyor, yeni bir yıl başlıyor. Biz bunun muhasebesini yapıyoruz. Bir tarafta kaybedilenler, eski yılla gidenler…Yeni yıl, tek kelimeyle umuttur, beklentidir, hatta hayal kurmaktır… Hep acaba? Acaba? Diye sürekli umut pompalarız…

Siz buna “bir yıl ölüyor, yeni bir yıl doğuyor…” da diyebilirsiniz.

Bu inanç, bu düşünce, bize (İslamiyet öncesi) atalarımızdan geçen bir gelenektir.

Bunun özentiyle, yozlaşmayla uzaktan yakından ilgisi yoktur…

Hıristiyanların, Hz. İsa’nın doğuşu olarak kutladığı Noel bayramı; atalarımız Türkler için yeniden doğuş bayramıdır.

Atalarımızın bu bayrama verdikleri ad da “NARDUGAN” dır. (Nar, güneş; nar dugan da doğan güneş demektir.)

Atalarımız Türklerin geleneklerinde de çam ve çam süsleme geleneği vardır.

Atalarımız, tek Tanrılı dinlere geçmeden önceki inançlarına göre, yeryüzünün tam ortasında bir akçam ağacı bulunurdu ve atalarımız buna “hayat ağacı” derlerdi. Nitekim bu ağaç motifini, eski kilim ve halılarımız üzerinde de görebilirsiniz.

Bütün bunlar da bir yana; yeni yıl; yeni umutlar, yeni beklentiler, yeni heyecanlar demektir.

Ummak, sanmak, beklenti içerisine girmek demektir.

“Efendim, umma!... Sanma!... Beklenti içerisine girme! Heyecanlanma! Kutlama mı !… ”

Diyorsunuz…?  O vakit, Sana neee?!...

Sana ne benim hayallerimden, umutlarımdan, beklentilerimden?!… Kime ne?!...

Sıfatı, unvanı, titri ne olursa olsun; kim, ne hakla, hangi mantıkla, bu insanca duyguları yok etme hakkını kendinde görebilir ki…!!!

Yeni yılınız kutlu olsun. Yeni yılda sağlık ve  huzur başta olmak üzere, her şey gönlünüzce olsun…

SON SÖZ: ‘’UMUT, HER İNSANIN EKMEĞİDİR. YER, YER BİTMEZ…’’